HUNKAR SAG GIYDIRME
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

19.03.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Pazar’ın getirdikleri…

KONG’UN VATAN SEVGİSİ: “King Kong”, 1930’lu yıllardan bu yana mesaj ve ilham yüklü bir sinema efsanesidir… Sinemaseverler mademki coşkuyla istiyorlar, sinema yapımcıları o efsaneden hiç vazgeçmeyecekler… Yeni versiyonlarını her dönem dünyanın huzuruna getirmeye ve her versiyonda hem büyük ilgi ve hem de büyük para toplamaya devam edecekler.
Sinemanın, aşk ateşiyle de yanan dev figürünün milyonlarca sinemaseverle ilk buluşması 1933’deki o klasikleşen siyah – beyaz filmde gerçekleşmişti. Merian C. Cooper ve Ernest B. Schoedasck adlı iki yönetmenin ortak imzasını taşıyan bu filmde hassas yürekli ama canavar görünüşlü goril, Kafatası Adası’ndan (Skull Island) New York’a getirilmişti. Vatanından çok uzaklarda, bir sirk figürü olarak kullanılmak istenmesine isyan eden ve zincirlerini kırarak özgürlüğünü arayan dev yaratığa New York’un gökdelenleri arasında yaşatılan ölümcül eziyet tüm izleyicileri ağlatmıştı. Halâ da ağlatıyor…
Sinema teknolojisi geliştikçe 1976 tarihli John Guellirmein imzalı ve 2005 tarihli Peter Jackson imzalı filmlerde Kong’a aynı eziyetler yine New York’da yaşatıldı. Şu anda gündeme oturan ve bilgisayar efektli bir teknoloji harikası olarak izleyenleri çarpan yeni versiyonda Kong bulunduğu coğrafyadan, yani Kafatası Adası’ndan sökülüp götürülemiyor bu kez... Ve hassas yürekli canavar, havadan bombalar yağdırarak gelen, üzerine mitralyöz ateşi açan, onu yakmaya kalkışan ihtiraslı insanlara karşı vatanını çok güzel savunuyor.
Yönetmen Jordan Vogt Roberts kaçırılmaması gereken bu harika filminde, sanıyorum Ortadoğu’yu sarmalına alan emperyalist işgallere ironik bir göndermede bulunuyor…  Ey zalimler; ne istersiniz kendi coğrafyasında, kendi halinde ve huzur içinde yaşayan insanlardan ya da yaratıklardan?..
                                                               *             *             *            
İKİ ŞEHİT MEZARININ ÖYKÜSÜ: Girne Caddesi üzerinde bulunan, Türk Bankası’nın tam karşısında, Lefkoşa Mahkemeler Otopark’ındaki iki şehit mezarının öyküsünü kaç kişi bilir? O hüzünlü öykü, Op.Dr. Öztürk Ünverdi dostumdan:
“Kıbrıs'ın İngiliz'e kiralanması anlaşması 15 Temmuz 1878’de onaylandı. Teslim töreni 21Temmuz 1878 tarihinde Lefkoşa Sarayönü meydanında yapıldı. Tören sırasında iki Türk askeri Türk bayrağını topluluk önünde indirip, yerine İngiliz bayrağını çekecekti.

Askerler, ritüel gereği Türk bayrağını gönderden indirdiler, ama hemen arkasından şok yaratan olayı yarattılar. Askerler, göndere İngiliz bayrağını çekmeleri beklenirken tabancalarını kınlarından çektiler ve intihar İslam dininde haram kılındığından, birbirlerinin alnına namluları dayayarak aynı anda tetiğe bastılar. Askerlerin ikisi de kuzey - güney istikametinde şehit düşmüştü.
İngiliz yönetimi, bu şehitleri düştükleri şekilde, aynı yere defnetti. İngiliz koloni yönetimi daha sonraları bu bölgeye polis ve mahkeme binalarını inşa ettiği halde bu mezarlara hiç dokunmadı ve mezarların çevresini de boş bıraktı.
Bu öyküyü bana bir arkadaşım anlatmıştı, ama o zaman şüphe ile karşılamıştım.
Daha sonraları emekli Yüksek Mahkeme Başkanımız Taner Erginel’le konuşurken şu açıklaması dikkatimi çekti:
"Mahkemelerde tuvalet yönünden büyük sıkıntımız vardı ve yeni tuvaletlerin otoparktaki o bölgeye yapılması düşünülüyordu. Proje hazırlanırken Türkiye Büyükelçiliği'nden bir yetkili gelerek o bölgeye dokunmamızın istenmediğini söyledi. Bu uyarıyı saygıyla karşıladık ve tuvalet inşaatını daha öteye taşıdık."
  

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.