HUNKAR SAG GIYDIRME
Akay CEMAL

Akay CEMAL

02.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

14 Eylül’e doğru atılan ve atılacak olan adımlar

Yoğun görüşmeler sürerken, dikkatler 14 Eylül’e çevrilmiş bulunuyor. Kimi olumlu yaklaşım sergiliyor, kimi de ‘ihtiyatlı iyimserlik’ belirtiyor.

Daha şimdiden iyimser olan da var, karamsar olan da!

Örneğin Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 11 Şubat belgesine, müzakere sürecine ve müzakere heyetine tam destek belirtirken, garantiler konusunda ise Kıbrıs Türk halkının talebinin önemli kriter olacağını söyledi.

Zaten bunu daha önce Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da birkaç kez açıklamış ve Kıbrıs Türk halkının, Türkiye’nin garantörlüğünün devamından yana olduğunu ifade etmişti…

Gerçek olan da bu…

Ama Akıncı, empati yapmak gerekirse, “Rum tarafının da güvenlik sorunu var” demişti… Bu hususu güvenlik konusu gündeme geldiğinde dile getirmektedir. Rumlar, Ada’daki Türk askeri varlığından kaygı duymakta ve Yunanistan’la birlikte garanti anlaşmasına şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Bu çağda garanti anlaşması olur muymuş? AB üyesi bir ülkenin garantörü olur muymuş?...

Gerekçe aradıktan sonra çok bulunur…

Onlar delilik yapmasalardı, 20 Temmuz 1974 Harekâtı olur muydu? Nitekim Akıncı, son 20 Temmuz törenlerinin 42’nci yıldönümünde yaptığı konuşmada, “15 Temmuz olmasaydı, 20 Temmuz da olmazdı” demişti…

Geçmişten bu güne 1955’te, 1963’te ve 15 Temmuz 1974 darbesine kadar geçen sürede hep saldırgan taraf hangisiydi? İşte bu nedenlerden dolayı yıllar boyu acı ve ıstırap çeken, mağdur olan Kıbrıslı Türkler, kendilerini güvencede hissetmek için Ada’da Türk askeri varlığının bulunması ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin devamını istiyor.

Peki; Rum’un güvencesi nasıl sağlanacak? İşte bu noktada, Ankara üzerinde nabız yoklamalardan öte, çeşitli girişimler vardır. “Sen yalnız Kuzey’in garantörü ol” imalarında bulunuluyor. Böyle bir şey olabilir mi?

Hele de Irak ve Suriye bataklığından en fazla dili yanan ülke olarak…

Dolambaçlı yollardan gitmeyi sevmediğimiz gibi, çözümsüzlüğü savunacak da değiliz. ‘Çözüm olsun da nasıl olursa olsun’ diyenlerden de değiliz. Böyle bir durumun kalıcı barış yerine, yeni çatışma ortamları yaratacağına da mührümüzü basarız.

BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, “Hidrokarbonlar çözümsüzlük durumunda çatışma nedeni olabilir” diyor. Peki; müzakere süreci devam ederken, Rum tarafının Mısır ile enerji anlaşması yapması nasıl değerlendirilmeli?

Mısırlı ve Rum bakanın, ‘Güney Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nden Mısır’a doğalgaz nakline yönelik siyasi çerçeveyi imzalamaları, bu en kritik süreçte Türkiye’yi dışlama, Kıbrıs Türk halkının varlığını yok sayma anlamında değil de nedir?

‘Bu gelişmeler başarısızlık için kasıtlı mıdır?’ diye sormadan edemiyoruz.

Bu son virajda karamsar olmak da istemiyoruz. Esasında bunca yıl sorunun didiklenmedik yanı kalmış değildir. Adım atarken çok dikkatli olmak gerektiğini herhalde söylemeye de lüzum yoktur! 14 Eylül’e ne kaldı ki!..

Ancak Rum Lider Nikos Anastasiadis’in sözlerinden yola çıkarak, “Üç taraflı bir görüşmenin muhtemelen 14 Eylül’de tespit edilecek bir ilerleme olması durumunda gerçekleşebileceğini” ifade etmesi, biraz da ön şartlı bir yaklaşım biçimidir.

Yoğunlaştırılmış müzakerelerde elbette bir tarafın hep kazanması, öteki tarafın da hep kaybetmesi diye bir husus söz konusu olamaz. İki taraf da ‘Kazan-Kazan’ ilkesine göre kendini ayarlayacak, halklarına ona göre hesap vereceklerdir. Henüz o aşamaya gelinmiş olmamakla birlikte, toplumlararası görüşmelerin başladığı 1968 yılından bu güne ne fırsatların kaçırıldığını gözlerimizin önünde bir film şeridi gibi izliyoruz.

Tepilen fırsatlar sayesinde kazanan veya kaybeden diye bir ayırım yapmak da bir işe yaramaz. Önemli olan şimdiyi en iyi biçimde değerlendirmektir.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.