HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

11.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

“Mağduriyet”in tanımı…

Ömrü kısacık olan Türk – Rum ortaklık devletinden sonra, 1963 Aralık ayından itibaren Kıbrıs’ın tarihini Rum fanatizminin neden olduğu felaketlerin izdüşümleri yazdı…

O yılın Aralık ayından 1974’ün Temmuzuna değin kurucu ortağı olduğu devletten dışlanan Kıbrıs Türk halkı, emsali az görülen acıları yaşadı…

Toplu kıyımlar, ölümler, iç ve dış göçler, sefaletler, hastalıklar, açlıklar, ilaçsızlıklar, gıdasızlıklar, yokluklar… Sözün özü, insan haklarına aykırı ne kadar felaket varsa, bunların hepsi de bu halkı hallaç pamuğu gibi savurdu…

Kimlerdi bunların sorumlusu?. Enosisçi Rumlar…

1974 Temmuzundan sonraki dönemde ise Rumların neden oldukları savaşların ve felaketlerin bedelini ödeme süreci başlar…

Türk Barış Harekâtı sonrasında ada iki coğrafi bölgeye ayrıldı…

Bu ayrılış sürecinde elbette ki Kıbrıs Türk halkı da büyük acılar yaşadı, ama Rumların yaşadıkları daha ağır oldu.

*             *             *

Peki sorumlusu kimdi tüm o olup bitenlerin de? İşte bu sorunun gerçekçi yanıtının özellikle 1974’ten sonra aranması çok önemliydi. Çünkü Rum tarafı “olayların mağduru olduğu”  iddiasıyla ve misli görülmemiş bir çığırtkanlıkla yeri göğü inletmeye başlamıştı…

Rum – Yunan siyasetinin dıştan alınan profesyonel destek sayesinde başlattığı müthiş algı operasyonları, uluslararası toplum üzerinde Kıbrıs sorununun 1974 Temmuz’unda başladığı gibi bir gözlem yarattı…

O kadar ki, bu gözlem bırakınız 1963 sonundan itibaren Kıbrıs’ta yaşananları, Türk Barış Harekâtı’na neden olan Yunan faşist cunta darbesini bile belleklerden dışladı…

Ve işte bu algı operasyonlarına paralel olarak Rum halkının “Kıbrıs’ın mağdurları” olduğuna dair bir kanı da, sistemli biçimde geliştirilmeye ve kurumsallaştırılmaya başlandı…

Bu mağduriyetin sorumluları olarak da sözüm ona “Kıbrıs’ı işgal eden Türkiye” ve “Türkiye ile işbirliği yapan Kıbrıslı Türkler” gösterildi.

Bizim açımızdan işin asıl acı yanı, bu sözde mağduriyet oyununun içinde bulunduğumuz görüşme sürecine de yansıtılmış olması ve soruna çözüm arayışlarının bir işgal sorununu bitirme iddiasına yaslandırılmasıdır.

Oysa Kıbrıs sorununa sürdürülebilir ve adil bir çözüm bulunabilmesi için tarihin doğru yorumlanması gerekir. Dahası, Kıbrıs’taki savaşlara ve felaketlere kimlerin neden olduğu ve o süreçte Kıbrıs Türk halkına ödetilen ağır bedeller mutlaka göz önünde bulundurulmalı…

İnsanlık tarihinde şimdiye kadar yapılan tüm barış anlaşmalarında, savaşların ve felaketlerin sorumlularına mutlaka bedel ödetilmiştir…

Bu konudaki en muhteşem gösterge, işte Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’ndan sonra saldırganlara ödetilen bedeller…

“Savaşları çıkartanlar, bunun bedelini de öder” kuralının şimdi de aynen uygulanmasında, Kıbrıs sorunu bir istisna teşkil edemez…

*             *             *

Rum halkının 1974 sonrası yaşadığı sürece bakalım:

1974’ten sonra ada ikiye bölününce Rum tarafının yaşadığı felaketlerin telafisi için dünyanın her yanından ve devasa finans kurumlarından güneye oluk gibi para akıtıldı. Türk halkı ise ambargolara ve izolasyonlara mahkûm edildi. Yanında Anavatanı Türkiye’den başka bir destek bulamadı…

O dışarıdan akıtılan paralar sayesinde Rum halkı kısa sürede toparlandı ve kendine eskisinden de daha müreffeh bir yaşam düzeni kurdu. O kadar zenginleştiler ki, “Mitera Ellada” dedikleri Yunanistan’ın ekonomik sorunlarının aşılması adına muazzam para yardımlarında da bulundular… Ellerindeki para kaynaklarını Yunan bankalarına transfer ettiler… Yunanistan batınca, onlar da battılar…

Şimdi o ekonomik yıkımın arkasından yine AB’den ve dünyanın çeşitli finans kurumlarından akıtılan milyarlarla bir kez daha zenginleşmektedirler…

Mağduriyet edebiyatı ile Kıbrıs görüşme masasını da etkilemeye çalışanların ve Kıbrıs Türk halkı üzerinde suçluluk duygusu yaratmaya çalışanların gerçek hali budur işte!..

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.