HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

01.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Takvimin özel ayı: Eylül…

 

Bugün Eylül’ün ilk günü… İkinci Dünya Savaşı’nın bitiş günü olması dolayısıyla Eylül’ün 1’i “Dünya Barış Günü” olarak kutlanır. Da, İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinden bu yana barış geldi mi dünyamıza? Ne gezer!..

O günden bu yana çıkarlarını savaşların sürdürülmesinde gören emperyal güçler olaya yeni boyutlar kazandırdılar. Ve biteceğe hiç de benzemeyen bir üçüncü dünya savaşı başlattılar. Kanlı çatışmaların emperyallerin kendi sınırları dışında olması, doyumsuz silah sanayini destekleyen bu üçüncü büyük savaşın en önemli özelliğidir. Bir diğer özellik de, hiç kuşkusuz dünya tarihinin hiçbir döneminde görülmeyen şiddette ve yaygınlıkta terörist eylemlerin dünyasal yaşama girmiş olmasıdır.

1 Eylül’ü “Dünya Barış Günü” ilan etme ikiyüzlülüğünü gösteren savaş kışkırtıcısı emperyalleri şimdi biz burada kendi çirkinlikleriyle baş başa bırakalım da, eylül ayının romantik yanlarına eğilelim…

İnsanlığın erken yıllarından bu yana eylül’e dair romanlar, öyküler ve şiirler yazıldı. Tiyatro oyunları sahnelendi… Filmler çekildi… Ressamların konusu ve rengi oldu bu ay her zaman…

Ve hatta eylül’ün sarı, hüzünlü rengi Van Gogh tablolarına ölümsüz fırça dokunuşlarıyla sonsuza dek resmedildi… Van Gogh’tan daha az duyarlı olmayan ressamlar da eylül’ün sarısının bağımlısı oldular eserlerini üretirken…

Tüm bu sanatsal ve duygusal etkinliklere karşın ruhu yeterince anlatılamayan, insan ve doğa üzerindeki etkisi yeterince irdelenemeyen bu büyülü ayı tabii ki dar çerçeveli bir yazıya sığdıramayız… Ama bugün, ille de hepimizin duygularını kışkırtan eylül’e dair bir şeyler yazmalı…

                                                               *       *       *

Eylül’ün manzarası malûmdur… Üzüm ayı, bağ bozumu günleri… Taptaze şarap kokusuyla buluşmak… O taze şarapların yıllanmış şaraplar mahzenine kaldırılması… Kıbrıs’ta paluzenin, şıranın, tombul bademli üzüm sucuklarının ve köfterlerinin kısa günleri… Yapışkan, uzun yaz sıcaklarının yerini serin esintilerin okşayan yumuşak ellerine terk ettiği dönem… Heyecanların, düşlerin, beklentilerin bir başka tetiklendiği otuz duyarlı gün… 

İstisnasız herkesi derinden etkileyen mevsimlerin o en güzel ayı... En çok sanat eseri eylül adına ve eylül’de üretilirken, bu üretkenliğin duygularla olan ilintisi derinden duyumsanır. Aşklar, sevgiler, bağlılıklar ve bağımlılıklar eylül’de bir başka anlam yüklenir...

Eylül’de en köklü aşklar tetiklenir... Duygular çağlayandır Eylül’de, çağıl çağıldır... İnsan olan, tepeden tırnağa duygudur; o çağlayanda baş baş yıkanandır... 

Eylül beklentilerin, umutların ve kavuşmaların da ayıdır aynı zamanda… Alpay ünlü nostaljik ve damardan romantik şarkısında kaybettiği sevgiliye "Eylül’de gel" der... Şarkıya göre, tüm yapraklar solarken, “Eylül buluşmak zamanı” dır, gitmek ve ayrılmak zamanı değil… Bunaltıcı yazın başında giden ve henüz gelmeyen, o bir ömre bedel sevgilisine Eylül’ün anlamını böyle anımsatır Alpay…

Eylül’ün bir kavuşma ve buluşma ayı olduğu daha nice şarkıda ve şiirde vurgulanır. Örneğin Bülent Ortaçgil, eylül’ü irdeleyen şiirinde “Onca yıl sen burada / Onca yıl ben burada / Yollarımız hiç kesişmemiş / Şu Eylül akşamı dışında”  der…

                                                               *       *       *

Ve hatta, Türk edebiyatının ana temalarından biri oldu eylül ayı… Modern Türk romancılığının tetiklenmesinde önemli rol oynayan ve eylül’ün tılsımlı ruhu konusunda ekol yaratan o romana da adını verdi bu ay… Bu edebi gerçek nasıl unutulabilir? Servet-i Fünun dergisinde tefrika edildikten sonra 1925’ten bu yana defalarca basılan Mehmet Rauf’un “Eylül” adlı şu ünlü romanından söz ediyorum…

Klasikleşen o romanda, eylül’ün sapsarı ve hüzünlü atmosferinde olanaksız bir aşkın yürek burkan öyküsü anlatılır… Aşk üçgeninde evli çift Süreyya ile Suat ve Suat’a platonik bir aşkla tutulan Necip vardır. Romanda tabiat, kahramanların yaşam algılarına yansımış biçimiyle irdelenir. Tabiattaki uyum ve âhenk, Eylül’ün çürümeye dönüşen sarılığında ve rüzgârında savrulan yapraklarda gözlemlenir…

Bu gözlem, İstanbul güzeli Suat’ın, tabiat aracılığıyla, içsel hesaplaşması adına bir zemin hazırlar. Üçlü aşkın mekânı olan Boğaziçi’ndeki yalıda, eylül doğasının ürettiği dingin yalnızlık vardır. İşte bu dingin eylül yalnızlığıyla kendisi arasında bir bağ kuran Suat, duygusal bir yolculuğa çıkar. Duyarsız kocası Süreyya’nın kalbinden dışlanan Suat’ın yaşamından duyduğu hoşnutsuzluk, onu yanı başındaki Necip’e tutkuyla yöneltir. Genç kadın, eylül atmosferinde ve Necip’in platonik aşkında, yitirdiği benliğini bulur. Düş kırıklıklarıyla dolu evlilik yaşamında çürüyüp yok olmaktan korktuğunun ve bedeninin de tabiat gibi yıkıma uğrayacağının farkına varır. Tüm bunları genç kadına duyumsatan işte takvimin özel ayı eylül’ün ta kendisidir…
 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.