Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

05.02.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Pazar’lık öyküler…

Bugün sevgili okurlarımla iki Pazar öyküsü daha paylaşıyorum. Ama bu öykülerdeki mesajların en doğru şekilde algılanabilmesi öncelikli pazarlığımdır. Pazarlığımı kabul etmeyenler öykülerimi de hiç okumasınlar!..  Gelelim pazarlık konusu öykülerimize:

HOROZ VE TİLKİ: ABD’de bir askeri okulda ders olarak sunulan öyküdür:

“Dershanede öğrenciler hocayı beklerken ışıklar kapanır ve bir çizgi film gösterime girer. Filmin adı:‘Küçük Horoz.’

Bir kümes var. Kümeste pek çok tavuk ile genç ve küçük bir horoz, bir de kümesin yaşlı ve büyük horozu dolanmaktadır. Kümesin etrafında da bir tilki dolaşır sinsice... Yaşlı ve büyük horoz, tilki içeri girmesin diye kümesin kapısını sıkı sıkıya kapatmış, tavukları dışarı bırakmıyor. Tabii dışarı çıkamadıkları için doğru dürüst yemlenemeyen tavuklar da zayıf ve küçüktürler… Yaşlı ve büyük horoz dışarı bırakmadığı tavuklara ölmeyecek kadar mısır tanesi dağıtarak yaşamalarını sağlar.

Kümese giremeyen tilki ne yapıyor? Tilkiliğini gösterip kümesin arka tellerinde küçük bir delik açıyor. Küçük ve genç horoza seslenip ona biraz mısır veriyor. Mısırı iştahla yiyen küçük ve genç horoz artık her gün arka deliğe gelip tilkiden mısır almaktadır…

Bir süre sonra tilki o küçük ve genç horoza tek başına yiyebileceğinden fazla mısır vermeye başlar. Genç horoz verilen bol mısırı hem kendisi yer, hem de diğer tavuklara dağıtır. Böylece yavaş yavaş koruyucu pozisyonundaki yaşlı ve büyük horozun kümesteki gücü ve otoritesi kırılır. Küçükler tarafından sayılmaz olur… Koruyucu yaşlı horozun çevresindeki tavuklar gittikçe azalmaya başlar.  Tavuklar, artık popüler olan ve irileşmeye başlayan genç horozun çevresinde toplanmaktadır.
İşte bu aşamada tilki mısırlarını kümesin kapısının önüne bırakır.  Kümeste bir tartışma başlar… Kapı açılsın mı, açılmasın mı?

Sonunda koruyucu horozun engellemesine karşın, korkarak kapıyı açarlar. Kafalarını temkinli şekilde dışarı uzatıp yemlenirler ve hemen geri çekilirler. Bir süre böyle devam eder, hiçbir şey olmaz.  Kümesteki tavuklar rahatlar. Korkuları azalır. Nihayet bir gece tilki kümesin önündeki avluya mısır döker. Kapının uzağına… Artık korkusuz olan tavuklar genç horozun öncülüğünde dışarı çıkıp rahat rahat yemlenirler. Kümesteki her tavuk semirmeye başlar

Tilki bir süre sonra, gecenin birinde mısır tanelerini kümesin kapısından kendi inine kadar döker. Sabah kümesten çıkan ve korkusuzca ilerleyen tavuklar yemlene yemlene ine kadar giderler. Sonra da daha fazla mısır için ine girerler. Onları içeride bekleyen tilki hepsi de içeri girince ininin kapısını kapatır.”
Film biter, ışıklar yanar.  Aydınlık salona giren hoca kürsüye çıkar ve şu cümleyle dersine başlar: “Az gelişmişler işte böyle yönetilir.”
                                                                              *             *             *                            
ECEL: “Genç çoban, keçilerini otlatırken bir uçurumun kenarına gelir. ‘Bu uçurumdan düşen asla kurtulamaz’ der ve oradan uzaklaşır. Çoban uzaklaşır uzaklaşmasına da keçilerden bir tanesi otlanmak için o uçurumun kenarına doğru gitmektedir. Bunu gören çoban keçiye bağırır, taş atar; ama nafile... Ne yapsa keçinin yönünü değiştiremez. ‘En iyisi’ der, ‘gidip onu kendim döndüreyim.’ Tam keçiyi alırken ayağı kayar ve uçurumdan yuvarlanır. Ölümle burun buruna hayatının son saniyelerini yaşarken aniden bir ağaç dalına tutunmayı başarır. Şükreder Allah'a, böylesine ölümcül bir durumda onu hiç ummadığı sürpriz bir dal ile kurtardığı için... Sonsuz bir teslimiyetle sığınır Allah’a… Hayatta kalmanın, yaşamanın tadını derinden hisseder.
Fakat öyle bir yerden yukarı nasıl çıkacaktır? Tekrar yaşama nasıl tutunacaktır? Eskisi gibi güvende olabilecek ve keçilerini otlatabilecek midir?

Çoban, bir yandan bunları düşünürken, diğer yandan da imdat aramakta ‘kimse yok mu?’ diye var gücüyle bağırmaktadır. Saatlerce bağırır, seslenir, ama kimseye sesini duyuramaz. En sonunda sesi de gider. Kasları daha fazla dayanamayacak haldedir… Çok zor, acılar içinde tutunmaktadır ağacın dalına.

Çoban yine de umudunu yitirmez. Allah’a yalvarır: ‘Ey beni böyle bir yerden, bu ağaç dalıyla kurtaran Allah'ım. Sonsuz kudretinle kurtar beni buradan. Gönder bir kulunu yardımıma da devam edeyim hayatıma...’

Güneş batar, akşam olur ve alaca karanlığıyla soğuk bir gece çöker. Çoban yine de yitirmez umudunu. Bunun üzerine Allah şöyle seslenir çobana: ‘Ey kulum, onca zamandır tutundun yaşama, kaybetmedin hiç umudunu ve unutmadın asla beni. Herkesten yardım istedin. Ama seni kurtarmaya işte hiç kimse gelmedi… Şimdi bırak ellerini o daldan ve gel bana, alayım seni yanıma..."
 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.