Akacan Holding
Akay CEMAL

Akay CEMAL

09.12.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Bir sendikacının sözlerinden alınması gereken dersler…

“Biz sendika olarak dairelerde grev hakkımızı kullandık ve ölümlü kazanın bir daha olmaması için gerekli önlemlerin alınmasını dile getirdik. Fakat Başbakanlık önündeki eylemin amacı farklı boyutlara varacağı konusunda tespitlerimiz vardı. Anavatan Türkiye’ye küfür eden, 13-15 yaşlarındaki çocuklarımızı kendi siyasi emellerine alet eden marjinal grupların destekçisi olarak ortaya çıkmamız, bizim yapımıza ters olduğundan dolayıdır ki, bu tür eylemlere katılmama kararı aldık. Bizler, çocuklarımız üstünden yapılan bu tarz eylemlere karşıyız.”

Bu sözler, bir sendikacıya ait. Kısa adı ‘Kamu-Sen’ olan Kıbrıs Türk Kamu Görevlileri Sendikası Başkanı Metin Atan’a ait… Sendikacılık dediğin böyle olur. Helal olsun. Birçok kimse gibi, Kamu-Sen yetkilileri de, eylemin farklı boyutlara çekileceğini, amacından saptırılacağını tahmin etmişler ve katılmama kararı almışlardı…

Geçen günlerde de işaret ettiğimiz gibi, aktörlerin amacı üzüm yemek değil, bağcıyı dövmekti… Amacına ulaştı mı, ulaşmadı mı o ayrı mesele. Kapıların kırıldığı, bazı polislerin atılan taşlardan ciddi şekilde yaralandığı, hastanede tedavi altına alındığı, bir bayan ve de hamile polisin tekmelendiği kargaşa ortamında verilmek istenen mesaj yerine ulaşmış bulunuyor. Öyle olmasa, Rum kesiminde yayınlanan gazetelerden ‘Politis’ söz konusu eylemleri düzenleyen ve çığırından çıkaranlar için Türkçe olarak ‘Yanınızdayız’ başlığını kullanır mıydı?..

Olay bu kadar basit…

Peki; kadın hakları dendi mi, mangalda kül bırakmayan, şov nitelikli eylemlerde ön saflarda boy gösteren sözde kadın hakları savunucuları, bir kadına yapılan böyle bir muamele karşısında niye suskun? Yoksa, saldırıya uğrayan kadın, polis ya da gardiyan olduğunda kural değişiyor mu?

***

Kritik dönemeçte yoğun temaslar olurken, Eide’ya iki çift lafımız var

Kıbrıs konusunda kritik bir dönemece girilmekte olduğu bir sırada, özellikle Brüksel’de yoğun temasların olduğunu görüyoruz, biliyoruz. Beşli konferans arifesinde güvenlik konusuna odaklanmaların bize göre çok yakından takibi gerek. ABD ve İngiltere’nin başrol oynadığı bu temasların, güvenlik derken, elbette garantiler konusunu kapsadığı bir gerçektir.

Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafı, garantilerin kalkması ve Ada’da tek bir Türk askerinin dahi kalmaması konusunda ayak diretirken, bu konularda İngiltere ve ABD’nin tavırlarının ne olduğu doğrusu merak konusudur. Esasında İngiltere için Kıbrıslı Türklerin var olması ya da yok olması pek de önemli değildir. Londra ve Washington için önemli olan Ada’daki İngiliz üsleridir. Ancak KKTC ve Türkiye için öncelik, buradaki halkın güvenliğidir.

Kıbrıslı Türklere yönelik utanç verici ve insanlık dışı ambargoların kaldırılması konusunda bu güne kadar hiçbir girişimde bulunmayan bu iki ülkenin, bu raddeden sonra buradaki halkın hassasiyetlerini dikkate alacaklarını sanmıyoruz, ama gene de son saatte olsun Kıbrıs Türk halkını daha iyi anlayabileceklerini umut ediyoruz.

Beri yandan yeri gelmişken bir çift lafımız da BM Genel Sekreterin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’ya olacak.

Geçtiğimiz günlerde güvenlikle ilgili kaygılar dile getirilirken, Eide bu konularda adresin ordu değil, fakat polis olduğunu söylemişti… Koskoca Genel Sekreterin danışmanı 1974 öncesinde Ada’da olup bitenlerden herhalde haberdar değildir. Rum polisi, her zaman Türklere karşı girişilen saldırılarda önemli görevler üstlenmiş, Türk polislerini silahtan arındırmış, sınırlarda utanç barikatları oluşturarak, Türklere yönelik her türlü ezgi ve işkenceyi reva görmüştü. Rum yöneticilerin talimatlarını aynen yerine getirmekteydiler…

Eminiz ki Eide bunları bilmiyor. Ama yine de kapıların açılmasından sonra Güney Kıbrıs’a geçen Kıbrıslı Türklerin başlarına gelenlerden olsun haberdardır. Bunca darp olaylarından hangisi gün yüzüne çıkarıldı, kaç kişi ceza aldı?

İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın konferans verdiği salona bile molotof kokteylleri atıldığını Eide bilmiyor mu? Federal polisi adres olarak göstermeye kalkışan bir Özel Danışman bunları es geçerek, Ada gerçekleriyle bağdaşmayan söylemleriyle doğrusu komik olmaktadır.

Şikâyet herhangi bir Avrupa ülkesinde olsa, anladık polise başvurulur. Ama burası Kıbrıs… Olası bir çözümde federal polise bir Türkün yapacağı başvuru yine dikkate alınmayacak, ‘yapanın yanına kalır’ politikası sürgit edecektir. Bunları adımız gibi biliyoruz. Çünkü bu filmleri çok gördük, hâlâ da görmekteyiz…

Eide lütfen softa şaşırtması yapmasın ve bu adada 21 Aralık 1963’ten 20 Temmuz 1974’e kadar nelerin cereyan ettiğini okusun ve öğrensin!

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.