Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Akay CEMAL

Akay CEMAL

15.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Dr. Küçük’ün öncelikli hedefi, davayı Türkiye’ye mal etmekti!

Elektriklerin sık sık kesildiği soğuk kış gecesinde Dr. Küçük, nerede olursa olsun, gazeteye uğramadan yatmaya çıkmazdı…

“Ankara Radyosu’nu dinlediniz mi, neler var?” sorusu artık bizim için alışılagelmişti… Zaten o, dinleyip dinlemediğimizi vereceğimiz yanıttan anlardı…

Ne devletin, ne de özelin televizyonu yoktu o günlerde… İnternet, bilgisayar da yoktu! Türkiye’de sadece Ankara Radyosu vardı ve haberleri oradan takip ediyorduk… Burada kısıtlı olanaklarla kurulan BRT’nin yanı sıra, Anamur’da da “Kıbrıs’ın Sesi” Radyosu kurulmuştu… Dr. Küçük’e Ankara Radyosu’ndan çıkan haberleri söylerken, kendisi ona göre değerlendirmeler yapardı…

Türklere topluca saldırıyı öngören Akritas Planı’nın uygulandığı bir dönemde, tek kurtuluş yolunun Türkiye olduğunu, bu nedenle Ankara Radyosu’ndan çıkan her haberin mesaj niteliği taşıdığını biliyordu. ‘Halkın Sesi’ gazetesinde yıllarca bu şekilde görevimize devam ettik. Türkiye’nin, Kıbrıs Türkünün yanında olduğunu, davasına sahip çıktığını, gelişmeleri yakından takip ettiğini kamuoyuna aktardık, hem mücahitlerimizin, hem de halkımızın moralini her zaman yüksek tutmaya özen gösterdik.

Kurucusu olduğu ‘Halkın Sesi’nde 45 yıl kadar bir süre görev yaparken, bunun en az 20 yılını Dr. Küçük’le birlikte geçirdim. En zor ve en karanlık günlerde yanında bulundum. 1930’lu yılların sonlarından başlayarak toplumu toparlamaya, örgütlemeye başlamış, Rumların Ada’yı Yunanistan’a ilhak etme çabalarına bizzat tanık olmuş, bu nedenle de Kıbrıs Türk halkının bağlarını Anavatan Türkiye ile güçlendirmekten başka çıkar yol olmadığını idrak etmişti…

Bu uğurda bir ömür harcamıştı Dr. Küçük. İçteki aydınlatma ve Türklere yapılan haksızlıkları dile getirmek amacıyla düzenlediği kampanyalar ve kaleme aldığı yazılardan dolayı sömürge hükümeti tarafından 1 numaralı ‘Anti British’ (İngiliz aleyhtarı) olarak damgalanmıştı…

Halbuki o, sömürge idaresinin Türklerle Rumlar arasında ayrımcılık politikalarını eleştiriyor, Vakıflar  İdaresi’ne ait arazilerin gayri yasal bir şekilde Rumlara peşkeş çekilmesine karşı çıkıyordu. İçte bu mücadele sürerken, Türkiye’de de Rauf Denktaş, Osman Örek, Faiz Kaymak’ın da katılımlarıyla üniversite gençliği ile el ele vererek, ‘Kıbrıs mitingleri’ düzenliyordu.

İşte o dönemin mitingleri sayesinde Anadolu’da Kıbrıs heyecanı doruğa ulaşmış, Edirne’den Ardahan’a kadar Türk milletinin kalbi Kıbrıs için atmaya başlamıştı…

Dönemin Türk hükümet yetkilileri, sırf İngiliz hükümeti gücenmesin diye Dr. Küçük’e randevu vermekten çekinirken, Türkiye’yi boydan boya aydınlatan Kıbrıs meşalesi sayesinde hükümet yelkenleri indirmiş, kapılar Dr. Küçük’e ardına kadar açılmıştı… Bence Dr. Küçük’ün en önemli ve en büyük başarılarından biri de, her şeye rağmen Kıbrıs Türkünün davasını Türkiye’ye mal edebilmesidir. Yoksa bugün ne müzakere masasında olabilirdik, ne Türkiye’nin garantörlüğü, ne de askeri olurdu…

Dr. Fazıl Küçük katıksız bir Atatürkçüydü ve Kıbrıs Türk halkına dil uzatılmasına tahammülü yoktu. O gibilere anında gerekli yanıtları vermekten çekinmezdi… Çünkü Türkiye sınırları dışında kalan Kıbrıs’ta Türk halkının verdiği mücadelenin ne denli kutsal bir mücadele olduğunu biliyordu. Devamlı surette halkı birlik ve beraberliğe davet ederken, varoluş ve özgürlüğe giden yolda en büyük desteği milliyetçi, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı öğretmenlerdi…

Sömürge idaresinin baskılarına rağmen özellikle köylerde görev alan Türk öğretmenler, onun gözü kulağıydı… Halkı aydınlatma ve bilinçlendirme bakımından tarihi görevler üstlenmişlerdi… Kimi öğretmenler, Dr. Küçük’e yakın olmaları nedeniyle adanın en ücra köşelerine sürgün edilmişlerdi…

21 Aralık 1963 ile 20 Temmuz arası dönemde çok yorgun düşmüştü… Saldırılar sürer ve göç edenlerin sayısı giderek artarken, “Tek umudumuz Türkiye’nin müdahalesidir” diyordu… Burukluk içinde olduğu anları da paylaştık, sevinç gözyaşlarını akıttığı anları da!

Çıkarma yapılırken, KKTC ilan edilirken sevinç gözyaşlarını tutamamış, bir ömür verdiği mücadelenin zaferle sonuçlanması, Mehmetçiğin mücahitle buluşması onu öyle bir duygulandırmıştı ki, bunu kelimelerle izah edebilmek mümkün değildir.

Bu mücadelede herkes bir nefer gibi çalıştı, hizmet etti. Sonuçta bir devlet kuruldu. Eğer devlet sahibi olmasaydık, bugün müzakere masasında başımız eğik durur, esamimiz okunmazdı. Onun için çatısı altında yaşadığımız devlete sahip çıkmaktan başka çare yoktur. KKTC, uzun soluklu bir mücadelenin eseridir.

Bir kez daha rahmet ve saygıyla anarız. Nur içinde yat Doktor.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

  • Vedat Batu
    15.01.2017

    Sayin Akay Cemal, Elinize, kaleminize saglik. Umarim KKTC Basinindaki bazi yazarlar bu yazinizdan gerekli dersi alirlar. Saygilarimla, Vedat Batu - Chicago

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.