Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

27.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Dünya nüfus kontrolü nasıl yapılmalı?!..

O çok gelişmiş emperyal beyinlerin bir güncel derdi de, dünya nüfus planlamasının nasıl yapılabileceğine dairdir…

Öyle ya, patlaya patlaya büyümekte olan dünya nüfusuna gün gelecek gezegenimizin kaynakları ve Tanrı’nın nimetleri de yetmeyecek!..

Kaynak yetersizliklerinden kendi coğrafyalarında barınamayan az gelişmiş ve hiç gelişmemiş ülkelerin insanları, önünde durulamaz mülteci akınları halinde gelişmiş refah ülkelerinin sınırlarını zorlayacaklardır.

Nitekim, işte bu mülteci akını daha şimdilerden başlamış durumda… Yoksul ve sefil mültecilerin durdurulamayan akınları Batılı ülkelerin iç siyasetlerini de etkilemeye başladı. Irkçılık ve milliyetçilik tavan yapıyor… İktidarlar el değiştiriyor… Avrupalıların mutluluğu ve refahı adına oluşturulan Avrupa Birliği gibi bir örgütlenme temellerinden sarsılıyor…

                                                                              *             *             *

“Inferno”… Yani "Cehennem"... Dan Brown'ın çok okunan ve Dante'nin cehennemine ve dünyanın korkunç nüfus patlamasının çözümüne odaklanan romanıdır. Şimdi o romanın sinemaya uyarlanan görsel versiyonuyla yüzleşiyoruz.

Dan Brown’ın “Da Vinci Şifresi” ile “Melekler ve Şeytanlar” adlı romanlarını da sinemalaştırmış olan Ron Howard,  ünlü imzasını “Inferno’ya da attı. Gösterime girer girmez, daha ilk günden, filmin meraklı izleyicileri arasındaydım. Romanı beni oldukça etkilemişti, "bakalım filmi nasıl?" merakıyla koştum sinemaya.

Brown’’ın yarattığı tarih bilimcisi Prof. Robert Langdon karakterini “Inferno”da da yine Tom Hanks canlandırıyor. Langdon’ın gizemli yardımcısı Dr. Sienna Brooks’da güzel İngiliz oyuncu Felicity Jones var. Romanı okuyanlar da bilecektir: Sienna, başında peruğu olan dazlak bir karakterdir ve saçların yitirilmesinin de, kadının ruhunda travma yaratan bir öyküsü vardır. Romanın bu kesiti, sinemasal anlatımda es geçiliyor.

Film harikulâde sürükleyici ve gerilimli. Ama o muhteşem görselliğe karşın romanın derinliği filmde yok... Dan Brown, Floransa - Venedik ve İstanbul eksenine oturttuğu öyküsünde, okuyucusunu inanılmaz güzellikte bir arkeoloji ve tarih yolculuğuna çıkarıyor.

Ünlü yazar, öyküde irdelenen her mekânın tarihini ve felsefesini anlatıyor. Özellikle Rönesans'ın doğum yeri Floransa'yı okuyucusuna adeta bir usta rehber gibi, iç ve dış mekânlarda adım adım gezdirip dolaştırıyor. Sinemasal dil, tabii ki edebiyat diline özgü ayrıntıları ifade edemez… Romanın finalindeki İstanbul bölümü de, Yerebatan Sarayı'nın gizemli ortamında çok hızlı geçiştirildi. Öyle olsa bile, Türkiye turizmine önemli bir katkı yapılmış sayılır.

                                                               *             *             *

Son sözlerim: Kimi manyakların dünya insanlığına nasıl bir nüfus planlaması getirmeyi düşlediklerinin anlaşılabilmesi adına, hem Dan Brown’ın romanındaki temanın ve hem de o romandan uyarlanan filmin mutlaka izlenmesi gerekir.

Romanı okuduğumda da, filmi izlediğimde de şunu düşündüm: Poşet içinde tuzaklanan ve dünya nüfusunun yarısını yok edecek güçteki o kurgusal veba virüsünden çok daha etkileyici ve gerçek silahlarla günümüzde amansız bir nüfus kontrolüne girişilmedi mi zaten?

Ne var ki, bu ölümcül nüfus kontrolü, sadece az gelişmiş ülkeleri hedef almakta!.. Manyak milyarder biyolog Bertrand Zobrist (Ben Foster) de korkunç ölümcül projesinin dünyaya yayılma yeri olarak, İstanbul’un Yerebatan sarnıcını seçmiştir!.. Rastlantı değil elbet!..

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.