Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

16.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Pire oyunu…

Katılımcı davetlisi olduğum 35’nci Uluslararası TÜYAP Kitap Fuarı’nda geçirdiğim sayılı birkaç günden sonra yeniden güzel ülkemizdeyim. Muhteşem bir olay olduğu kuşku kaldırmayan ve benim “kitap cenneti” olarak nitelendirdiğim fuarla ilgili ayrıntılı yazımı elbette ki yazacağım. Zaten bizim ayrılmamıza karşın fuar önümüzdeki Pazar’a kadar sürecek. Bu olaya ilişkin yazıma el atmadan önce, ülkeye döner dönmez benim de sarmalına girdiğim güncel olaylarımıza değinmeyi kaçınılmaz gördüm... Tam bir trafik karmaşası, dalgalanan bir insan ve dertler seli olan İstanbul’da birkaç yorucu gün geçirmek bile biz Kıbrıslılara aslında ne kadar dingin ve müreffeh bir ülkede yaşadığımızı anımsatmaya yeter. Dönüş uçağında buluştuğumuz Kıbrıslı dostlarla bu gözlemi hep birlikte paylaşmamız hiç de anlamsız değildi…

İstanbul öylesine acımasız bir metropole dönüşmüş ki, öfkeli insanların ömrü yollarda, trafik karmaşasının ve ekmek kavgasının içinde tükeniyor… Zenginliğin yanı sıra, yürek burkan yoksulluk imgeleri de var… Bu manzara iki yıl önce gerçekleşen son İstanbul gezimden bu yana daha bir netleşmiş gibi. Üstelik bugünün İstanbul’u nerede, kimden, ne zaman ve nasıl geleceği hiç de belli olmayan terör korkusunun kanatları altında. Güvenlik önlemleri her ortamda artırıldı. Turist sayısında gözle görülür bir düşüş var. Tek turist profilini, İran’dan ve bazı Arap ülkelerinden gelenler oluşturuyor o koskoca, devasa İstanbul’da…

Bir ara düşünmeden edemedim: Amerika ve batılılar terör kaygısını bahane ederek Türkiye’ye turizm ambargosu mu koydular?

Bu olumsuz turizm tablosunun yanı sıra,  kabara kabara büyüyen nüfusuyla artık bir ülkeye dönüşen o gizemli metropolün geneli, bir kurtlar sofrası... Sözün özü, İstanbul ziyaretinin en güzel yanı, o dert kaynağı kurtlar sofrasından sakin ortamlı Kıbrıs'ımıza dönmek...

*             *             *

Astrologlara göre, 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gecede son 75 yılın en görkemli dolunayı yaşandı. Gökyüzüne bakanlarımız, astrologların bu iddiasını doğrulayan o muhteşem manzarayla zaten yüzleştiler… Ve bu yüzleşmeden gerçekten büyülendiler.

Benim bu doğa manzarasını kutlamakta olduğumuz tarihi olayımızla ilişkilendirmem aşırı bir duygusallığın ironisi mi oldu bilemeyeceğim… Ama dolunayın KKTC'nin 33'ncü kuruluş yıl dönümünde özel bir şov yaptığını düşünürken yüreğim ürperdi.

İşte KKTC’nin kuruluş yıl dönümüne denk gelen bu özel şovunda o muhteşem dolunay Kıbrıs Türk halkına şu ilahi mesajı mı veriyordu?: 

"İnanılmaz özveriler pahasına, şehit kanlarının ve kemiklerinin harcıyla yoğurarak kurduğunuz devletinize sahip çıkınız... Onu yeniden elbirliğiyle yapılandırıp demokrasi, adalet ve hukuk ortamında çağdaş bir konuma getiriniz... Çünkü ondan başka size yar olacak bir sığınağınız yoktur ve asla da olmayacaktır da."

Cumhurbaşkanımız Mustafa Akıncı’nın 15 Kasım mesajı da, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” denilen olayın bizim için taşıdığı önemi vurgulayan şu vurguyu içeriyordu:

"Rum tarafının maksimalist davranışlarını kontrol edememesi ve makul bir uzlaşıya yanaşmaması halinde ise, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak yolumuza devam edeceğiz."

*             *             *

Mont Pelerin’den elle tutulur somut bir sonucun çıkmaması da zaten herkesin aklına, önümüzdeki Pazar İsviçre' ye geri dönmek için herhangi bir gerekçe olup olmadığı sorusunun çengelini atmaktadır.  Nitekim Rum tarafındaki kimi çevrenin ve gazetenin de böylesi bir soruyla meşgul olduğunu gözlemledik. Oralarda yapılan görüşmelerin geçici bir egzersiz olduğunu irdeleyen “Cyprus Mail” gibi Rum gazeteleriyle de yüzleştik.

Kim ne derse desin, saklanamayacak gerçek şu ki, New York buluşmasının arkasından Mont Pelerin buluşması da tarihi bir başarısızlık olarak su yüzüne çıkmaya başladı. Bunun nedeni de Cumhurbaşkanımız Akıncı’nın 15 Kasım vurgularında altını çizdiği şu Rum tarafının maksimalist davranışları ve denetim altında tutamadıkları uzlaşı karşıtlılıklarıdır.

Anastasiadis'in isteğiyle ara verilen görüşmelere aynı yerde yeniden başlanmasına bir anlam veremeyenlerimizin sayısı da az değildir. Söz konusu olan eğer gizlilikse, bunun önlemleri Kıbrıs’ta da alınabilir. Yeter ki Rum tarafı stratejik algı operasyonlarından başka bir şey olmayan zararlı sızdırmalarından vazgeçebilsin!..

Her şeye karşın Mont Pelerin’deki ikinci raundun kalıcı barış ve uzlaşı adına  başarılı olmasını ve Akıncı ile Anastasiadis’in, kendilerine İsviçre vatandaşlığı hakkını kazandıracak denli uzun bir süreyi oralarda tüketmemesini dilerim!..

Ha, liderler kameralar önündeki o "pire ısırdı, çık yukarı" şovuna da artık bir son versinler. Çünkü anlaşılmıştır ki, pek uğurlu gelmiyor bu masum el oyunu!...  Oyunun Rum tarafı hep bir pireye yorgan yakacak pozisyondadır da onun için..

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.