Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

11.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Türkiye’deki çok üzücü durumlar…

Kederde ve kıvançta birlikte olduğumuz “Anavatan” bildiğimiz Türkiye çok zor günlerden geçiyor… Türkiye’yi gönülden sevenler, tüm gerçek yurtseverler uyanık olmalı… Toplumsal hassasiyetlere kışkırtıcı dokunuşlardan kaçınılmalı… Türkiye üzerinde oynanmakta olan parçalayıcı emperyal oyunlar görülebilmeli… Cehalet ve bağnazlık bu oyunların başta gelen gafil taşeronları oluyor… Cehalet ve bağnazlıkla geceli gündüzlü hiç durmamacasına mücadele edilmeli… Karanlıklara bilginin, uygarlığın ve çağdaşlığın ışığı inadına tutulmalı…

Bilinçli ya da bilinçsiz şekilde Türkiye’yi parçalamaya çalışan dış güçlerin emrine giren ve kendileriyle cesaret ve kararlılıkla mücadele edilmesi gereken şu gafil taşeronlar, sosyal medyayı da kendilerine iletişim aracı seçerek,  Türkiye’nin gündemine taşıdıkları saçma konulara her gün bir yenisini ekliyorlar. Lütfen bir bakar mısınız o konulara:

Yeni yıl kutlamaları caiz mi, değil mi? Noel’i kutlayanlar kâfir mi? Satranç günah mı? Tombala kumar mı, değil mi? Devlet eliyle satılan, devletin ağır vergilendirdiği ve hükümetin karşı olduğu alkolün kullanılması caiz mi? Şu adına “milli” denilen devlet piyangosu gâvur icadı sayılmaz mı? Reina'da ölenler, içkili mekânda katledildikleri için şehit sayılır mı sayılmaz mı?  Devletin Diyaneti içki ve kumarla ilgili hutbe verir mi, vermez mi? O tür hutbeler verilmese IŞİD o Reina katliamını yapar mıydı, yapmaz mıydı? Reina terörüne “oh olsun” diyenlere gelen kınamalar haksız mıdır, değil midir?

Ve Türkiye’nin kamuoyu bu saçmalıklarla meşgul edilirken terör de almış başını gidiyor, yeni eylemler için fırsat kolluyor…

                                               *             *             *

Sosyal medyada Reina katliamını ve katliamı gerçekleştiren teröristi övenleri gördüğümüzde tüylerimiz diken diken oldu…

Niye şaşırıyoruz ama? Türkiye toplumu içinde bu tür insanların çokça var olduğu artık hiçbirimizin meçhulü değil ki…

Yılbaşı gecesi Diyanetin ayıpladığı kutlamaya katılanların katlini vacip gören o zihniyet maalesef zincirinden boşanan cehalet ve bağnazlık yüzünden yayılmaktadır… Ve kabul etmek gerekir ki, bu yaygınlaşma bugünün olayı değildir. Çok eskilerden tetiklenmiştir. Türkiye’nin aydınlanma davasını terk ettiği günlerden, Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlanmayı vatan sathına yayabilme adına kurduğu Halk Evleri’nin kapatılmasından bu yana sinsice yayılmaktadır cehaletin ve dinsel bağnazlığın ağır karanlığı…

Çünkü gençler aydınlanmacı, bilimsel, laik ve hümanist eğitimden yoksun bırakıldı… Onlara Allah’tan ve dinden başka sığınacak bir yer gösterilmedi.

Halk Evleri kapatılır kapatılmaz, ta 1940’larda Türkiye halkının Atatürk’ün öncülüğünde Allahın ve dinin yolundan ayrıldığı hezeyanları yükseldi… “Allahın nizamı yeniden kuruluncaya dek” cihada soyunanlar görüldü… “Orucunu yiyenin katli vaciptir” söylemleri başladı. Laiklerin öldürülmesinin sevap ve cennetlik bir eylem olduğu haykırıldı…

                                                               *             *             *

Ne kadar acıdır ki, cehaletin ve bağnazlığın karanlığı akademik yaşama ve medyaya bile ulaştı. Örtünmeyen kadınları “fahişe“ ilan eden, müziği günah sayan “profesör”lere, “yazar”lara tanık olunmaya başlandı. Kindar ve nefret yüklü kuşakların yetiştirilmesine kendilerini adayanların sayısı çoğaldı. Vahşetin zirvesindeki o “sözde İslam” terör örgütlerine sempati ile bakanların ifadeleri tüyleri ürpertti…

Tüyler nasıl ürpermesin ki? Hiç sakınmadan “Allah yolunda yürümeyeni öldürmek Allahın emridir” diyenler var. Kadınların sokağa çıkmasını, süslenmesini, gülüp eğlenmesini günah ilan eden politikacılar türedi… Hamile kadınların evine kapanması telkinleri başladı… Bu telkine uyanlar hamile kadınları sokakta, parkta tartakladı… Gerçek din bir yana itildi… Akıl, mantık ve ahlâk dışı hurafeler sanki dinmiş gibi insanlara telkin edilir oldu… Sözün özü şu ki; dinsel baskılar ve tehditlerle aklın özgürlüğü engellenmekte, akılcı seçimler yapılabilmesinin önüne geçilmektedir.

Bağnaz toplum mühendisleri; akıl, mantık ve ahlâk dışı şeyleri “Allah’ın emri” ya da “Allahın yasağı” olarak tanıtırlarken, üzerinde hâkimiyet kurdukları bireylerin özgür olabilmesine, özgür seçimler yapabilmesine olanak tanımıyorlar.

Türkiye’yi gittikçe sarmalına alan bu karanlıklardan kurtuluşun tek yolu var. O da, bir an önce laik bir eğitim sistemiyle aydınlatan akılcılığa, bilime ve gerçekçi bir din eğitimine yönelmektir...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.