Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

19.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Tarık Akan’ın anısına...

İdealist ve yurtsever – Atatürkçü bir sanatçı daha, erken sayılacak bir yaşta sonsuzlukla buluştu. Yaşadığı çileler, onun ölümle erken buluşmasında elbette ki etkin rol oynadı…

Tarık Akan, Ömer Lütfi Akad ustanın son sinema filmi olan "Esir Hayat"ta Perihan Savaş'la birlikte başrolü oynamak üzere 1974 başında Kıbrıs'a ilk kez geldiğinde, bebek yüzlü bir kartpostal yıldızıydı... Yanında annesiyle birlikte duran “uslu ve mahcup kız çocuğu” kimliğindeki gencecik Perihan Savaş'a muzipçe takılıyordu: "Şu popolarını eritmeni söylemedim mi ben sana kız?"

Perihan Savaş, utangaç bir gülümsemeyle kabına sığmayan Tarık Akan’ın muzip şakaları karşısında sessiz kalıyordu...

Saray Otel'de "Bozkurt" gazetesi adına yaptığım röportajda, sözü o dönemde devrimci kimliği ve filmleriyle fırtına gibi esmekte olan Yılmaz Güney'e getirerek ona şu soruyu sormuştum: "Salon filmlerini bırakıp Yılmaz Güney ekolüne geçmeyi düşünür müsünüz?"

Yanıtı hırçın olmuştu 23 yaşındaki Tarık Akan’ın: "Ne münasebet efendim, herkes kendi yoluna. Benim ekolüm belli."

*             *             *

Ne var ki, "Sürü" ve "Yol" gibi Yılmaz Güney imzası taşıyan filmlerde onu birkaç yıl sonra Yılmaz Güney ekolünün en sağlam aktivisti olarak görecektik. Bu filmleri siyasal ve sosyal mesajlarla yüklü diğer yapımlar  izler… Eski salon filmlerinden elde ettiği kazanç ve büyük izleyici kitleleri yok olmuştu. Ama o, sinemadaki ve özel yaşamındaki idealizmini ölümüne dek sürdürmekte ısrar etti.

Tarık Akan, izleyiciyle ilk buluştuğu efsane güldürüler “Hababam Sınıfı” filmlerinden tutunuz, hangi çizgide olursa olsun hem canlandırdığı karakterlerin hakkını veren usta bir oyuncu, hem de Atatürkçü ve yurtsever bir devrimci idi.

“Esir Hayat”ın ilk açık hava sahneleri Lefkoşa Girne Kapısı dolaylarında çekilmişti. Çekimden önce Lütfi Akad’dan izin alarak kameranın önünden ayrılmış ve Atatürk heykeli önünde birkaç anı fotoğrafı çektirmişti. Onunla ilgili unutamadığım anekdotlardan biri de bu…

 

*             *             *

“Kıbrıs’ın Orta Yeri Sinema” adlı son kitabımın “Yeşilçam’da bir Kıbrıslı yakışıklı” başlıklı bölümünde, söyleşi yaptığım Türker Vehbi Ulusoy, Yeşilçam’daki serüveninden sonra Kıbrıs’a dönüp Mare Monte Otel’in müdürlüğünü yaptığı günlerde başından geçen bir olayı anlatır.

12 Eylül darbesinin yaklaştığı günlerde Türkiye’den gelip Mare Monte otelde konaklayan ünlü bir sinema yıldızı kendisine nereden silah temin edebileceğini sormuş… Ulusoy da, kesin bir ifadeyle “benim öyle işlerle ilgim yoktur” diyerek onu başından savmıştı. Ulusoy, hayatta olduğu için Yeşilçam günlerinden tanıdığı o yıldızın adını gizli tutmamı istemişti. Kitabımda adını açıklamadığım o sinema yıldızı işte Tarak Akan’dan başkası değildir… Akan’ın sonsuzluğa uğurlandığı bugünlerde şimdi buradan çoğu okuyucumun merak konusu olan o devrimci kimliği açıklıyorum.

Akan, siyaset sineması ekolüne yönelmese ve avantür filmlerin romantik oyuncusu olarak kalsaydı, Türkiye’de en zengin sanatçılardan biri konumuna gelebilirdi. Az kazançla yetindi, kimi zaman bağnazların saldırılarına maruz kalmayı göze aldı ve sinemadan elde ettiği tüm kazancı da eğitim adına kurduğu okuluna yatırdı. Özel Tarık Akan okulu, Türkiye'ye aydın nesiller yetiştirmekte berdevamdır ve bu okul, onun anısını eğitim bağlamında da yaşatacaktır.

Tarık Akan’ın zamansız ölümü, esenliğe çıkış yollarını arayan Türkiye için büyük kayıptır. Işıklar içinde uyumasını dilerim...

 

*             *             *

GÜLE GÜLE MUSTAFA ABİMİZ…

 

Adeta bizden biri olan Tarık Akan’ın yitirilmesinin acısını toplumca yaşarken, bir şok dalgası daha vurdu bizi… Bu şok dalgasının odağında çok sevilen bir Kıbrıslı Türk kimliği var...

O kimlik Dr. Mustafa Erbilen'dir... Bir Kıbrıs Türk klasiği... Tepeden tırnağa insanlık sevgisiyle dopdolu bir tevazu anıtı... Hırçın yelpazesi içinde dolaştığı politikanın bile bozamadığı sımsıcak, erdemli bir kişilik...

Erbilen her şeyden önce insandı… Sevdiklerine kadınsa en sevecen haliyle “bacım”, erkekse “gardaş” derdi.. Onu hiçbirimizin, hiçbirimize anlatma gereği yok.

Herkes onu tanır, sever ve sayardı. İçten bir kahkaha ve pırıltılı bir kimlik idi... Yaşamı boyunca, sevgi, iyilik ve kardeşlik saçtı büyüğe de, küçüğe de, yoksula da zengine de... Şimdi o da bembeyaz atına binip dört nala çekip gitti bu yalan dünyadan... Geride unutulmaz kahkahalarıyla güzelliklerini bıraktı. İnsaniyet açısından, şimdi onsuz daha bir yoksuluz. Işıklar içinde uyu Mustafa abimiz. Asla unutulmayacaksın

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.