• 06 Aralık 2017, Çarşamba 8:38
AhmetTOLGAY

Ahmet TOLGAY

Trajediler yaratan asimilasyoncu ırkçılık…

Rum Ortodoks Kilisesi’nin başı Hrisostomos radikal çıkışlarıyla gündem olmayı her zaman deneyen siyasetin tam da orta yerinde, laisizmi paspas yapmış bir din adamıdır.

Bu halleriyle aslında o, Ortodoks Kilisesi’nin geleneklerini uygulamaktadır. Çünkü bu kilise her zaman siyasetin orta yerinde bir ruhban otoritesi oluşturdu. Ve bu karakteri ile Ortodoks kitlelerini son derece etkileyen Rum ve Yunan siyasetinin önemli bir aktörü durumuna geldi.

Katolik Venedikliler döneminde ezici bir baskı altında olan Ortodoks Kilisesi, Kıbrıs’ın Türkler tarafından fethinde de tarihi rolünü oynadı. Kilisenin Topkapı Sarayı’nın haremindeki Ortodoks kökenli kadınlar aracılığıyla Padişah İkinci Selim üzerinde ne denli etkin olduğu kayıtlara geçti. Kıbrıs’ın fethinden sonra da Osmanlı yönetimindeki Ortodoks unsurlar bu kiliseyi geniş yetkilerle ve servetle donattılar.

Kilisenin ENOSİS siyasetinin yürütülmesinde lokomotif rolü oynadığı tarihi gerçektir. ENOSİS adına Osmanlı döneminde başlatılan isyanın sorumlusu olarak bu kilisenin önemli piskoposları Vali Küçük Mehmet tarafından darağacına gönderilmişti.

Tarihin daha yakınlarına gelecek olursak 1950 ENOSİS Plebisiti’ni düzenleyenin de, EOKA’ya yataklık ve koruyuculuk rolünü üstlenenin de Ortodoks Kilisesi olduğunu görürüz. Rumların en önemli ve efsanevi siyasi lideri bu kiliseden çıktı: Başpiskopos Makarios…

Dolayısıyla diyebiliriz ki, Hrisostomos Rum halkı arasında kökleşmiş milli gelenekleri sürdüren ve bu gelenekleri şekillendiren fanatik bir figürden başka bir şey değildir. Adam görevlerinin gereğini yerine getirmekle mükellef…

*             *             *            

İşte bu fanatik figür geçen hafta yaptığı yeni bir çıkışla dikkatleri tekrar üzerine paratöner gibi çekmeyi başardı. Hazretin özetle dediği şuydu: “Siyasal bir çözüm Kıbrıs’ta Türklerin bize eşitliğini ve bir Türk cumhurbaşkanını getirecekse, yan yana iki ayrı devlet olmasını yeğlerim. Ama şu şartla ki, adadaki Türk askerleri ve Türkiye’den gelen yerleşikler çekip gidecekler.”

Hrisotomos iki ayrı devleti neden sakıncalı görmediğinin açıklamasını da şöyle yapmaktaydı: “Zaten şu ‘Kıbrıslı Türkler’ İslamlaştırılmış Elenlerdir.”

Papazın bilinçaltında yatan kesin hedefin altını da çizmeliyim: “Türk askeri ve yerleşikler tümden gittikten sonra o kurgu devletin hakkından da biz zaten çok kolay geliriz!”

Kıbrıslı Türkleri “İslamlaştırılmış Elenler” olarak görmek halkımızın onuruna ve tarihin gerçeklerine yapılan seviyesiz bir saldırıdır. Bu saldırıdan çekinmeyen fanatik ve manipülasyoncu Rum’lara sıkça rastlamaktayız.

Vakıflar İdaresi’nin arşivleri ve KKTC Milli Arşivi’ndeki belgeler Kıbrıslı Türklerin kökenlerini, nerelerden getirilip bu adaya yerleştirildiklerini net biçimde ortaya koymaktadır. Bu arşivleri inceleme zahmetine katlanamayanlara ayrıca Kıbrıslı Türklerin tarihi konusunda özellikle Nazım Beratlı ile Mustafa Haşim Altan’ın yazdıkları okkalık belgesel kitapları okumalarını öneririm.

*             *             *

Elbette ki Osmanlı döneminde çeşitli avantajlar elde edebilme adına İslamlaşan bir kısım Rum vardır. Ama esas asimilasyoncu kampanyayı Osmanlı’nın adadan gitmesinden sonra, Osmanlı’yı hiç sevmeyen İngiliz emperyalizminin destek ve işbirliğiyle zengin ve güçlü Rum Ortodoks Kilisesi yaptı. Belgelere dayalı tarih aynen işte bunu söyler, bunu yazar.

Sevgili Akay Cemal cuma günkü yazısında bu asimilasyoncu kampanyanın trajik bir örneğini tanıkların ağzından naklederek Varişalı Havva’nın “Havaru”ya nasıl dönüştürüldüğünü anlattı.

Asimilasyoncu kilise kampanyası Türk topluluklarının zayıf olduğu her bölgede sürdürülmüştür. Asimilasyonun trajediye dönüştüğü yörelerden biri de Luricina, yani Akıncılar’dır.

Bu bağlamdaki o çok sarsıcı olayı sevgili Raziye Kocaismail’den dinlemiş ve yazmıştım. Dinlediklerim, Rum Ortodoks Kilisesi’nin Akıncılar’daki Türkleri asimile etmek ve Hıristiyanlaştırmak adına çevirdiği entrikaların acı bir örneğidir. Kıbrıs tarihinin hiç bilinmeyen ve dillendirilmeyen bu çok üzücü öyküsü şöyle:

Geçen yüzyılın başlarında, kilisenin görevlendirdiği papazlar Luricina halkına musallat olmuş ve onları dönüştürmek için seferberlik başlatmışlardı. Önerilerini kabul edenlere toprak, para ve iş sağlıyorlardı. Bu duruma çok öfkelenen bir grup Türk, 1923’ün Eylül ayında misyoner papazlardan birinin kafasını keserek onu kuyuya atarlar.

İngiliz koloni yönetimi cinayeti ortaya çıkarır. Papazın cesedini bulur. Ama katillere bir türlü ulaşamaz. Hem köyü kuşatan Rumlardan ve hem de İngilizlerden dayanılmaz bir baskı başlatılır. Yakalanan Türkler, sorguya alınıp işkenceden geçirilir. Köyden dışarı her çıkan, canını avucunda tutar durumdadır. Köylünün ekmek tarlaları olan araziye, haftalarca çıkılamaz, hayvanlar da otlatılamaz...

Bunalımı aşabilmek adına kafa kafaya veren köyün ileri gelenlerinin bulduğu çare dehşet vericiydi. Yoksul Bayramoğluları Ailesi’nin zekâ özürlü iki oğlunu; Yusuf ile Bekir’i, cinayet zanlıları olarak İngiliz’e teslim ederler. Mahkûmiyetleri için yalancı tanıklık da yaparlar. Sahte kanıtlar uydururlar. Sanırlar ki onların zekâ özürlü olmaları suçlarında hafifletici neden sayılacak. Ama sanılanın tam tersi olur. Karıncaya bile zararı olmayan bu zavallı iki masum delikanlı, hızlandırılan bir yargılama sürecinde idama mahkûm edilir. 1924 Kasım’ında Lefkoşa’da aleni şekilde darağacına çekilirler. Cinayetin gerçek failleri ise, ellerini kollarını sallayarak dolaşmayı sürdürürler.

Anlatılmaktadır ki, idam sehpasına gitmekte olan Yusuf, korkusundan kendinden geçmiş durumda bir ara “u panayiyayumu, u panayiyamu” demiş. Buna tanık olan Rumlar hemen propagandaya girişerek “işte bunların Türkleştirilmiş Rumlar olduğu bundan da belli” dediler. Günlerce o konuda çığırtkanlıkta bulundular.

Yaratılan bunca trajedi yetmedi mi? Kilisenin günahlar işleyen bir kurum olmaktan çıkarılmasını ve asli görevi olan iyiliklere, sevaplara odaklanmasını dilerim.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 15 9 3 3 17 30
2 BİNATLI YSK 15 8 5 2 12 29
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 15 9 1 5 8 28
4 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 15 8 4 3 6 28
5 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 15 8 1 6 3 25
6 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 15 6 6 3 7 24
7 BAF ÜLKÜ YURDU 15 5 5 5 11 20
8 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 15 5 5 5 -1 20
9 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 15 4 7 4 -1 19
10 LEFKE TSK 15 5 2 8 -5 17
11 GENÇLİK GÜCÜ TSK 15 5 2 8 -16 17
12 TÜRK OCAĞI LİMASOL 15 5 1 9 -4 16
13 CİHANGİR GSK 15 4 4 7 -5 16
14 YALOVA SK 15 4 3 8 -5 15
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 15 3 6 6 -8 15
16 OZANKÖY SK 15 2 5 8 -19 11
yukarı çık
Skull King Popup