HUNKAR SAG GIYDIRME
Akay CEMAL

Akay CEMAL

12.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Cenevre önemli de, hesaba katılacak öyle şeyler var ki!

Kaç gündür Cenevre ile yatıp kalktık… Oradan gelen haberleri, gelişmeleri izledik, değerlendirmeye çalıştık. Ancak bir gerçek var ki, o da; dünyanın ne İsviçre’nin Cenevre’sinden, ne de Kıbrıs’tan ibaret olmadığı… Gelen haberlere bakılacak olursa, ‘5’li Zirve’ dışişleri bakanları düzeyinde gerçekleştirilecek.

Ne cumhurbaşkanları, ne de başbakanlar düzeyinde!

Başımızı Cenevre’den çevirmeden biraz da başka diyarlara göz atmakta yarar vardır. Eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) ile Batı arasındaki soğuk savaş döneminin yeniden başlamasından endişe ediliyor. ABD Başkanı Obama giderayak, Avrupa’da ABD’nin önderliğinde çok büyük bir tatbikat başlıyor. ABD’nin yanı sıra, İngiltere, Almanya ve diğer ülkelerin de katılacağı tatbikatta Polonya odak noktası…

Ukrayna krizinden bu yana, ilk kez çok büyük çapta bir tatbikattan bahsedilirken, Rusya Federasyonu olayı ‘tahrik ve saldırgan emeller’ diye niteledi. Uzmanlar ise, durumu ‘soğuk savaşın bir emaresi’ olarak tanımlıyor. Rusya, buna karşı S-300 füzelerini belirli yerlere konuşlandırmış bulunuyor.

Gözümüzü hep Cenevre’ye diktiğimizden, belki de dünyadaki önemli gelişmeler üzerinde durmuyoruz. Gerçek olan şu, Obama’nın gidişi, Trump’ın gelişiyle dünya yeni olaylara tanık olacak gibi.

Bu arada Suriye’nin, dünyada halen en önemli kriz merkezi olduğu da bir gerçek… Krizin bu noktaya gelmesinde Batı’nın hiç mi payı yok? Bu soruya TC Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, “Başından beri Suriye’nin bu noktaya gelmesinin temel nedenlerinden birisi, Batı dünyasının ve özellikle Obama yönetiminin elinde herhangi bir barış planının olmaması, Suriye’de Esad rejiminin nasıl bertaraf edileceğine ilişkin bir programının bulunmamasıdır” şeklinde yanıt verdi. Tabii ilk başlarda Türkiye’nin de Suriye konusunda yanlışlar yaptığını yeri gelmişken not etmek gerek.

Her neyse; Cenevre’de kritik saatler sürerken, Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım’ın, son gelişmeler ışığında vurguladıklarına bir kez daha bakmakta yarar vardır. Yıldırım, “İşin Türkiye’yi ilgilendiren tarafı var. Toplumların birbirine güvenmesi yetmez, Türkiye’nin garantisine ihtiyaç var. Geçmiş dönemlerde yaşanan acı tecrübelerin ışığında her şeyin teminat altına alınması lazım” dedi.

Kısacası; Rum tarafı şayet anayasada değişiklik yapacaksa, teminat altında olan anayasada Türk tarafının da onayı olacaktır. İsrail ile Mısır ile anlaşma yapacaksa, Türk tarafının da olurunu almak zorundadır. Doğalgaz çalışmalarında da öyle!

Binali Yıldırım’ın bu konudaki sözleri üzerinde önemle durmak gerek. Sadece Kıbrıs’ın garantisi değil, fakat her şeyin teminat altına alınması lazım.

Nitekim ELAM’ın, Cenevre görüşmeleri sırasında, ellerinde Yunan bayraklarıyla “Kıbrıs-Ege tek cephe’ diye slogan atmasını göz ardı etmek mümkün olabilir mi?

Hem bizim de bulunduğumuz coğrafyada, hem de dünyanın çeşitli bölgelerinde yeni krizler oluşmakta veya oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bunları hesaba katarak, daha sağlam zemine basmak zorundayız. Dövizdeki tırmanış ve artan hayat pahalılığı karşısında nelerin yapılabileceğini, ne gibi önlemlere ihtiyaç olduğunu belirlemek ve ona göre tedbirler almak durumu söz konusudur. Bunun dışında sektörlerin içinde bulunduğu sıkıntıları radikal tedbirlerle gidermek, sistemsizliğe elveda diyerek, ülke için daha hayırlı olabilecek sistemi oturtmak zorundayız.

Hani ‘Aç değiliz, açıkta değiliz’ derler ya; bizim de bir devletimiz olduğunu unutmadan ve çözüme varılsa da, varılmasa da üstesinden gelmemiz gereken işler vardır. Anamur Suyu’nun Kuzey Kıbrıs’a ulaştırılması hayal edemeyeceğimiz kadar büyük bir olaydır. Dünya üzerinde birçok ülke böyle bir nimetin özlemi içindeyken, anavatan Türkiye’nin sağladığı bu ve benzeri olanaklar sayesinde birçok alanda atılımlar yapılabilir, başarı sağlanabilir. Kıbrıs Türk toplumu içinde hemen her alanda yararlı projelere imza atabilecek yetenekler vardır. Onları da devreye sokarak, hem ülkenin, hem de bireylerin daha güzel günlere ulaşması mümkündür.

Çözüm olsa dahi örneğin Girne-Değirmenlik dağ yolunu gelip de Rum karayolları yapacak değildir. Mağusa Limanını ıslah edecek, 42 yıldır atıl vaziyette duran Gemikonağı Limanı’nı yeniden faaliyete geçirecek olan da  yine bizleriz.

Bunlar sadece birkaç örnektir. Mesela yeni açık pazarı gelip de Lefkoşa Rum Belediyesi yapacak değildir. Her iki tarafın üzerinde uzlaşmaya varabileceği bir çözüm en iyisidir, ama olmazsa da yapılması gerekenler vardır. Emin olun CMC atıklarını kaldırmak da yine bizlere düşecektir. Ha; bazı hallerde işbirliği yapılabilir… Niye olmasın?

Her geçen gün artan tehlikeler karşısında küçük ülke ve toplumlar devamlı surette kendilerine hamiler arayışında iken, bizi koruyan ve kollayan bir ülkenin, Türkiye’nin olması çok önemli bir avantaj değil midir?

Bunları görerek ve bilerek yola devam etmekten başka seçenek var mıdır?

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.