Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

28.04.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Yurttan yankılar…

ÖZÇINAR, BENLİ VE GÜZELYURT: Birkaç gün önce Güzelyurt’un içinden geçmem gerekti. Kısa sürede o kadar çok güzellik eklenmiş ki yaşama… Gördüklerimden gerçekten derin haz duydum… Çalışkan Belediye Başkanı Mahmut Özçınar hocamızın Güzelyurt'u çağdaşlaştırma adına yürütmekte olduğu bilinçli çalışmalar alkışlanmayı hak ediyor... O da tıpkı Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli gibi ellerine halk iradesiyle teslim edilen bir köyden modern bir kent yaratmayı başardı.

Ama arada bir fark var ki, asla es geçemeyiz. O fark da şu: Her zaman bir “siyasal çözüm ödünü” olarak gözlere sokulan Güzelyurt'un sakinlerinin yerleşim yatırımlarını yaşadıkları yere değil, genellikle Gönyeli'ye yapmaları… Böylece Güzelyurt’un parasal getirilileriyle o modern Yenikent'in yaratılmasına kaynak sunuldu...

Güzelyurt’umuza da, Gönyeli’mize de sevgiler. Ülkemize, işte o beldelere imzalarını atan Özçınar ve Benli gibi belediye başkanları gerek...

   *          *             *

KAÇIRILAN FIRSATLAR: Geçen pazartesi, Türklerin e "evet", Rumların ise u "hayır" dediği ünlü Annan Çözüm Planı referandumunun 13'ncü yıl dönümüydü. Aradan geçen zamanı hiç de iyi kullanamadığımız gibi, referandum sonuçlarının bize sunduğu şahane fırsatları da o günlerde maalesef hiç değerlendiremedik.

O fırsatlar nasıl mı değerlendirilirdi? Siyasal çözüm adına 7'den 77'ye meydanlarda olan Kıbrıs Türk halkı referandumdan sonra evine dönüp kapanmayacaktı. Çözümsüzlüğün sorumlusunun Rum tarafı olduğunu dünyanın beynine vura vura o meydan mitinglerini sürdürmek gerekirdi. Ta ki dünya, gerekirse Kıbrıs Türk varlığını şu ya da bu şekilde tanıyarak Kıbrıs'ta Rumlara rağmen bir siyasal çözümü içselleştirinceye kadar.

Kaçırılan ikinci önemli fırsat ise elimize verilen referandum sonuç belgesinden yararlanarak çözümsüzlüğün gerçek sorumlusunun Rum tarafı olduğunu dünyaya anlatabilme şansıydı. Onu da beceremedik, o şansı da kullanamadık. Siyasi sorumlular ayağa kalksınlar!..

   *          *             *

SAĞLIK SORUNLARIMIZ: Demirbaş konumuz, sağlık meselelerimiz… Hep gündemimizin baş sırlarında… Gündemimizin bu demirbaş konusunda yaptığım yeni bir yoruma iki değerli hekimimizden görüş geldi. Kimlerden mi? Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Başkanı Dr. Kenan Arifoğlu ile tıp camiamızın kıdemli hekimi, değerli dostum Op. Dr. Öztürk Ünverdi’den… Önce yaptığım yorum neydi, bir ona bakalım. Şuydu efendim:

Hipokrat andını içip tıp diplomanı al… Sonra da o andı çiğnemenin ilk eylemi olarak seni vergilerinden verdiği bursla okutan halka ve devlete olan mecburi hizmet yükümlülüğünden kaç ve bol paralı özel hastanelere git!.. Bu tavrın çeşitli örnekleri olduğunu Sağlık Bakanı Faiz Sucuoğlu'nun meclis kürsüsündeki açıklamalarından öğrendik.

Hipokrat andının bir diğer çiğnenme şekli de, devlet hastanelerindeki günlük hizmet süresini doldurmadan kimi hekimimizin özel kliniklerine ve özel hastanelere koşmaları, halka ve devlete ait saatlerini özelde harcamaları!.. Hekimlerimiz örgütlerinin saflarında "hekim darlığı var" temalı eylemleri arka arkaya düzenlerken, kendi içlerindeki bu pürüzleri de kendi iradeleriyle temizlemelidirler. Aksi halde o eylemlerinde halk nezdinde haklı görülmezler...

Dr. Kenan Arifoğlu’nun işte bu konudaki açıklaması:

“Aslında Sağlık Bakanlığı bu açıklamayı, bizim Kıbrıs Türk tabipleri Birliği tarafından konuyu gündeme getirmemizden sonra mecburen yaptı… Kamu Görevlileri Yasası’nın 64 üncü maddesine göre bakanlık yeni tıp mezununun mecburi hizmet yerini belirler. Öğrenimini tamamlayıp ülkeye gelen yeni hekimler durumlarından Bakanlığa bir ay içerisinde bilgilendirmek zorundadır.”

Belirtmeliyim ki Bakan Sucuoğlu, mecburi hizmetten kaçıp Türkiye’de kalan hekimlere de göndermede bulunmuştu.

Op. Dr. Öztürk Ünverdi ise hekimlerimizi rencide etmek gibi bir amacımız olmadığı halde yorumumuzdan üzüldüğünü de duyumsatan şu görüşlerini iletti:

“Hipokrat yeminini eminim kimse okumuş değil. Lütfen bir okuduktan sonra yorum yapın... Milletvekilleri, bakanlar, cumhurbaşkanı milletin gözünün içine bakarak televizyonlarda canlı yayında yemin ediyorlar. Ama hâlâ İngiliz’in bıraktığı demode sömürge kanunları ile yönetilmeye çalışılıyoruz. Hiç onlara yeminlerini hatırlatan var mı?

Mesaiye gelince… Ben kendimden örnek vereyim: Hayata 1980 yılında atıldım. O gün lisedeki sınıf arkadaşım 29 sene hizmet üzerinden emekli idi. Bir diğer sınıf arkadaşım müsteşardı. Ben bunların maaşına hiçbir zaman ulaşamadım. Bize bütün söylenen:‘Kliniklerinize göz yumuyoruz, daha ne istiyorsunuz.’ Oysa ben gece gündüz 10 sene, her an her saat görevdeydim.

Bugün hayata yeniden başlasam ‘Tıp Fakültesi doğudadır’ deseler ben batıya doğru yürüyeceğim. Artık bu mesleğin bu kadar yerlerde süründürülmesinden, sonra da her hak istendiğinde Hipokrat yemininden bahsedilmesinden bıktık usandık.

Bir hekim hayata 32 yaşında atılabiliyor, bunu unutmayın. Bugün Özel Tıp Fakültelerinin yıllık sadece tahsil bedeli 30 bin TL üzerindedir. Ben sorarım gecede iki, ya da üç defa uyandırılmaya hangi meslek mensubu katlanabilir? Bu konuda yazacak çok şey vardır. Lütfen konu iyi incelenerek yorumlar yapılsın. Ahmet Bey kardeşim, şimdiye kadar bütün yorumlarınızı beğenip alkışladım, ama lütfen bu konuyu da iyi araştırıp yorum yapın...”

Aydınlatıcı ve içten paylaşımlarından dolayı her iki hekimimize de teşekkürlerimi sunarım.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.