Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

18.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Güvenlik muamması…

Belirlenen takvim Rum – Yunan tarafınca delindiğinden ve temasların önü açık tutulduğundan dolayı, Cumhurbaşkanımız Mustafa Akıncı Cenevre dönüşünde görüşmelerin sonuçlandığına dair müjdesini veremedi. “İhtiyatlı bir iyimserlik” içinde olduğunu söyledi.

Gerçekten de ihtiyatlı olmakta yarar var. Bizans oyunlarının üstadı olan o ikilinin ne yapacağı hiç belli değil!..

Bugün Mont Pelerin’de teknisyenler düzeyine indirgenerek yeniden başlatılması beklenen görüşmelerde bir sonuç alınabilirse, masa dışişleri bakanlarına havale edilecek. Onlar eğer bir uzlaşmaya varırlarsa devreye girme sırası başbakanlara gelecekmiş…

Görüşmeler “Güvenlik Ve Garanti” başlığı altında sürdürülecek. Gelgelelim bu yaşamsal güvenlik konusu, son günlerde tam bir muammaya dönüşmüş durumdadır.

Cenevre'deki görüşmelere ilişkin düşüncelerini geçen hafta cuma namazından çıktıktan sonra ayak üstü seslendiren TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, ilk anda flaş haber olarak şu sözleri düşmüştü ekranlara:

"Biz sonsuza dek Kıbrıs'tayız. Türkiye'nin olmadığı garantörlüğü beklemeyin."

O gün Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın dördüncü ölüm yıldönümüydü. Hiç kuşkusuz, ölüm yıl dönümünde Rauf Denktaş'ın aziz ruhunu bundan daha fazla şad edebilecek bir armağan olamazdı. Çünkü Denktaş "Beni Türkiye'yi Kıbrıs'a getiren kişi olarak anımsayınız, bu bana yeter" derdi.

                                                               *             *             *

Ne var ki, Erdoğan'ın garantiler konusundaki konuşmasının tam metni önümüze serildiğinde, aldı çoğumuzu bir düşünce... Çünkü satır aralarında, haberin ilk özet servisinde yer almayan önemli bir vurgu dikkat çekiciydi… Erdoğan, 1960'taki gibi Yunanistan'ın 950, Türkiye'nin de 650 asker bulunduracağı gibi bir şey söylüyordu.

Kamuoyu ilgisinin bu çok önemli satır arasına yoğunlaştığı gözlendi ondan sonra... Çünkü Rum Lider Nikos Anastasiadis de Erdoğan’dan önce yaptığı açıklamalarda garantiler konusunda 1960 anlaşmalarına dönmekten, adadaki Türk askerinin azaltılmasından ve Rum tarafı için önemli kazanımlardan falan söz etmekteydi… Erdoğan’ın söyledikleriyle Anastasiadis’in söylemlerinde bir örtüşme vardı…

Erdoğan ayrıca Yunanistan’ı kastederek bir şey daha söyledi “Onlar askeri çekerse, biz de çekeriz” şeklinde.

Yani kolordu boyutundaki Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri 1960 Anlaşmalarına uygun biçimde alay düzeyine mi indirgenecek? Ve bu alayın eğer Yunan alayı çekilirse, gün gele Kıbrıs’tan tümden çekileceğine dair bir olasılık da mı var?..

Bu konuda Rum – Yunan tarafına nasıl güvenilebilir Tanrı aşkına? Yunanistan askerini Limasol limanından çeker, Baf limanından yeniden çıkarır… Ya da sivil turist kimliğinde askeri yığınak yapar. Yakın tarihte örnekleri olan bu Yunan klasiğini görmezlikten gelmek çok aşırı bir iyimserliği ve hoşgörüyü gerektirir.

Olası bir çözümde Kıbrıs tümden AB toprağı olacak. Uluslararası garanti ve ittifak hakkından vazgeçmiş bir Türkiye artık adaya tek askerini sokamaz…

Uzun vadeli siyasetler uygulayabilme becerisine sahip İngiltere adadaki askeri yığınağını iki egemen üste konuşlandırmıştır. AB’nin ya da bir başka otoritenin ve ülkenin hükmü Dikelya ile Ağrotur’da vız gelir tırıs gider…

Türk diplomasisi güvenlik meselesi yeniden düzenlenecekse Kıbrıs’ın kuzeyinde hiç değilse bir egemen üsse sahip olabilme hamlesini de mi yapamayacak?..

                                                               *             *             *     

Anlaşma taslaklarına nelerin girmiş olduğunu henüz kimse tam olarak bilmiyor…

Bu belirsizlikler ve duyumlar ortamında güvenlik konusunda kaygıların sürmesi doğaldır… 650 kişilik bir garantör Türk gücü Kıbrıs'ta sembolik nitelikte olur. Böylesi bir güç, Rum tarafının RMM çıkışlı silahlı milislerine bile caydırıcı güç oluşturamaz.

Kaldı ki Rum tarafı yakın geçmişte, Yunan gençlerini de silahaltına alarak, 3000 kişilik profesyonel bir komando birliği oluşturmuş durumdadır…

1963'le 1974 arasındaki o müthiş süreçte, Lefkoşa’daki Türk Alayı'nın varlığına rağmen Kıbrıs Türk halkının başına neler geldiği hiç kimsenin meçhulü değildir… 1974’e kadar adanın çeşitli yörelerinde Türklere yöneltilen saldırılarda o alayın caydırıcılığı olamamıştı.

Ama şurası da bir gerçektir ki, 1974 Temmuz’unda Türkiye Kıbrıs’ta bilfiil savaşa girince o alay saldırıya geçen takviyeli Yunan alayına karşı destanlaşan bir direniş göstererek Yunan saldırısını ezmişti… Efsane asker Eşref Bitlis’in komutasında…

Tanrı’nın o günleri bizlere bir daha yaşatmamasını dilemekle yetinemeyiz. O günlerin bir daha tekrarlanmasını önleyecek kesin anlaşmaları yapmak zorundayız.  

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.