KıbrısFm
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

27.02.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Gettolaşma…

Suçun belli bir yöresi olmadığını görebilmemiz için gazete sayfalarını önümüze açmak yeterlidir. Her ülkede olduğu gibi, bizim ülkemizde de suç her taraftadır…

Ama geçen haftanın içinde Lefkoşa’nın Arasta bölgesinde yaşanan üzücü bir olay dikkatlerin bir kez daha sur içine yönelmesine neden oldu…

TC kökenli birkaç gençle Kıbrıs Türk kökenli gençler arasında yaşanan son derece üzücü olay toplumda yankılar yarattı. Bu vesileyle Lefkoşa sur içine ve ne acıdır ki oranın insanlarına dair söylenmedik söz de bırakılmadı.

Oysa genel suç skalasına baktığımızda Lefkoşa sur içi en az suçun işlendiği bölgelerimiz arasındadır. Kendi garibanlığına kapanan o bölgeyi New York’un Harlem’ine, Londra’nın Soho’suna ya da İstanbul’un karanlık Beyoğlu arkasına benzetmek haksızlık ve abartma olur.

*             *             *

Lefkoşa sur içinin en büyük sorunu ihmal edilmişliktir. 1974’ten sonra yepyeni yerleşim olanaklarına ve açılım fırsatlarına kavuşan öz Lefkoşalılar sur içini terk ederken oralara bölgenin yeni göçmen sakinleri doluştu…

Sur içinin yeni sakinleri, o bölgenin yıpranmış yoksul ortamında getirdikleri kültürle ve kaderleriyle baş başa bırakılırken aslında önemli tarihi değerlere sahip bir kültür mirası da onlarla birlikte ihmale uğradı…

Lefkoşa sur içinin hak ettiği değere kavuşturulması adına çeşitli girişimler ve yatırımlar yapılsa da, diğer yörelerimiz hızla kalkınırken, bu bölgenin toplumsal yaşamın dışında bırakılma hali hiç giderilemedi. İhmal büyüdü… Ekonomik, sosyal ve kültürel bağlamdaki kalkındırma girişimleri hep yetersiz kaldı…

Arasta’da geçen hafta yaşanan ve kamuoyumuzun dikkatini çeken o üzücü olayın Lefkoşa sur içi gibi bölgelerimizin dışlanmışlıklardan kurtarılabilmesi adına bir fırsat olması gerektiğini düşünenlerdenim. Ama kim kime, dum duma!..

Siz insanları hangi kültürün ve bunalımların sarmalında bırakırsanız, işte o kültürün ve bunalımların tepkilerini görürsünüz.

*             *             *

Geçen yılın bahar aylarında basmaya hazırlandığım “Lefkoşa’nın Orta Yeri Sinema” adlı kitabım için Yediler Bölgesi’ne gitmiştim. 1953 yılında yanıp kül olan halkımızın ilk kapalı sinema salonu Beliğ Paşa Sineması’nın izlerini aramaktaydım. O bölgenin gençleri ve çocuklarıyla söyleşi yaparken beni sarsan acı bir gerçekle yüzleştim… Bu gençler ve çocuklar sinemanın sadece adını duymuşlar, ama hayatlarında hiç sinemaya gitmemişlerdi…

Sinema toplumumuzda en ucuz ve en yaygın eğlencedir. Ama sosyal ve kültürel durumları nedeniyle bu eğlenceden bile yoksun olan kuşaklar yetişiyor şimdi Lefkoşa sur içinde…

“Sinema” sadece bir imge… Anlatmaya çalıştığım şu ihmal edilmişliğin imgesi… Sinemayı bile tanıtamadığımız bu kuşaklar daha nelerden yoksundurlar, lütfen bir düşününüz.

Onlar için birlikte kaynaşma, sevgi, ilgi, eğitim ve en önemlisi anlayış gerekir. KKTC olarak da, Türkiye Cumhuriyeti olarak da bu konudaki sorumluluklarımızı yerine getirmezsek tanığı olduğumuz sosyal patlamalar karşısında öncelikle kendimizi sorgulamalı, aynanın karşısında vicdan muhasebesine girişmeliyiz…

*             *             *

Ülkemizde aşikâr şekilde gettolaşmalar başlarken, devletsel ve toplumsal ilgiyi bekleyen tabii ki sadece Lefkoşa sur içi değildir. İhmalin ve toplum dışına itilmişliğin kaderini yaşayan daha başka yöreler de vardır ülkemizde… Örneğin Gazimağusa’nın Maraş’ı, Güzelyurt’un adına “Şırnak” denilen göçebe işçi mahallesi, Karpaz’ın dibi ve bazı sınır köyleri…

Minicik bir ülkede refahın yanında böylesi bunalımlı ve getto çağrışımlı yörelerin oluşması vicdanları sarsan bir durumdur…

Kıbrıs sorununa siyasal çözüm aranırken kimi çevrelerin sıkça seslendirdiği bir ukde vardır. Derler ki; “Niye sadece Kuzey Kıbrıs? Güney Kıbrıs da bizim yurdumuzdur. Güney Kıbrıs’ın her noktasında Kıbrıslı olarak hakkımız vardır.”

Kıbrıs’ın geneli üzerinde hak iddia ederken, kendi ülkemizin tümüne sahip çıkmamak ve gettolaşma sürecindeki yörelerle hiç ilgilenmemek altı çizilmesi gereken bir paradokstur…

Önce kendi öz evimize sahip çıkalım da, tüm adada söz sahibi olma hakkımızı ondan sonra öne sürelim…

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.