Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

25.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Girne, içine girme!..

İnternette dolaşırken arıların kovanlarına ve karıncaların yuvalarına ilişkin ilginç bilgiler ve krokilerle yüzleştim… Böylesi bir yüzleşmenin de tam zamanıydı hani!..

Bizim yerleşim alanlarımızda sorun ve bunalımlar yaratmaya başlayan çarpık yapılaşmalarımız, kaçınılmaz olarak hemen aklıma gelendi…

Krokilerde arı kovanının ve karınca yuvasının kesitleri ayrıntılı biçimde yansıtılıyor.

Kovanda ve yuvada, inanılmaz bir imar planı uyarlaması hemen dikkati çekiyor. Doğayla uyum harika… Doğal kovanlar ve karınca yuvaları, doğa koşullarından etkilenmeyecek ve doğadan azami istifadenin sağlanabileceği köşelere yerleştirilmiş… Üretim, üreme, yerleşim, gıda stoklama ve atıkları dışlama bölümleri, giriş ve çıkışlar usta bir mimar özeniyle düzenlenmiş. Binlerce arı ve binlerce karınca hiçbir karmaşa yaşamadan bu düzeneğin içinde tam bir verimlilikle yaşam sürdürüyor…

İmar planlarından yoksun yerleşimlerimiz yüzünden gittikçe büyümekte olan toplumsal karmaşamız maalesef arılar ve karıncalar kadar bilinçli ve disiplinli olmadığımız gerçeğini yüzümüze şamar gibi indiriyor…

                                                                              *             *             *              

“İmar planı” demek, yerleşim uygulaması yapılan yerin zamana ve gelişmelere direnebilecek alt yapı düzeneğini, inşaat parsellerini, bunların yoğunluğunu ve düzenini, yolları, dinlence ve soluklanma alanlarını ve de yerleşim uygulamasına esas oluşturacak diğer teknik bilgileri ayrıntılarıyla gösteren, üzerine kadastral durum da işlenmiş bilimsel imar ve kalkınma çalışması demektir.

Uygar ülkeler yerleşim sorunlarını bu bilimsel gerçeklerin çerçevesinde çözmektedir. Biz ise bu bilimsel gerçeklere sırtımızı inatla çevirdiğimiz ve gelişigüzel yerleşim uyarlamalarında direndiğimiz için, oldukça güncelleşen şu Girne tedirginliği gibi üzücü durumlara toslamaktayız.

Gündemde çalkalanan konu, yüksek binalarla betonlaştırılması ısrarla sürdürülen çok acı bir Girne vakasıdır... Akla gelen şu tekerleme güncel vaziyetle nasıl da örtüşüyor: "Girne, içine girme..."

İçine girenlerin bunaldığı bir kente dönüşüyor gerçekten Girne... Bu sürdürülemez duruma ilişkin çare arayışları da, son zamanlarda ülkemizde ses getiren tartışmaları tetikliyor.

                                                               *             *             *

Bilimsel görüşlerin odaklandığı gerçek, Girne’nin gittikçe büyüyen yerleşim bunalımının ancak duyarlı bir imar planıyla aşılabileceğidir. Bu gerçek karşısında, imar planı yasası içeriğinden tümüyle yoksun olan siyasal ve popülist emirnameler günü bile kurtaramayacak kadar aciz ve eğreti kalmaktadır.

Yerleşim alanları gittikçe kısıtlandığı ve pahalılaştığı için dikey yapılaşmadan başka bir çare kalmadığını savunanlar vardır. Haksız olduklarını ileri sürmeyeceğim. Ama dikey yapılaşma da mutlaka uygulanabilir bir imar planı yasasının kapsamında düşünülmelidir. Alt yapısı kaldırmayan bir beldeye daha fazla yerleşim yapabilmek için inadına ve plansız – programsız dikey yapılaşmalar getirilirse, orası mutlu bir yaşam alanı olmaktan çıkar, dayanılmaz bir yaşamın kâbuslu dekoruna dönüşür.

Gerçek olan şu ki Girne’nin şu andaki alt yapısı yoğun yeni inşaatları kaldırabilecek durumda değildir. Kanalizasyon, trafik düzeni, dinlence ve soluklanma alanları ve otoparklar artık artan nüfusa da, çarpık yapılaşmaya da yanıt veremiyor.

Bırakınız alt yapısız yeni yapılaşmaları, ama bugünkü durumda bile Girne'nin kanalizasyon borularının ve derelerinin o güzelim denize akmakta olduğundan herkesin bilgili olduğunu sanırım.

Hem de bu facia merkezde, Dome Hotel dolaylarında yaşanmaktadır. Umursuz insanlar orada denizden gelen kötü kokuyu solumalarına karşın; dinlenmeyi, balık avlamayı ve hatta denize girmeyi sürdürüyorlar.

Alt yapının asla kaldıramadığı bu çarpık yapılaşmalara iyimserlik, sorumluluk ve hoşgörüyle bakabilmek mümkün mü?

“Turizmimizin başkenti” olarak ilan ettiğimiz ve hassasiyetle korunması gereken tarihi dokusuna ısrarla tecavüz ettiğimiz Girne’nin bugünkü durumundan bugünün nesli bile tedirginse, gelecek nesillere vermek zorunda kalacağımız ağır hesapları düşünmeliyiz…

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.