HUNKAR SAG GIYDIRME
Akay CEMAL

Akay CEMAL

30.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

3’lü Zirve’den sonra Ban, Eide ve Theresa May...

New York’ta gerçekleştirilen ve daha çok konuşulacak olan 3’lü Zirve’nin ardından öyle yorumlar yapılıyor ki, bu da bir yerde safların netleşmesine yardımcı oluyor. Bundan hareketle Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın yaptığı değerlendirmeler önemli mi, önemli!

Örneğin Akıncı, bir gerçeği dile getirdi ve Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’i suçlayarak, “Anastasiadis, ret cephesinin şamatasından çekindi ve BM Genel Sekreteri’ne verilecek mesaj konusunda vardığımız mutabakattan geri adım attı” dedi.

Zaten üçlü zirvede kıyamet de bu yüzden kopmadı mı? Akıncı bu işe fena bozuldu. Hatta Genel Sekreter Ban Ki-Moon da bu nedenle Akıncı’yı telefonla aramadı mı? Daha iki gün önce kendisiyle beraberdi, telefonla arama ihtiyacı duyması elbette önemlidir. Sonuçta Akıncı, Kıbrıs Türk tarafı adına iyi niyetli ve samimi bir duruş sergiledi, ama karşı taraf gene de tatmin olmadı, yan çizdi.

Rum muhalefetinin şamatasından çekinmiş!.. Olabilir, ama gerçek olan, zamana oynama taktiğinin devam ettiğidir.

Anastasiadis’in kendi partisi DİSİ veya ikinci büyük parti AKEL’den çekinmemiş olması, fakat DİKO ve EDEK dahil, diğer küçük partilerden çekinmesi, bizi yakından ilgilendirmelidir. Çünkü bu partilerin toplamda yüzde 40 civarında oy potansiyeli vardır. Üstelik de kilise arkalarındadır. Bu durumda Anastasiadis, üzerinde uzlaşıya varılan olası bir çözüm planını nasıl onaylayacak, halkın bilgisine nasıl sunabilecektir? Burada siyasi irade yoksunluğu sırıtmaktadır.

Bunları çok iyi değerlendirmek ve kendi yol haritamızı çizmek zorundayız.

Gelelim BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nın Güney’de ‘İstenmeyen şahıs’ ilan edilmesine… O kadar ki, Rum siyasi partileri, artık Anastasiadis’ten, Eide’nın istifası ve yerine başka birinin atanmasını gündeme getirmesini istiyorlar. Yeniçeriler gibi ‘İstemezük’ diyerek hep birlikte kazan kaldıran Rum siyasiler, Eide’nın kellesini istiyorlar.

Bu güne kadar hangisinin kellesini istemediler ki! Bir saymaya kalksak, Genel Sekreterin ofisi ‘Kelleler Müzesi’ne dönüşür.

Gerçeği gören, tarafsız davranan gelmiş geçmiş tüm Özel Temsilci veya Özel Danışmanlar Rum tarafının hışmına uğradı ve yerlerine yenileri atandı. Rum tarafının yanında durdukları, onların görüşlerini savundukları sürece iyidirler, aksi halde Rumlar gözlerinin yaşına bakmazlar.

Bunlar bilinmeyen şeyler değildir!

Şimdi de gelelim İngiltere’nin yeni Başbakanı Theresa May’e…

Rum lider Anastasiadis, New York’ta etrafı darmaduman ettikten sonra, ayağının tozuyla gittiği Londra’da İngiltere’nin bir süre önce başbakanlık koltuğuna oturan Theresa May ile görüştü. Rum Sözcü Hristodulis’e göre; İngiltere’nin Kıbrıs’ta garantörlük talebi bulunmadığını vurgulayan May’in, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da garantiler konusunda daha esnek olmasını söylediği kaydedildi.

Bu yeni bir şey değil ki! İngiltere’nin garantörlüğü 1960’tan bu yana sadece kâğıt üstünde kalmadı mı? Bir günden bir güne garantör olduğunu hatırladı veya sorumluluğunu, mükellefiyetlerini yerine getirdi mi? Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakına ramak kaldığı 15 Temmuz 1974 darbesinin hemen ardından, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, Londra’ya uçarak, o zamanki İngiliz Başbakanına “Sen de garantörsün. Yunan Cuntası Kıbrıs’ta Makarios’a karşı darbe gerçekleştirdi, durum vahimdir. Gel birlikte müdahale hakkımızı kullanalım” dediğinde, İngiltere’den ‘Ben karışmam’ yanıtı almadı mı?

Kaldı ki, İngiltere’nin adada garantör olacak bir nedeni de yok. Türk ve Rum toplumu gibi, bir İngiliz toplumu var mı? O da yok! Olmadığına göre, soruna taraflardan biri konumunda bulunmadığına göre neyi garanti edecek? İngiltere için varsa da, yoksa da Kıbrıs’taki egemen üsleri… Zamanında elde etmiş olduğu bu hak hepsine değer. Üslerle ilgili bir durum olsun bakalım, Theresa May kıyameti koparacak değil mi?

Ama bizim de bundan önemli dersler çıkarmamız gerektiği inancındayız. Bu ülkede Kıbrıslı Türkler olarak, İngiliz’in tek başına sahip olduğu egemenlik hakkına bile sahip olamazsak, neyi konuşur, neyi görüşürüz ve şamatacılardan çekinen Rum liderden neyi kabul etmesini bekleriz?

Anastasiadis seçildi seçileli garantörlük ve Türk askeri varlığına öyle bir taktı ki, her gittiği yerde aynı aşıyı enjekte ediyor ve maalesef mesafe de alıyor.

Bu durumda, bizim de inadına Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi konusunda sonuna kadar ısrarlı olmamız gerekir. Ne Yunanın, ne de İngiliz’in garantörlüğünü istemiyoruz. Türkiye’nin garantörlüğü bize yeter de, artar bile!

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.