HUNKAR SAG GIYDIRME
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

07.03.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Tiyatronun dilinden kadınlar günü’nün önsözü…

Fadime Şahindal Türkiye’den İsveç’e ailesiyle birlikte “Sığınmacı” olarak gitmişti. “Göçmen” niteliği taşımıyordu. Genç kız, kabul edildiği o ülkenin yasalarına göre, şiddete ve ayrımcılığa karşı korunması gereken bir “Sığınma mağduru” idi…

Ama ne oldu?.. 21 Ocak 2002 tarihinde babası tarafından Uppsala kentinde vurularak öldürülmekten kurtulamadı. Kızın öldürülme nedeni, İsveçli erkek arkadaşıyla gezmek ve bu durumdan rahatsız olup kendisini baskı altına alan ailesi hakkında medyaya açıklama yapmaktı.

Erkek arkadaşının bir trafik kazasında yaşamını yitirmesinden sonra o ülkede barınamayacağını anlayan Fadime, Afrika’ya göç etmeye karar verir. Ailesi onun hakkında “İnfaz” kararı almıştı ve o da bunu biliyordu… Ecele dönüşen töreden kaçıyordu Fadime... İsveç’e sığınmanın, törenin dehşetinden uzaklaşabilmesine yetmediğinin bilincine varmıştı. Tüm hazırlıklarını tamamladı ve havaalanına hareket etmek için tren istasyonuna gitti. Ne ki, vedalaşmak adına annesini tren garına çağırmak gibi bir tedbirsizlikte bulunmuştu. Gara giden anne değil, baba olmuş ve Fadime orada babası tarafından alenen infaz edilmişti.

Bu töre cinayeti Türkiye’den de daha fazla İsveç’te yankı yaratmıştı. İsveçliler ülkelerine “Sığınmacı” olarak kabul edilen bir genç kızı koruyamadıklarından dolayı bu olayı ülke çapında vicdan muhasebesine dönüştürdüler. Kendi kendileriyle yüzleştiler… Yasalarındaki boşlukları fark ettiler… Benzeri olayların önlenebilmesi adına “Fadime Şahindal Yasası” çıkardılar. Fadime’nin her ölüm yıldönümünde anma törenleri düzenlediler… O töre cinayetinin 10’cu yıldönümünde 2012’de ise, Uppsala kentine “Fadime Şahindal Anıtı” diktiler…                                                              

                *             *

Çatalköy Belediyesi tarafından düzenlenen Beşparmaklar Tiyatro Festivali’nin yedincisinin açılışı işte İsveç’i sarsan bu töre cinayetini irdeleyen “Dördüncü Ay” adlı oyunla yapıldı. “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” etkinliklerinin kapsamında da algılanabilecek bir tiyatro jesti… Bu jest, Kadınlar Günü’nün önsözü oldu…

Doğu Anadolu’dan Avrupa’nın modern ve demokratik bir hukuk devletine kadar uzanan ve orada bile çirkin yüzünü gösteren cinayetçi törenin sarsıcı dramı, tiyatronun ifade gücüyle 74 dakikalık bir oyuna sığdırılmıştı. Tiyatronun ifade gücü bu oyunda törenin ilkel acımasızlığını sorgulamakla kalmıyor, finalde salondaki tüm izleyicileri de ağlatıyordu… Türkçeye Şaziye Dağyapan tarafından çevrilen oyunun adı neden “Dördüncü Ay” Çünkü Fadime öldürüldüğünde 4 aylık hamileydi. Bu gerçek, cani babanın yaşam boyu hapislik cezasına çarptırıldığı davada otopsi raporu okununca ortaya çıkmıştı. Minicik masum bir canlıya, henüz yaşamının dördüncü ayında anne karnında kıyıldığı anlaşılmıştı. İsveçlilerin mantığı özellikle anne karnındaki 4 aylık bir cenine kıyılmasını hiç, ama hiç algılayamamıştı!.. Nasıl oluyor da yanlışın doğru olduğu düşünülebiliyor ve bu düşünceyle kanlı bir eyleme girişilebiliyordu?

                                                               *             *             *

İsveçli yazar Björn Boström oyununu yazarken bu acı gerçeğin de etkisi altındaydı. Bir ceninin daha dünyaya gelmeden infaz edilmesi nasıl bir bağnazlık? Yazar bu soruyu, felsefeyle harmanladığı etkileyici bir anlatım tarzıyla sorgulamasının odağına oturttu. Oyun boyunca hüzünlü öykünün akışına eşlik eden bir bez bebek, kimi zaman kan kırmızısına dönüşen tül perdelerle birlikte dramın simgelerinden biridir.

Tabii ki altı çizilmesi gereken bir diğer ilginçlik de Doğu kültürünün büyük dramı töre cinayetlerinin Avrupalı yabancı bir yazarın gözünden yorumlanmasıdır.

Björn Boström’ün sarsıcı yorumunun sahne uyarlamasını, aynı zamanda Konya Devlet Tiyatrosu’nun Müdürü de olan Alpay Aksum enfes bir yaratıcılıkla yaptı. Genç oyuncular Ferdi Dalkılıç ile Esra Erdemir yönetmenin ve izleyicinin beklentisinin de üstünde performans sunuyor. Yönetmen Aksum gerilim filmlerini çağrıştıran ses, müzik, görüntü ve ışık efektleriyle de izleyiciyi koltuğuna mıhlamayı başardı.

Yazar Boström o yaşanmış acı öyküyü sahneye taşırken bir de kurgulama yaptı ve töre cinayetini “Baba” yerine “Ağabey”e işletti. Neden mi?.. Çünkü ağabey kız kardeşini tutkuyla ve çok sevmektedir. Bu olgudan yola çıkan yazar “törenin gücü mü, sevginin gücü mü?” sorusunun yanıtını aramaktadır. Törenin gücünün sevgiyi de ezip geçtiği işte bu insancıl arayışın ortaya çıkardığı acı sonuçtur.

“7. Beşparmaklar Tiyatro Festivali” izleyiciyi yüreğinden kavrayan böylesine anlamlı bir oyunla tetiklendi… Festivalin başarısını yükselterek süreceğinden eminim. Diğer oyunlarda buluşmak özlemi ve dileğiyle…

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.