HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Akay CEMAL

Akay CEMAL

17.12.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

1974 öncesini bilmeyen, acıları çekmeyen Eide’nın ne umuru?

Bir hafta kadar önce biz de uyarmış ve BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nın, birbiri ardına kırdığı potların yetkili makamlarca sorgulanması gerektiğini yazmıştık…

Önceki gün Başbakan Hüseyin Özgürgün de konuya değinirken, birilerinin Eide’ya Kıbrıs’ın gerçeklerini anlatması gerektiğini söyledi.

Özgürgün, Eide’nın, “Kıbrıslı Türkler güvenliklerinden endişe duyarlarsa Türk askeri güvenliği sağlamayacak, güvenliği polis gücü sağlayacaktır” yönündeki açıklamasıyla ilgili bir soru üzerine, bunun saçma sapan bir açıklama olduğunu, Eide’nın Norveç’li bir diplomat olduğunu ve Norveç’in böyle sıkıntıları yaşamadığını belirtti, şunları ekledi:

“Bunlar belki oralarda bilinmeyebilir, ama Eide bilmelidir ki, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) caydırıcı güç olarak sağlayabileceği barış 1974’ten beri sağlandıysa ve bu Ada’da rahat ve huzur varsa, o işte TSK’nin caydırıcı gücü sayesindedir. Bunu Eide bilmeyebilir, birilerinin anlatması lazım. Ben anlatmaya çalıştım, ama başkaları da anlatsın.”

Herhalde Başbakan Özgürgün bu sözleriyle Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’yı veya müzakerecisi Özdil Nami’yi işaret ederek, onların bu gerçekleri Eide’ya anlatması gerektiğini ima etti.

Aslında Özel Danışman Eide, Rumların tavrına ters düşen herhangi bir açıklama yapmış olsaydı, eleştiri selinde boğulur, hatta ‘İstenmeyen Şahıs’ ilan edilirdi… Ancak Kıbrıs Türk tarafı o denli hoşgörü sahibidir ki, iki taraf arasındaki görüşmelerde en yetkili kişi olan Eide’nın potlarına ses çıkarmazlar, sadece belirli duyarlı kesimler tepki gösterir. Halbuki mecliste temsil edilen veya edilmeyen bazı siyasi partiler ile hemen her konuda cırlavık gibi ötenlerin sessiz kalması, halkımızın haklarına saygısızlık değil midir?

‘Sin de gülle geliyor’ türü tutumlar, müzakere masasında Kıbrıs Türk tarafının elini zayıflattığı gibi, Eide ve onun gibi düşünenlere daha da cesaret verir, Kıbrıs Türk halkı üzerinde empozeler ağırlık kazanır.

Eide bilmelidir ki, Kıbrıs Türkü’nün, adı federal mi olur, bir başka şey mi olur; sözünü ettiği polis gücüne güveni yoktur. 1 Nisan 1955’ten 20 Temmuz 1974’e kadar geçen uzun sürede, polis gücünden öyle el aman çekti ki, bunlar Kıbrıs tarihine kara bir leke olarak geçti. Toplu katliamlara mı katılmadılar, ana ve ara yollarda Türk avına mı çıkmadılar? Oluşturdukları ‘Utanç Barikatları’nda Türk üreticinin kamyonlar dolusu karpuzunu, portakalını yere döküp de, üreticinin bizzat kendisinin tekrar kamyona yüklemesini mi zorlamadılar? Annelerinin kucağındaki bebeler gıdasızlıktan bitap düşerken, Kızılay yardımlarından veya bin bir zorlukla başka yerlerden aldıkları sütleri kasıtlı olarak yerlere dökmediler mi?

Hangi birini sayalım? Bugün Halep’te yaşananları Kıbrıs Türkü 21 Aralık 1963’ten 20 Temmuz 1974’e kadar aynen yaşamıştı… Canını kurtarabilmek için aynen Halep’te olduğu gibi, Kaymaklı’dan ve birçok yerlerden gece vakti çoluk çocuğuyla yollara düşenlerin perişan halleri unutulabilir mi? Yıllarca Hamitköy ovalarında kışın dondurucu soğuğu, yazın kavurucu sıcaklarında çadırlarda yaşam sürenlerin, çadırlarda doğum yapanların çileleri unutulabilir mi?

Çimento, demir neyse de; çiviyi dahi ‘askeri malzeme’ diyerek, Türklere satışını yasaklayan, o zamanlarda geçiş kapıları olan Ledra Palace veya Mağusa Kapısı’ndan geçirtmeyen, el koyan polis örgütüne bu toplum nasıl güvenebilir? Dahası, Adayı Yunanistan’a bağlamak ve Enosis’i gerçekleştirmek düşüncesiyle Kıbrıslı Türklere karşı başlatılan topyekûn saldırılardan birkaç gün önce Türk polislerini karakollara çağırıp da, onları silahtan arındıran, silahlarını alan EOKA’cı bakan ve polisleri değil miydi?

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Eide’ya hangi birini hatırlatalım? Aslında bunları BM yetkilisine anlatmak yalnız bizim görevimiz değildir. Esas görev yetkililere düşmektedir.

Aklımıza geldiğince Eide’ya geçmişten bazı hatırlatmalar yapmaya çalıştık. Kıbrıs’ta nereden nereye geldiğimizi, hangi aşamalardan geçtiğimizi, ne acılar ve çileler çektiğimizi, niye toplu katliamlara uğradığımızı dilimizin döndüğünce anlatmaya çalıştık. Yüzlerce, binlerce örnek verebiliriz bu konuda. Ama bu kadarla yetindik.

Kıbrıs’ta Türk halkının güvenliği ve geleceği üzerine ahkâm kesilirken, geçmişte yaşananların iyi bilinmesi gerektiğini, güvenlik sorununun pamuk ipliğine bağlanmasının, bu Ada’ya barışı getirmeyeceği, aksine çatışma ortamı yaratabileceği konusunda uyarılarda bulunmak istedik. Şimdilik bu kadar!

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

  • Ilter
    19.12.2016

    Yazari Teprik Ediyorum, Akinci Ve Ekibine yaziklar Olsun.

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.