Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

22.02.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Gıda terörü…

Gıda güvenliğimiz en büyük ve hatta en dehşet verici eksikliklerimizden biridir. Gün geçmiyor ki, pestisit yüklü sebze ve meyvelerin, tarihi geçmiş gıda maddelerinin toplatıldığını ve imha edildiğini duymayalım… Ya yakalanamayıp sofralarımıza gelen ölümcül gıdalar?..

Hangi ürünün GDO’lu olduğu, hangisinin olmadığı çarşımızda belirsiz. Ambalajlarda o tür kayıtlara pek rastlanmıyor.

Kendi çarşımızı es geçip Güney Kıbrıs çarşısına neden gittiği sorulan vatandaşların çoğu, öte tarafta daha güvenli bir gıda pazarlaması bulduklarını söylemekten çekinmiyorlar.

Durum böyle olduğu halde, ülkemizde hâlâ etkin bir gıda güvenliği mekanizması oluşturulamıyor. Çağdaş ve uygulanabilir yasalar devreye konulamıyor. Sanki, bu yöndeki çalışmaları ve istençleri bastıran gizli ve güçlü bir el varmış gibi!..

Bana sorarsanız, o “gizli ve güçlü el” kuşkusu, hiç de yersiz değildir. Çünkü dünyamızda bugün gıda teknolojisi çok güçlü ve acımasız ellerdedir. Emperyalizmin daniskası, artık gıda sektöründe gözlemleniyor.  Ve bunun sonuçlarına baktığımız zaman, gıda terörünün sinsi bir şekilde dünyanın her yanına yayıldığı gerçeğiyle yüzleşiriz…

Bu öyle bir terörizm ki, gıda sektörlerini denetim altına alabilmek için bilim ve teknolojiyi kullanırken, çeşitli ölümcül hastalığı da, inanlığın başına bela etmektedir.

Doğal olmayan tohumlarla yapılan gıda üretimi, kanserin patlamasında da en önemli faktördür.  İnsan neslini çürüten diğer hastalıkların da tetikleyicisidir. Örneğin bundan 30 yıl önce yeni doğan her 750 bebekten biri otistikti. Bugün ise, her 88 bebekten biri otistik…

GDO’lu beslenmenin hastalıkları tetiklemesinin şaşılacak bir yönü yoktur. Çünkü o tohumlar, çeşitli sebze ve meyve tohumlarının genetik olarak modifiye edilmesiyle elde edilmektedirler. Genetiği bozuk tohumlardan alınan ürünlerin, insan ve canlı genetiğini de bozması kaçınılmaz bir durumdur…

                                                               *             *             *

Dünya üreticileri, artık doğal tohumu bulamaz oldular. Tarımsal üretimdeki on binlerce yıllık birikim ve zenginlik, yavaş yavaş tohum tekellerinin eline geçiyor... GDO canavarını el birliğiyle yaratanlar da işte bu tekellerdir…

GDO’lu tohumlar ABD, İsrail ve Hollanda tarafından üretiliyor… Dayanışma halindeki 57 dev şirket, tohum çeşitliliğini hızla azaltarak, GDO’nun imparatorluğunu kurdu… Bu şirketler, şu anda dünya tohum piyasasının da yüzde 57’sine sahiptirler. İnsanların doğal ve sağlıklı besine ulaşmalarının önüne aşılması zor duvarlar dikiyorlar…

Tekellerin esas hedefi, yakın gelecekte, tohum piyasasının yüzde yüzünü ele geçirmektir. İşte o zaman, insanlarla doğal ve sağlıklı beslenme arasına ördükleri o duvarlar, tamamen aşılmaz duruma gelecektir.

Bu tohum tekelcileri, kasalarını daha fazla doldurabilme adına, gıdanın ve beslenmenin pahasını da gittikçe artırıyorlar. Az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelere sattıkları GDO’lu tohumlar altından da daha pahalıdır…

                                                               *             *             *

GDO’lu tohum kullanımında, üreticileri cezbeden acı gerçekler de vardır maalesef… Örneğin tek bir GDO’lu tohumdan 25 kilo domates elde edilebiliyor. Ekimin yapıldığı alandan, hep aynı kalitedeki bol ürünün hasadı, aynı zaman dilimi içinde yapılabilmektedir. Ekim ve yetiştirme aşamaları doğal tohumlara oranla daha  zahmetsiz ve daha düşük maliyetlidir. GDO’lu ürünler, lezzet açısından olmasa da, görüntü açısından çekicidirler. Bu dayanıklı ürünlerin raf ömürleri de uzundur.

Ne var ki, bol ürün alabilmek adına kullanılan o tohumlar kısırdır. Verdikleri üründen, bir sonraki ekim için tohum elde edebilmek olanaksızdır. Ürünün alınmasından sonra, yerlerine yenilerinin ekilebilmesi için, tohum tekelcilerine yeniden tonla para ödemek zorunluluğu vardır..

Böylece toplumların hem sağlıkları, hem de ekonomik birikimleri oluk halinde biteviye gıda tekelcilerinin kokuşmuş kasalarına akmaktadır…

                                                               *             *             *

Bu tekeller dünya tarım sektörlerini tümüyle ele geçirdikleri ve doğal tohumları hepten yok ettikleri zaman, diledikleri ülkeleri ve bölgeleri de, GDO’lu tohumlarını vermemek suretiyle, açlığa mahkûm edebileceklerdir. Ya da açlık tehdidiyle onlar üzerinde ölümcül baskı kurabilecek ve dilediklerini elde edebileceklerdir.

Dünyayı bekleyen en büyük kâbus işte budur. “Açlıkla oyun olmaz” denir ama, bunlar açlıkla oyunu vahşi bir siyasete dönüştürmeyi, günü geldiğinde mutlaka deneyeceklerdir…

Bu tekelci şirketlerin aynı zamanda tarım ve kanser ilacı üreticisi olmaları, kâbusun ve trajedinin boyutlarına dair ürpertici mesajlar ve kehanetler veriyor…

                                                               *             *             *

Çok acıdır ki, Türkiye, 2006’da “AB kriterlerine uyum” adına çıkardığı “Tohumculuk Kanunu” ile gıda teröristlerinin sultasına kendi istenciyle giren ülkeler arasına katıldı.

Bu kanun gereğince, yerel ve doğal tohumların üreticiye satılması yasaklandı. Satış, özel şirketlerin tekeline verildi.  Buğdayın anavatanı olan cömert Anadolu, ithal GDO’lu buğdaya teslim edildi. AB kriterlerine uyulacak diye yapılan o yasal düzenleme, hem yerli ve doğal tohumların yok olmasına, hem de GDO’lu tohumla birlikte milli gelenek ve kültürün yavaş yavaş silinmesine neden olmaktadır.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.