Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

08.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Pazar’lık öyküler…

KÖYLÜNÜN BİLİNCİ: Mustafa Kemal, Harbiye Nazırı (Savunma Bakanı) Enver Paşa tarafından Sofya'ya askeri ataşe olarak gönderilir. Osmanlı İmparatorluğundan kopan Bulgaristan henüz beş yıllık bir ülkedir. Üzgündür genç Mustafa Kemal, İstanbul'dan ayrılmak zorunda kaldığı için…

O günlerde çok popüler bir pastane vardır Sofya'da. Diplomatik erkân, genel olarak o pastanede kahvaltı yapmaktadır. Genç ataşe Mustafa Kemal de orada alır her gün kahvaltılarını...

Bir sabah eski püskü giysileriyle bir köylü girer o lüks pastaneye... Yaşlı adamın bohçası vardır yanında… Yorgundur… Bohçasını yanına bıraktığı bir masaya oturur. Bir garson gelir yanına… Köylü bir bardak sıcak süt ve kek ister. Garson ise onun yanına servis için yaklaşmamıştır. Köylünün derhal o masadan kalkıp pastaneden ayrılmasını emreder. “Burası sana göre bir yer değildir” der. İtiraz eder köylü... Birkaç garson daha gelip onu yerinden kaldırıp oradan kovmaya çalışır... Garsonlar başarılı olamayınca pastanenin sahibi de çıkagelir, o da köylüyü zorlamaya başlar.

Yaşlı köylü öfkelenir ve bağırmaya başlar: "Senin sattığın sütü ben üretiyorum… Senin sattığın pastanın, böreğin, çöreğin ununu ben üretiyorum… Peynirini, yoğurdunu ben üretip veriyorum sana her gün... Pastana koyduğun meyveleri ben üretiyorum… Ve sen benim ürettiklerimi bana paramla vermiyorsun, öyle mi? Hayır çıkmıyorum ve kahvaltımı burada yapacağım."

Bu öfkeli çıkış üzerine herkes suspus olur. Köylünün istedikleri masasına gelir… Adam kahvaltısını sessizce yapar… Bir miktar parayı masaya fırlatır… Ve bohçasını eline alıp çıkar, oradan gider.

Kahvaltısına ara verip orada olup bitenleri dikkatle izler genç Mustafa Kemal… Ve cebinden çıkardığı küçük kareli not defterine şu notu düşer:

"Bir gün benim köylüm de aynen bu köylü gibi olursa millet olduk demektir. Köylü milletin efendisidir.”

                                                               *             *             *

EDİP DAYANIŞMASI: Yakup Kadri'nin (Karaosmanoğlu) şair arkadaşı Paris'ten İstanbul'a dönmüştü… İşsiz güçsüz şairin ailesi olmadığı için, Yakup Kadri ona evini açmıştı. İstanbul’un Kızıltoprak bölgesinde, Kurbağalıdere'ye bakan, bülbülyuvası misali küçük bir evcikti burası. Üstelik Yakup Kadri bu evde annesiyle birlikte kalıyordu.

Konuğun yatıp kalktığı oda, gündüzün salon olarak kullanılıyordu. Geceleyin yere bir döşek seriliyor ve konuk orada yatıp kalkıyordu.

Eğer annesine ikinci bir konuk gelirse, şair pılısını pırtısını toplayıp üst kattaki sofaya taşınıyordu. Neyse ki genç şairin yanında küçük bir valizden başka eşyası yoktu.

Bu evi sıkça ziyaret eden konuklardan biri de, ileride "Milliyet" gazetesini kuracak olan genç Ali Naci (Karacan) idi. Ve tanık olduğu bu konukseverliği gün gele “Milliyet” de yazacaktı…

O sırada "İkdam" gazetesine haftada bir yazı yazan Yakup Kadri'nin, bu yazının haftada üç lira olan telifinden başka bir geliri yoktu… Bu mütevazı geliri de işte şimdi Paris’ten dönen şair konuğuyla paylaşıyordu.

Ara sıra canları, Fenerbahçe'deki Belvü Oteli'ne, ya da Beyoğlu'na gidip bir bardak bira içmeyi çekse de, bunu yapabilmek onlara uzak bir mutluluktu!..

Tam da o günlerde Yakup Kadri, Türk edebiyatının önemli yapıtlarından biri olacak "Yaban" adlı romanı üzerinde çalışıyordu… Evinde konuk edip kıt parasını paylaştığı şair dostu ise, Yahya Kemal Beyatlı’dan başkası değildi… Yakın gelecekte ikisi de Türk edebiyatının yıldızlarına dönüşeceklerdi…

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.