Akacan Holding
Ahmet TOLGAY

Ahmet TOLGAY

11.05.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Zıvanadan çıkan şu sağlık sorunlarımız…

Olup bitenleri derin üzüntüyle izliyoruz. Sağlık bağlamındaki sorunlar bırakınız tavan yapmayı, artık tavanı da parçaladı. Parçalanan tavanın enkazı altında kalan yalnız halk değildir kuşkusuz… Doktorlar da, hükümet de, siyasal sorumluluk üstlenip Cumhuriyet Meclisi’nde şu tüm oturanlar da bu darmadağın savrulan enkazın altındadır… Ki o Cumhuriyet Meclisi’nde oturanların önemli bölümü de hekimdir…

Beylik davranışa dönüştü. Sağlık konuları gündeme her geldiğinde “Hipokrat Andı” edebiyatı yapılır… Artık bu andı da bu ülkede dilimize dolamayalım lütfen... Çünkü bu andı duruma ve kişilere göre görecelik üzerinden yorumlayanlara da tanık olmaya başladık.

Genel olarak bu anddan sağlık hizmeti bekleyen halk başka türlü, hekimler başka türlü, siyaset yapanlar ise başka türlü algılanmaktadır.  Sözün özü, Hipokrat’ın andını da kendi Kıbrıs Türk kültürümüzde bayağı benzettik…Diğer evrensel değerleri benzettiğimiz gibi!..

Demokrasiyi, siyaseti, sendikacılığı, hükümetçiliği bir yana bırakalım şimdi… Ama insanlara her ortamda, her türlü koşul altında en fazla yakışan meziyet nedir biliyor musunuz? Uzlaşı kültürüdür efendim, uzlaşı kültürü… Bizde bu uzlaşı kültürünün zerresinin kalmadığını artık tavanı da parçalamış olan şu sağlık meselemizde bir kez daha görmekteyiz…

Ve ülkemizin hastaları, o gariban, masum ve mağdur insanları; sağlık sorunlarını çözmekte iki elleri böğürlerinde çaresiz bırakılırlarken şu gerçek de vicdanlara vurgu yapmaktadır: Sağlık, uzlaşı kültürünün en fazla var olması gereken duyarlı alandır. Hem hekimlerin kendi aralarında, hem hekimlerle hastaları arasında ve hem de hekimlerle yöneticiler arasında uzlaşı kültürüne mutlak surette gereksinim var…

Neden mi? Çünkü sağlık şakaya gelmez… Sağlıkla oyun, politika ve güç gösterisi olmaz…  Bir insanın, her kim olursa olsun sağlık hizmeti alması en doğal insanlık hakkıdır.

Filmlerde, romanlarda, tiyatro oyunlarında bu hakkın gerektiğinde kaba kuvvetle, silah zoruyla alındığının imgeleri de vardır… O imgeler insanlık dışı işlerle iştigal edenlerin, o halk düşmanlarının bile sağlıkları söz konusu olduğunda tedavi hakkından yoksun bırakılamayacağının evrensel mesajını verir. En ağır insanlık suçlarını işleyenler bile önce tedavi edilir ve ondan sonra yargılanır… Hatta infaz edilir...

Kıbrıs Türk halkı nasıl bir suç işlemiştir ki, halk düşmanlarının bile yararlanma hakkı olan sağlık hizmetinden şu kronikleştirilen hastalıklı sistemde yıllardır hak ettiği istifadeyi sağlayamıyor?

Ben şuna taktım özellikle: Grevdeki hekimlerimiz acil sağlık vakalarına müdahale edildiğini ve acil ameliyatların yapıldığını savunuyorlar. Oysa her sağlık konusunun acil olduğunu değerli hekimlerimize benim mi söylemem gerekir? Acil olduğu göz önünde bulundurulmayan ve tıbbi müdahale yapılmayan hastalıkların da dal budak salarak ölümcülleşebildiği tıbbın bir gerçeği değil mi? Kaldı ki kişinin parmağındaki en basit kesiğe bile tedavi arama hakkı vardır.

Kendisi de bir hekim olan Sağlık Bakanı Faiz Sucuoğlu’nun tanımladığı “B Planı” da eleştirilere açıktır.  Şu bakımdan açıktır: Bir hekim ve bir bakan olarak grevdeki hekimlere karşı halkı sağlık hizmetinden yoksun bırakmama çabası çok haklıdır... İnsancıl ve doğaldır. Sorumluluk göstergesidir… Ama bu çabaya “B Planı” adını vermek, hak arayışındaki hekimlere karşı planlar düzenlendiğine ve meydan okunduğuna ilişkin çağrışımlar içerir... Projesine keşke daha insancıl bir ad bulsaydı Sayın Bakan…

Serbest çalışan hekimleri grev kırıcılığında bulunmakla suçlamak da abestir. Onlar zaten grevdeki TIP İŞ’in üyesi değiller... Ve zaten onlar devlette çalışan hekimlere karşı bir hak ve ekmek mücadelesi veriyorlar. O  hekimler topluluğu; “Biz devletteki  hekimlerin özlük haklarına ve devletsel ayrıcalıklara sahip değiliz. Arkadaşlarımız hem devlette, hem de özelde çalışıp bizim ekmeğimize de ortak olmasınlar” diyorlar açıkça…   Sağlık meselesini tavana fırlatan olay da serbest hekimlerin bu tezi lehinde yargının karar üretmesi değil mi?

Kaldı ki, bu grev kırıcılığı konusunda serbest çalışan hekimler “grevdekilerin kimileri bir yandan da özel kliniklerde çalışıyorlar” iddiasında bulundu. Bu iddia doğru ise TIP İŞ’in kendi içinde yüzleşmesi gerekir.

Olaya objektif bakış, serbest çalışan hekimlerin haklarının ve tedirginliklerinin de gözetilmesini öngörür. Onlar da bu ülkenin çocuklarıdır. Tıpkı devlette çalışan değerli hekimlerimiz gibi… Devletten istifa edecek hekimlerin de o topluluğa katılacağını unutmamak gerekir…

Öte yandan eylemdeki devlet hekimlerinin de haklı bir serzenişleri var. “İkinci iş yasağı neden sadece bize? İkinci işle iştigal eden nice kamu görevlisi varken…” diyorlar. Yargı organı, önüne konulan davaları görüşüp karara bağlar. İkinci işle iştigal eden kamu görevlileri için bir yargı kararı yoktur. Ama çok net yasal hükümler vardır. Ve o hükümleri uygulatmak da hükümet edenlerin görevidir. Yaptırımcı yasalar ortada dururken her işe yargının müdahalesi mi gerekir?

TIP İŞ eylemi için çeşitli gerekçeler gösterilmiş olabilir. Cihaz ve ilaç eksiklikleri, hastanelerin dökülür olması, ağır iş koşulları gibi. Ama kaynayan kazanın temel ateşleyicisi ve bam teli işte bu devlet hekimlerinin ikinci iş yapıp yapmamaları konusudur. Bu konudaki yargı kararının süresi de gittikçe daralmaktadır.

Son söz olarak belirtmeliyim ki, bu yazı sağlık kaosuna taraf olan hiç kimseyi hedef  almıyor. Bu yazının tek amacı var, o da halkın tedavi hakkını savunmaktır. Halkın tedavi hakkını savunmak adına halkı tedavisiz bırakmanın da halkçı bir yanını göremiyorum. Bu kaosa taraf olanların tümü de birbirleriyle uzlaşmak zorundadırlar. Sağlık etiği de, halkçılık da, sorumluluk da bunu öngörür.

Uzlaşınız efendim.. Tez ama, tez… Hiçbirimizin altından kalkamayacağı daha büyük yıkımlar olmadan…

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.