Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

10.05.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Tahrikler, hidrokarbon ve mehter…

Güney Kıbrıs’ta federatif sistem adına motive edici toplantılar düzenleyen “Birleşik Kıbrıs” ve “Barışçı Çözüm” yandaşları yüzleri maskeli güruh tarafından Rum polisinin gözleri önünde topuzlarla meydan dayağından geçiriliyor…
1 Mayıs’taki ortak barışçı etkinliğe, o etkinlik güvence altına alındığı halde Türklerin yanında az sayıda Rum katılabiliyor…
Kıbrıslı Rum Sinema Yönetmeni Panikos Hrisantu’nun başlattığı açlık grevine Türk aydınlar Rumlardan fazla ilgi gösteriyor. “Duvarımız” ve “Akamas” filmleriyle tanınan ve dostum Dr. Suphi Hüdaoğlu tarafından bana bir Büyük Han buluşmasında tanıştırılan Hrisantu’nun iki halkı birbirine yaklaştıran film çalışmaları var. İşte o çalışmalar ırkçı Rum faşizmi tarafından engelleniyor. Sevecen ve barışçı bir kimlik olarak tanıdığım bu sanatçı da, başlatmak zorunda bırakıldığı açlık greviyle bu çağdışı baskıya tepki koyuyor. Hrisantu, düşünce ve eylemlerinden dolayı Güney Kıbrıs faşizminin açlığa mahkûm ettiği bir Rum aydını. Hüdaoğlu Ailesi’nin Baf’ta terk ettiği evde oturan Hrisantu, Türklerle yaptığı temaslardan dolayı adeta gözetim altında… Bu acı gerçeği geçenlerde bir yazısında Niyazi Kızılyürek de seslendirdi.
Görüşme masasındaki temsilcimiz Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı Rum tarafında çözüme ulaşma adına gerekli iradeyi, kararlılığı ve gerçekçiliği göremediğini artık açıkça vurgulamaya başladı… Akıncı artık “bir 50 yıl daha bizi bekletemezsiniz” restini çekmek zorunda bırakılmakta…
Tam da bu sırada Rum Lider Nikos Anastasidis, Cumhurbaşkanımızın barış adına“orkestra şefi” olmasını dilediği BM diplomatı Espen Barth Eide’nın fazla konuşmamasını tercih ettiğini diplomasiye ters düşen tonda söyledi. Çünkü Eide, çözüm için zamanın daraldığını ve fırsatın kaçmak üzere olduğunu açıklama gafletinde bulundu!..
   *          *             *
Alışılagelen Rum marifetlerinden başka bir şey olmayan tüm bunlar ve daha nice olumsuz olay görüşme sürecini sarsarken sismik gemi “Barbaros”un bir Rum sataşmasına Mehter müziğiyle yanıt verme jesti, kimilerince gündemin baş sıralarına itilerek o teknik tekne bir tahrikçilik senaryosunun günah keçisine dönüştürülmek istendi…
Akdeniz’de hidrokarbon çalışması yapan yığınla tekne varken “Barbaros” da öyle bir çalışmaya girişmiş. Ne olmuş yani? Akdeniz Rum – Yunan ikilisinin ve yardakçılarının özel yüzeme havuzu mu?..
“Barbaros” savaş gemisi değil, sismiktir. Savaş karşıtı olanlar “Barbaros”tan çok, Akdeniz’i fokur fokur kaynatmakta olan denizaltılar, kruvazörler, firkateynler ve muhriplerle ilgilenmeli… Ki bunların gönderlerinde emperyalizmin bayrakları dalgalanmakta..
Rum medyasının “Cyprus Mail”i bile Türkiye’nin Doğu Akdeniz hidrokarbon bölgesinde bulunmasının tahrik olmadığını vurgulayan başyazı yayımladı… Dahası, bu başyazıda esas kışkırtmanın Rum ve Yunan tarafınca yapıldığının iması da var. Çünkü Türkiye – Yunanistan – Güney Kıbrıs arasında görüş birliğine varılan bir anlaşma var ve o anlaşma, başlatılan çözüm görüşmeleri sonuçlandırılmadan hidrokarbon araştırmalarının dondurulmasına ilişkindir. Fakat Rum – Yunan ikilisi şimdiye dek altında imzaları bulunan hangi anlaşmaya uymuş ki, buna da uyacak!..
Diğer gemiler bölgede dilediklerince fink atarken sesini telsizden duyduğumuz Rum subay “Barbaros”a ihtar verdi. “Barbaros”un buna karşılığı müzikle oldu... Silahla değil ha, müzikle… Müzikal bir jest… Mesele bundan ibaret...
   *          *             *
Kimilerince sevilsin, ya da sevilmesin Mehter tarihin derinliklerinden gelen bir müzik türüdür. Müziğe tavır almak ne zamandan beri uygarlık sayılır?
Dahası, Mehter, Türkler dışındaki yabancıları da tarih boyunca etkilemiştir… Ünlü klasik bestecilerin eserlerinde Mehter motiflerine rastlanır. Kızılordu Orkestrası'nın Mehter müziğini şahane icra ettiğine ekranlardan tanık olduk. "Tarihin en eski bandosu olan Mehter'in etki gücü Avrupalılar tarafından da değerlendirilmiş ve Mehter örnek alınarak çeşitli Avrupa ülkelerinde Askeri Müzik toplulukları, yani "Bando"lar kurulmuştur. Gluck, Mozart, Beethoven gibi bestecilerin Mehter'den esinlenerek müzikler yazdıkları da bilinmektedir. Mozart’ın 11 numaralı la majör piyano sonatının (K311) 3’ncü bölümü Ronaldo Alla Turca 4/4 mehter ritmindedir. Beethoven’in de Mehter’den esinlenerek Türk motifli müzik yaptığını klasik batı müziğiyle ilgilenenler çok iyi bilirler. Örneğin “Turkish March Beethoven / Part Of Op. 113 No. 4…”
 Mozart’ın, orijinal adı “DieEntführungaus dem Serail” olan “Saraydan Kız Kaçırma Operası”nı izleyenler de mehter motifleriyle yüzleşebilirler.
Bu arada "Mehter"i değil “Dillirga”yı tercih edenlerin yorumlarına da tanık olduk. Tabii ki sanatsal zevkler tartışılmaz. Ama Dillirga'nın da bir Yahudi propaganda müziği olduğu unutulmamalı. Unutanlar, ya da bu gerçeği bilmeyenler, ellerinin altındaki Youtube'dan "Damdaki Kemancı" (Fiddler On The Roof) müzikalini indirsinler ve bilhassa o müzikalin düğün bölümündeki şölen alayına odaklansınlar. Müziklerini Jerry Bock’un, sözlerini Sheldon Harnick’in yazdığı müzikalin o bölümü “Dillirga”yı sevenlerimize ve “Dillirga” ile coşanlarımıza hiç de yabancı gelmeyecektir. "Mehter olmasın da ne olursa olsun, hatta varsın Yahudi müziği olsun" diyenler çıkarsa başkalarının müzik tercihine karşıtlık olmaz mı bu?..
Gerginliklere ve komplo teorilerine absürd bahaneler aranacaksa, manipülasyon döngüsünün sonu yoktur. Örneğin Mehter’den rencide olanlar, bir de bakmışsınız ki Cumhurbaşkanımızın soyadından da rahatsız olmuşlar!… Dikkat buyurun: Mehter müziğiyle coşturulan Osmanlı akıncılarını çağrıştırmıyor mu Cumhurbaşkanımızın soyadı?!.. Anastasiadis masada bir “Akıncı” ile karşı karşıya!...
 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.