Akacan Holding
Akay CEMAL

Akay CEMAL

10.05.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Bu ülkede ne şarkılar, türküler duymadık ki!

Hidrokarbon olayı ve Rum Yönetimi’ne Mehter Marşı ile uyarı mesajı verilmesi alabildiğine tartışılıyor. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, konuya ilişkin “Biz, Doğu Akdeniz’de savaş tamtamlarını değil, barış şarkıları ve dostluk türkülerini duymak isteriz” sözleri de eleştirilerin odak noktasını oluşturdu. Akıncı, Kıbrıs ve çevresindeki doğal zenginliklerin her iki halkın ortak zenginliği olduğunu ifade etti.

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, “Akıncı’nın açıklaması büyük bir talihsizliktir” derken, UBP Genel Sekreteri Dursun Oğuz da, “Akıncı, Türkiye’yi suçlu gösterdi” şeklinde görüş belirtti. YDP Genel Başkanı Erhan Arıklı ise, Akıncı’yı popülizm yapmakla suçladı.

Akıncı’nın sözlerini benimseyen de var, benimsemeyen de! Mehter Marşı’nı beğenen de var, beğenmeyen de! Ama öyleleri var ki, cep telefonu çaldığında ‘Fenerbahçe Marşı’nın müziğini duyduğunuz gibi, Mehter Marşı da duyarsınız. ‘Dillirgadan Gece Geçtim’ parçası da az güzel değil hani!

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın, Kıbrıs Türk halkının haklarını koruma konusundaki kararlılığıyla Rum tarafının tek yanlı doğalgaz faaliyetlerine ilişkin tavrının, en ufak bir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık olduğunu ifade etti.

Evet; hepimizin gönlünde yatan, barış şarkıları, dostluk türküleridir. Bu ülkede savaşı isteyen tek bir kişi bulabilmek mümkün değildir. Bizler, savaşı görüp geçiren, yaşayan insanlarız. Rumlar da öyle! Altı yıldır Suriye’de olup bitenleri de görüyoruz, takip ediyoruz. Hele Irak’ta çok daha öncesini… Doğalgazın, petrolün ülkelerin başına ne dertler, ne belalar açtığını kim bilmez ki!

Karada veya denizlerde yer altı zenginliklerine sahip olabilmek için müthiş bir rekabet var dünyada. Rum Yönetimi, Yunanistan’la tezgâh kurarak, bazı ülkelerle anlaşmalar imzalayarak, Kıbrıs Türkleri ile Türkiye’yi dışlayarak tek başına sahip çıkmak istiyor bu zenginliklere. Yağma yok! Kıbrıs’ın, Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde Rum tarafının ne hakkı varsa, Türk tarafının da hakkı vardır. Türkiye’nin bu konudaki hakları ise kat kat fazladır ve fikir edinebilmek için bölge haritasına bakmak yeterlidir.

Rum Yönetimi varılan uzlaşmalara aykırı olarak, kendi bildiğini okurken Türkiye’nin sessiz kalması beklenebilir mi? Ankara, sırf görüşmelere olumsuz etki yapmasın diye zamanında Barbaros’u geri çekmiş, ancak Rum tarafının tavrında herhangi bir değişiklik olmamıştı… Daha önce de vurguladığımız gibi, bu topraklar ve adayı çevreleyen denizler ne Anastasiadis’in ne de babasının malıdır.

Efendim Barbaros, Kıbrıs açıklarında sismik araştırma yapıyormuş ve bu da bir provoke imiş! Neyin provokesi? Bu konuda Türkiye ile KKTC arasında varılan bir anlaşma vardır. Araştırma da bu uzlaşma çerçevesinde yapılmaktadır.

Tabii bu konuda Rum Yönetimini şımartanlar arasında ABD’deki Rum-Yunan lobisinin oylarıyla seçilen eski Başkan Yardımcısı Joe Biden de olabilir mi?. Sanmıyoruz, çünkü ‘Cyprus Mail’ gazetesine göre Biden, 2015’te dönemin Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu ile Anastasiadis arasında varılan ve “Kıbrıs sorunu çözülmeden hidrokarbonlarla ilgili faaliyet yapmayalım” şeklindeki uzlaşmadan dolayı tarafları kutlamış…

Hal böyle iken Anastasiadis bu mutabakata uydu mu? Uymaması bir yana, müzakere masasında Akıncı’nın, ENOSİS kararını gündeme getirmesi üzerine köpürdü ve kapıyı çarparak çıkıp gitti. Anlaşıldı ki, amacı sorunu çözmek değil, Türk tarafını müzakere masasına tutsak etmek, zamana oynamak, hidrokarbon konusunda bildiğini okumak ve tüm bunları seçim malzemesi olarak da kullanmak…

Son aylarda bu gerçekler yaşanmadı mı? Bir de sıkılmadan Türkiye’yi Münhasır Ekonomik Bölgede sismik arama yapmakla, ‘Kıbrıs karasularını’ ihlal etmekle suçlayacak kadar ileri gidiyorlar. Barbaros, Türkiye ile KKTC’nin vardığı anlaşma gereğince bu sulardadır.

Ha Mehter Marşı çalmış, çalmamış… Makarios, 1960’ta ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin’ oluşumunu sağlayan anlaşmaları Dr. Fazıl Küçük’le imzalayıp da Ada’ya döndüğünde, Rum halkına hitaben “Hiç merak etmeyiniz, imzaladığımız bu anlaşmalar ENOSİS’e sıçrama tahtasıdır” demişti… Anlaşmaların daha mürekkebi kurumadan bunu yapan Makarios’a meydan boş mu bırakılmalı, hiç mi uyarı yapılmamalı mıydı?

İşte o günlerde de, hem de iyi niyet gösterisi olarak Mehter Takımı Ada’ya gelmiş, Girne Kapısı’ndan Metaksas Meydanı’na kadar kendi müziklerini çalarak yürümüştü… O dönemde ‘Lokmacı Kapısı’ da yoktu ve izleyiciler arasında Türklerin yanı sıra, Rumlar ve Ermeniler de vardı.

Diyeceğimiz biz bu ülkede ne müzikler duymadık ki! Sirto’dan oyun havasına, Dillirga’dan ‘Maria me ta Kitrina’ya, ‘Bekledim de gelmedin’ şarkısına, ondan sonra da ‘Bir gece ansızın gelebilirim’e varıncaya kadar!

Bunlar Kıbrıs’ın gerçekleri…

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.