Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

13.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Kuran kursları ve Kuran dili…

Yazılarımda ruhani hallerimize ilişkin bazı güncel soruları getirdim gündeme… Birincisi, bu ülkede Kuran kursları yasaksa, İncil ya da Tevrat kurslarına neden hoşgörüyle göz yumulduğuna dairdi.

Bunun yanı sıra merakla şunu da sordum: “Adeta kapı kapı yürütülen ve hatta bazı mekânlarda kurumlaşan misyonerlik faaliyetlerinin farkında olmayan mı var bu ülkede?”

Ve bir soru daha: “Her ulus İncil’i kendi dilinde okurken, biz de Kuran’ı neden Türkçe dilinde okumayalım?”

Sorularla irdelediğim bu konulara halkımızın ne denli duyarlı olduğunu gelen görüşlerden anladım. Görüşlerin hemen tümü din eğitiminin ehil ellerde ve devlet denetimi altında yürütülmesi gerektiği noktasında birleşmektedir. Devlet ve hükümet yetkililerinin de bu duyarlılığı gözeten bir din politikası uyarlayacağına inanırım.

                                                               *             *             *            

Şimdi burada, sorgulayıcı irdelemelerim üzerine okurlarımdan gelen görüşler arasından iki farklı yorumu paylaşmak isterim. İlk yorum asker kökenli aydın ve başarılı iş adamlarımızdan sevgili Metin Yalçın’a ait. İkincisi ise ülkemizde Din İşleri Dairesi’ne başkanlık da yapmış olan ilahiyat diplomalı Ahmet Yönlüer’den. Yalçın’ın görüşleri:   “Ben de çocukluğumda yaz tatillerinde camide verilen Kuran kursuna gitmiştim, ikiz kardeşimle birlikte... Önce Arap alfabesi peşinden okuma ve sureleri ezberleme… Ne anlamını öğrendik, ne de yorumunu… Kullanmadığımız bir dili okuyabilmek, yazabilmek ilk başta ‘eski Türkçe bilmek’ dışında hiç bir anlamı olmadı bizim için o küçücük yaşımızda. Ve kısa sürede bize öğretilmeye çalışılanları unuttuk. Kuran'ı çok sonraları çağdaş meali ile Türkçe olarak öğrenmekti asıl benim için anlamlı olan. Geçen yaz, Gazimağusa'dan Lefkoşa'ya geldiğim bir gün, Dörtyol köyü kavşağında ilkokul çağında iki çocuğumuzu yolda vasıta beklerken gördüm ve arabama aldım. Vakit öğlen sonrası idi.. Nereye gideceklerini sorduğumda Lefkoşa'da din sitesindeki Kuran kursuna gittiklerini öğrendim. Babalarının isteği ile gidiyorlarmış. Biraz konuştuk, pek mutlu değillerdi o yaşta oyundan koparılıp zoraki yolculukla o kursa gitmekten dolayı... Ne öğrendiklerini sordum, ezberletilen bazı sureleri okudular. Anlamını sordum… Çocukluğumda yaşadığımdan farklı değildi. Okudukları Fatiha suresinin ve Subhaneke' nin Türkçe’sini seslendirip onlara ne okuduğumu sordum. Nereden bileceklerdi ki!..  Bu güzel anlamı öğrendiklerinde şaşırdılar, sevindiler. En hoşuma giden de, bana teşekkür etmeleriydi... İki saatlik kurstan sonra akşam vakti köylerine nasıl döneceklerini sordum. ‘Küçük oldukları için yol kenarında durup kendilerini alanlarla dönüyorlarmış.’

Bu kursların artık köylere indiğini öğreniyoruz… En azından bu küçük yavruları yolculuk eziyetinden kurtarmışlar..

Peki sevinelim mi şimdi buna?. Çocuklarımıza dinimizi öğretmek güzel bir şey. Ama bu; eğitimi ve ne öğrettiği kendinden menkul hocalarla mı, yoksa Eğitim Bakanlığı müfredatına koyulacak Kuran'ımızı çağdaş yorumu ile veren din dersler ile mi yapılmalı?..

Bahsettiğiniz misyonerlik faaliyetleri için de bir başka zaman düşüncelerimi aktarmak isterim. Ama şu kadarını söyleyebilirim: Bedava gönderdikleri İncil, Türkçe… Yetişkin insanlar neyi seçeceklerine özgürce karar verebilirler. Ben İncil’i okudum ve dinimizden vazgeçmedim.”
 

                                                                              *             *             *

Ahmet Yönlüer de diyor ki: Kuran-ı Kerim uygulanmak için gönderilmiş bir kitaptır. Dolayısıyla anlaşılması şarttır. Bu yüzden bu yüce Kitap'ın her dile tercümesi yapılmıştır. Ayrıca birçok dilde onlarca da tefsiri mevcuttur. Yok eğer kastınız ibadet yaparken, yani namaz kılarken surelerin kendi orijinal dili olan Arapçanın yerine Türkçe okunması ise, şunları diyeceğim:

Bunu yapmak Kuran'ın evrenselliğine aykırıdır. Çünkü Allahee-u Teala ‘biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik’ diyor.

Eğer her millet namaz kılarken kendi lisanıyla (yani tercüme edilmiş şekliyle) okursa, bu dinin evrenselliğini sulandırır. Örneğin namaz cemaatle kılınması tavsiye edilen bir ibadettir ve tek başına kılınandan daha sevaptır. Namaz cemaati birçok milletten oluşmuş olabilir. Eğer imam Türk ise; arkadaki Yunanlı, İngiliz veya Fransız ne okunduğunu, hangi surenin okunduğunu nerden anlayacak?

Burada bahsettiğimiz aslında sadece namaz ve ezanın Arapça okunmasıdır. Namaz için bir Fatiha suresi ve kısa bir sure (İhlas gibi) yeterlidir. Bunun ne anlama geldiğini öğrenmek ise, iki dakikamızı almaz.

Ezanın Türkçe okunmasına gelince… Ezan insanları namaza çağrıdır. Eğer her millet bunu kendi dilinde yapmaya kalkarsa, örneğin Japonya'da bir ses duyduğunuzda bunun namaza çağrı olduğunu nerden anlayacaksınız?!.

Tabii ki burada Kuran'ın orijinal lisanında okunmasının manevi ve ruhani hazzından bahsetmedim.”

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.