Akacan Holding
Akay CEMAL

Akay CEMAL

21.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

 ‘Anıt Zeytin Ağaçları’ ve paçalardan akan bencillik

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul toplantıları nedeniyle dünya liderleri her yıl olduğu gibi, bu yıl da New York’a akın etmekte… Orada konuşmalar, tartışmalar, konferanslar yapılır, yoğun kulis faaliyetleri yer alır.

Dünya üzerinde çeşitli sorunların çözümüne yönelik ülkelerin bakış açıları yansıtılır. Suçlamalar olur, doğal olarak yanıtlar da verilir. Örneğin dünyanın en güncel ve en önemli konularından biri olan Suriye’deki gelişmeler hakkında ilgili taraflar arasında görüş birliği sağlanması beklenemez! Yine de çözüme yönelik öneriler ortaya atılır ve değerlendirmesi yapılır.

En önemlisi de, New York’ta perde gerisindeki kulislerdir. Birtakım formüller o kulislerde pişirilir. Kıbrıs konusunda da yoğun temas ve kulisin yer alacağına kuşku yoktur. Varsın New York’a gidenler, ABD’deki çalışmalarını sürdüredursun, biz burada kendi önümüzdeki pilava bakalım.

Geçtiğimiz hafta sonu Kalkanlı’da ‘Anıt Zeytin Ağaçları’ndan bir kısmının, çıkan yangın sonucu yanarak kül olması olayının, bunca yoğun gündem içerisinde kaynayıp gitmesine sanırız bu ülkeyi seven insanların vicdanı razı değildir. Bundan dolayı konuyu bugün irdeleme gereksinimi duyduk.

Aralarında 800 yıllık zeytin ağaçlarının da bulunduğu arazi, 2006 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla ‘Özel Çevre Koruma Bölgesi’ ilan edilmişti… Söz konusu zeytin ağaçları 1200 yılında Lüzinyanlar tarafından ekilmişti… Aralarında 400 yıllıktan başlayarak 800 yıl yaşında olanlar vardır ki, her biri birer anıt niteliğindedir. Bunlardan bir kısmının yanıp kül olmasına insan olanın yüreği dayanabilir mi?

Yeşil Barış Hareketi, söz konusu asırlık zeytin ağaçlarının bir bölümünün yanmasına tepki gösterirken, bölgenin dünya standartlarında korunması için önlem alınmasını istedi. Yangının sigara izmaritinden çıktığı ifadeyle, “Bu olay, bir alanın koruma alanı ilan edilmekle korunmuş olmayacağını bir kez daha gözler önüne sermiştir” denildi.

Koruma böyle ise, korumamanın nasıl olduğunu doğrusu merak ediyoruz. Sigara izmariti bilerek mi atıldı, bilmeyerek mi? Hangisi olursa olsun, sonuçta ülkemizde bulunmaktan gurur duyacağımız anıtlaşmış değerler, bir yangın neticesinde elimizin altından kayıp gidiyor. Böyle bir durumda neyle gurur duyacak veya övüneceğiz?

Evet; sigara izmaritini atan, affedersiniz hayvanın teki olabilir. Ancak buna karşı bir koruyucu önlem yok muydu, olamaz mıydı? Sadece turistlerin değil, kendi halkımızın da sırf görebilmek amacıyla sık sık ziyaret ettikleri Anıt Zeytin Ağaçları, kendi kaderlerine mi terk edilmeliydi? Zamanında Bakanlar Kurulu orasını ‘Özel Çevre Koruma Bölgesi’ ilan etmiş!.. Demek ki, orada çok değerli eserler vardır. Hem de capcanlı, üstelik de 800 yıllık! Bu tür değerler kaç ülkede bulunur ve böyle mi korunur?

Bakanlar Kurulu kararı kâğıt üzerinde geçerlidir, ama pratikte öyle değildir. Bunu da son yangın olayı kanıtlamış bulunmaktadır. İlgili örgütün de ifade ettiği gibi, dünyada benzeri yerler nasıl bir korumaya tabi tutuluyorsa, burada da aynı uygulamayı yapmak gerekmez mi? Ülke turizmi için de bir nevi nimet kabul edilen o asırlık zeytin ağaçlarını kaybettin mi, bir daha bulamazsın! Suçluyu bulup, ömür boyu hapse mahkûm etsen de bir kıymeti yoktur ve 800 yıllık ağacı topraktan bir daha çıkaramazsın!..

Lüzinyanlar hasbelkader bize armağan etmiş, bizse kıymetini bilememiş, onları lahmacun fırınlarına yem etmiş, ya da kömürcülere armağan etmişiz…

Doğaya karşı, ülke güzelliklerine, değerlerine ve kültür sembollerine karşı bu denli hoyratlık, acımasızlık ülkeye hıyanetle eş anlamlıdır. Bu denli sorumsuzluk, nemelazımcılık, duyarsızlık ve bencilliğin paçalardan aktığı bu ülkede, bize miras bırakılan değerleri koruyamamak kadar acizlik olabilir mi? Halbuki böylesi değerler dünyanın kaç ülkesinde bulunabilir? Bunları göz önünde tutarak, ülkeye güzellik saçan sembollere karşı çok daha duyarlı olmamız gerekir. Devlet olarak da, halk olarak da!

Aradan yıllar geçmesine rağmen, bu ülkenin bir başka sembolü olan, aynı zamanda önemli bir turizm potansiyeli niteliğindeki Karpaz’daki yabani eşekler konusunu halledebildik mi, turizme kazandırabildik mi?

Başka ülkelerde bu tür korumaların nasıl ve ne şekilde olduğunu öğrenmek zor olmasa gerek!

Yalnız bunlar mı, daha Kuzey Kıbrıs’ta korunması ve ülkeye kazandırılması gereken öyle yerler, öyle şeyler vardır ki, onların da harap edilmemesi için yazma gereğini duymuyoruz. Ve yeniden vurgulamak isteriz ki, toplumsal çıkarların yerini kişisel çıkarlar aldığı, bencillik paçalardan aktığı sürece sorunların tam olarak çözümü mümkün değildir. Önemli olan bu ruh halini aşabilmek ve toplumsal değerlere sahip çıkabilmektir.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.