HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Akay CEMAL

Akay CEMAL

09.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Bundan sonrasına Cenevre bir ışık tutacak!..

Cenevre perdesi bugün açılıyor… Dolayısıyla satranç oyunu da başlıyor. Başrollerde Mustafa Akıncı ile Nikos Anastasiadis… Ama yalnız değiller. Ekipleri de var. Dahası iki başrol oyuncusunun taraftarları da var. Bu taraftar grubu içinde muhalif, muvafık gruplar yok mu? O da var. ‘Hangi tarafın ekibi daha güçlüdür?’ diye soracak olursanız, kusura bakmayın ona cevap veremem.

Ama Cenevre’de kimler yok ki! Kimi Fenerbahçe uğruna öl desen ölür, kimi de koyu Galatasaray veya Beşiktaş taraftarı…

Rum grubunda Omonya taraftarı olduğu gibi, Apoel sevdalısı yok mu sanki?…

Böyle olmasına rağmen, galiba Rum heyetinde ‘Milli takım’ ruhu daha ağır basıyor. Birbirlerini ne kadar eleştirseler de, iş Kıbrıs davasına geldi mi, aslan kesilirler, tek vücut olmayı becerirler. Keşke bizdekilerde de öyle bir meziyet olabilse…

Cenevre her şeye karşın bir dönüm noktasıdır. Orada noktalanır mı, noktalanmaz mı ayrı mesele. Ancak kat edilen bir yol vardır. Tatmin edici mi, değil mi ayrı bir tartışma konusu…

Taraflar, Cenevre öncesi özellikle Ankara ve Atina ile yoğun temaslar yaptılar, görüş alış verişinde bulundular. BM Genel Sekreteri’nin misyonu belli. Yeni Genel Sekreter Antonio Guterres, henüz Kıbrıs sorununu derinliğine bilmiyor. Gene de Cenevre görüşmelerini kucağında buldu. Cenevre’deki Kıbrıs müzakerelerinin tarihi bir fırsat olduğunu belirtti, toplumların endişelerini giderecek karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm çağrısında bulundu.

Genel Sekreterlik koltuğuna yeni oturan Guterres başka ne yapabilirdi?

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, Cenevre öncesi eski Cumhurbaşkanları Mehmet Ali Talat ve Derviş Eroğlu’nu saraya davet ederek, Cenevre Zirvesi ve 5’li Konferans hakkında bilgilendirmesi, onlarla görüş alış verişinde bulunması da önemli… Nitekim 2’nci Cumhurbaşkanı Talat, bu noktaya geldikten sonra, bir çöküşün yaşanmasının çok kötü olacağını söyledi.

“Temennimiz, cumhurbaşkanının Kıbrıs Türk halkını tatmin edecek bir anlaşmayla dönebilmesidir” diyen 3. Cumhurbaşkanı Eroğlu ise, Güney’den gelen sesleri dinlediği zaman Cenevre’den çok umutlu olamadığını belirtti.

Geçen gün de yazmıştım… Akdeniz Stratejik Araştırmalar Merkezi Genel Başkanı Mehmet Aldemir’in verdiği öğle yemeğinde Derviş Eroğlu ile epeyce sohbet olanağı bulmuştuk… Meclis Başkan Yardımcısı Hüseyin Avkıran Alanlı’nın da bulunduğu yemekte Eroğlu, hem Anastasiadis’le ilgili görüşlerini aktarmış, hem de Kıbrıs Türk tarafının hassasiyetleri üzerinde durmuş, iki bölgeliliğin şu veya bu gerekçelerle sulandırılmaması gerektiğini ısrarla vurgulamıştı…

Eroğlu’na göre, Rum tarafının taktiği icabı yine bir erteleme olabilir ki, bu da zamana oynama anlamındadır. Her şey yolunda giderse bu yılın yazında bir referandum yapılabilir mi, yoksa 2018’e sarkma mı yaşanır? 2018 Mayıs’ında Güney’de Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacağından, Kıbrıs müzakerelerinin 2018’in ikinci yarısına kalması olasılığı doğuyor.

Bu durumda her şey sil baştan mı olacak, yoksa ‘nerde kalmıştık’ mı denilecek?.. Bundan sonrası için Cenevre herhalde bir ışık tutacaktır. Bekleyelim bakalım.

 

 

***

 

Refik Erduran yakın arkadaşımdı…

 

Bir çınar daha devrildi Türkiye’de. Basın camiasının duayenlerinden, uzun yıllar Milliyet’te köşe yazarlığı yapan Refik Erduran 89 yaşında hayata veda etti.

Aynı zamanda oyun yazarlığı da yapan Erduran, Türkiye’de edebiyatın en önemli kalemlerinden Nazım Hikmet’in kaçmasına yardım etmesiyle de tanınıyordu… Esasen bir dönem Nazım Hikmet’in kız kardeşi Melda Hanım’la evlilik yapmış, daha sonra gazeteci Leyla Umar, Sevim Tülay Güngör ve son olarak da Pınar Duygu ile dört evlilik yapmıştı… Refik Erduran Kore Savaşına da katılmıştı…

Ben daha çok Leyla Umar ve Tülay Hanım’ı tanımıştım. Refik Erduran bir dönem Sevim Tülay’la birlikte Kıbrıs’a yerleşmiş ve Beylerbeyi’nde (Bellapais) kalmıştı… O dönemlerde ‘Milliyet’ gazetesinin Kıbrıs Temsilcisi de olmam hasebiyle köşe yazılarını ‘Halkın Sesi’ne getirir, oradan İstanbul’a fakslardık. İnternet falan yoktu o dönemde… Bu vesile ile sık sık bir araya gelir, sohbet ederdik…

Dr. Küçük ve Denktaş’ın barışmasında önemli rol oynayan ve aralarında benim de bulunduğum ekipte Refik Erduran da vardı…

Kıbrıs aşığı bir yazardı… Allahtan rahmet, ailesi, sevenleri ve Türkiye basın camiasına baş sağlığı dileriz.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.