HUNKAR SAG GIYDIRME
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

09.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Dördüncü uzun metrajlımız: “Dr. Dilara”

Sinema sevdasını tutkuya dönüştürmüş, çok iyi donanımlı aydınlarımızdan Tamer Garip, “Kod Adı Venüs” filminden de edindiği deneyimleri konuşturarak bizi yeni uzun metrajlı filmiyle buluşturdu:

“Dr. Dilara”

Sinemalarımızda gösterimlerine başlanan Garip’in ikinci uzun metrajlı filmi, sinema kültürü tarihimizin de dördüncü uzun metrajlı yapımını oluşturmaktadır. İşte bu bağlamda, filmin tarihi nitelik içerdiğinin altını çizmeliyim.

İnancım odur ki, bu ilk cesaretli ve özverili çalışmalar önümüzdeki dönemlerde onlarca ürün verecek olan müstakbel sinemacılık sektörümüzün de ilk ayak sesleridir.

Daha önceki iki yerli uzun metrajlı filmi çekmek “Gün Batarken” ve “Anahtar” adlı çalışmalarıyla Cemal Yıldırım’a nasip olmuştu.

Tamer Garip’in gala gösterisinin sonunda da vurguladığı gibi, sinemacılık sektörü, hem tanıtım ve hem de gelir açısından altın yumurtlayan tavuktur. Önümüzde duran en canlı ve en etkileyici örnek, gerek televizyon dizi sektörünü, gerekse sinemacılık sektörünü olağanüstü bir başarıyla geliştiren Türkiye’nin bu sayede yılda 500 milyon dolarlık bir dış satımı gerçekleştirme aşamasına gelmesidir.

                                                               *             *             *

Galada bu gerçeklerin seslendirilmesi çok önemliydi. Ama acı olan şu ki, salonda bu mesajları alması gereken karar mekanizmalarının temsilcileri yoktu. Gözlerim, “siyasi kimlik” sahibi kişileri salonda boşuna aradı.

Tanıtıma ve dünyaya açılıma ihtiyacı olan devletimizin, uluslararası bir literatür olan sinemanın etkin diliyle dünyaya verebileceği yığınla mesaj vardır. O mesajların yaratıcı sinemacılar tarafından uluslararası topluma ulaştırılabilmesi adına devlet üzerine düşeni yapmalıdır.

Sinema sanatına gönül vermiş olan yaratıcı aydınlarımızdan ve sanatçılarımızdan hem her türlü destek esirgenmemeli, hem de yabancı sinemacıları da ülkemize çekebilme adına, örneğin Kültür Bakanlığı’nın ilgi alanları içinde, platolar oluşturulmalıdır. Platolar kurmak isteyen yerli ve yabancı yatırımcılara her türlü olanak sunulmalıdır.

Yılın 365 gününde rahatça film çekebilmek, bol ışıklı Kıbrıs’ımızın coğrafyasının, ikliminin ve zengin tarihinin bize sunduğu nimetlerdir. Bu nimetleri değerlendirmemekte ısrarlı olmak, tek sözcükle aymazlıktır.

                                               *             *             *

Tamer Garip “Dr. Dilara” filminde, Kıbrıs’taki her iki halkın da ortak dramı ve kanayan yarası olan “kayıp şahıslar” ve “toplu mezarlar” üzerinden yola çıkarak, Kıbrıslı Dr. Dilara’nın acılı serüveni ekseninde güncel bir ada öyküsünü anlatıyor. “Kadın odaklı” bu filmde bir bakıma Kıbrıs Türk kadınının kimliği üzerinde de analitik bir eksersiz yapılmaktadır. “Kıbrıs Türk kadını nasıl olmalı ve nasıl ilham vermeli?” sorusunun yanıtlarını ararken buluyoruz kendimizi akıcı öyküyü izlerken…

Dr. Dilara (Ruhsan Ankay), “intihar” süsü verilen bir cinayete kurban giden eşinin cenazesini İtalya’da toprağa verdikten sonra, 6 yaşındaki kızı Asya’yla (Buse Kırpala) birlikte döndüğü Kıbrıs’ta destek olarak yanında iki kadın bulur: Okul arkadaşını ve teyzesini. Uzaklardaki iş adamı baba (Metin Erduran), kızının sorunlarına yeteri kadar duyarlı değil. Görüntülü telefon konuşmalarında ancak bir ay sonra buluşabileceklerini söylüyor ciddi sorunlarla savaşmakta olan kızına… Dilara’nın “ağabey” gözüyle baktığı en yakın aile dostu (Ercan Seymen) ise finalde trajedilerin kilit ismi olarak şok yaratacaktır.

Dilara’nın akademisyen İtalyan eşi, dünya genelinden başlayarak Kıbrıs’a ulaşan araştırmalarında toplu mezarların belgesellerini yapmaktadır. Dr. Dilara, eşinden kalan projeyi bir miras olarak üstlenip öğrencilerinin de katılımıyla sürdürmeye çalışır. Kötü kimliklerin kazıları bir rant olarak değerlendirip paha biçilmez gömülerin peşinde olduklarını öğrendiğinde, şantaj adına kaçırılan minik kızı da artık büyük bir tehlikenin içindedir.

                                                               *             *             *

Filmin tek profesyonel oyuncusu, İtalyan mafyacısını başarıyla canlandıran Cengiz Bozkurt... Anlaşılan o ki, Tamer Garip’in Londra’dan beri dostu olan Bozkurt, Garip filmlerinin fetiş oyuncusuna dönüşecek!. Sanat yönetmenliğini YDÜ İletişim Fakültesi Dekan Vekili değerli grafik sanatçısı Doç. Dr. Gökçe Keçeci’nin üstlendiği filmin oyuncu kadrosu genellikle YDÜ Sahne Sanatları Fakültesi’nden seçildi. Genç polis müfettişi rolü ise konservatuar eğitimini Londra’da geliştirmekte olan YDÜ mezunu Celal Can Orhan’a verildi. Celal Can, medya camiamızın emektarlarından Dilek Orhan’ın yakışıklı oğlu...

“Dr. Dilara”, bir YDÜ İletişim Fakültesi Projesi olunca, o fakültenin üst düzey sorumlusu olan ve filmde kısa bir rolü de üstlenen Doç. Dr. Gökçe Keçeci’nin şu vurgusu anlam kazanmaktadır:

“Çekim sürecinde yer alan fakülte öğretim elemanları ile öğrencilerimiz uygulamalı bir sinema filmi projesinde mesleki deneyim açısından büyük bir fırsatı yakaladılar.”

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.