Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Akay CEMAL

Akay CEMAL

02.02.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Elli yılımızı yalnız BM değil, kimler çalmadı ki!..

Birleşmiş Milletler (BM) de artık sorgulanmaya başladı. Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964 kararı ile Rum Yönetimi Kıbrıs’ta maalesef muhatap taraf (devlet) kabul edilmiş ve ‘tanınmışlık’ avantajını elde etmişti… 21 Aralık 1963 tarihinde toplumlararası çatışmaların başlaması, daha doğrusu Ada’yı Yunanistan’a ilhak etmek için Türkleri etkisiz hale getirmeyi amaçlan ‘Akritas Planı’nın uygulamaya konulması üzerine ortak devletten dışlanan Kıbrıslı Türkler de apaçık ortada kalmışlardı…

Güvenlik Konseyi’nin söz konusu tarihte aldığı karar üzerine, BM Barış Gücü Nisan 1964’ten beri Ada’da görev yapmaktadır. BM’nin ‘iyi niyet misyonu’ da Kıbrıs sorununu çözmektir. Gel gör ki, yarım yüzyıldan beri bu sorun halledilememektedir. Geçen gün de ifade ettiğimiz gibi, nice Genel Sekreterler, nice özel temsilciler, özel danışmanlar geldi, gitti. Çoğu içinden ‘aman ben görevdeyken, Kıbrıs sorunu çözülmesin de, ben maaşımı kapayım’ düşüncesindeydi… Hem de dolgun maaş! BM için 1964’ten beri harcanan meblağlar, KKTC’ye aktarılmış olsaydı, emin olun burası ihya olurdu…

BM ‘iyi niyet misyonu’ çerçevesinde elinden geleni yaptı, ama hepsi o kadar!.. 21 Aralık 1963’ten itibaren zor görevlerle de karşılaştı. Ama Rum askerleri ve polisine söz geçiremedi. Rum tarafından terslenince soluğu mücahitlere baskıya yöneldi. Ancak mücahit komutanlarının da sert çıkışları üzerine bocaladı ve uzun yıllar iki taraf arasında mekik diplomasisi yürüttü.

Bu arada BM Barış Gücü, özellikle de çatışma yıllarında gerek Erenköy’de, gerekse diğer bölgelerde insancıl yardımlarıyla ön plana çıkıverdi. İki taraf arasındaki silah orantısızlığı, dengesizliği ve adaletsizliği fark eden bazı İsveçli ve Finlandiyalı askerler, bu duruma isyan ederek mücahitlere silah yardımında da bulundu. Gün oldu, toplu mezarlardan çıkarılan Türklerin kimliklerini not etmekle görevli kılındılar.

Velhasıl aradan bunca yıl geçti, BM hala Kıbrıs’ta görev başında. Genel Sekreterlik de buradaki Özel Danışmanı Eide vasıtasıyla çözüm uğraşında. Eide ‘Çözüm mümkün ama’ diyor. Ama’sı, maması yok. İki taraf da her seferinde olduğu gibi, bir yere kadar tırmanıyor, sonra da duruyor. O tırmanışta da nice engelleri aşmaya çalışıyorlar. Bu tırmanış daha nereye kadar sürecek? Dünyanın damı sayılan Everest Tepesi’ne çıkacak değiller ya! Geçen gün en doğrusunu Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş söylemişti… “Biz ortaklık, onlar da sahiplik peşinde” demişti…

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu da, BM’nin 50 yılımızı çaldığını söyledi, 49 yıllık müzakere sürecinde kazanımlar olduğundan bahsedildiğini, kendisinin bu kazanımların neler olduğunu göremediğini belirtti.   Ertuğruloğlu, “Zekâmızla alay edildi, hala ediliyor. 2016 sürecin sonuydu. Yine sarktı. Neyi bekliyoruz? Beşli konferans da fiyaskoyla sonuçlandı. Yunanistan ve Rum tarafı ucu açık müzakerelerin devamından yana. Bu maskaralığa ne kadar izin verilecek?” dedi.

Ertuğruloğlu toprak konusundaki görüşünü beyan ederken de, “toprak konusu olsa olsa sınır düzeltmesi olabilir” ifadelerini kullandı ve Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın ‘tarihi bir fırsat var’ sözlerini eleştirerek, ‘tarihi bir fiyasko yaşanıyor” şeklinde konuştu.

Sonuçta görüşmelerin başlamasından bu yana 49 yıl, Kıbrıslı Türklerin ortak devletten dışlanmasından bu yana da yarım yüzyılı aşkın bir zaman geçti… Ertuğruloğlu, “Bu maskaralığa daha ne kadar izin veeceğiz?” diye sorarken haksız mı? Sürecin ucu açık biçimde devamı Rum tarafı ve de Yunanistan’ın işine geliyor. Dünyaca tanınmış devlet olmanın avantajıyla ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ni sırtlamış götürüyorlar. Bizse Türkiye’nin yardım ve katkılarıyla yaşamımızı sürdürüyoruz. BM açısından hava hoş… Sorun 50 yıl daha sürse de ne fark eder?

İnsanlık dışı ambargolar ve izolasyonlar altında olan yine Türk tarafı. O bakımdan ‘uzun süreli mücadele’ ilkesine bağlı kalarak, bu süreçte Türkiye’nin bir gün zora girebileceğini, işte o zaman Kıbrıs için bu fırsatı değerlendireceklerini hesap ediyorlar.

Peki; yarım yüzyılı aşkın bir zaman diliminde Kıbrıs Türk halkının devletten silah zoruyla dışlanmışlığına karşılık gerek BM, gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) herhangi bir tazminat davası açtık mı? Bunca yıllık mağduriyetin maddi ve manevi bakımından rakamlarla ölçülemeyecek kadar değerli olduğunu hiç düşündük mü? Rum tarafının ayak diremesi ve aşırı isteklerde bulunması sonucu aşılamayan çözümsüzlüğün Kıbrıs Türkü üzerinde ne gibi psikolojik etkiler yarattığını anlattık ve uluslararası platformlarda dile getirerek gereğini yapabildik mi?

Bir yerde Türkiye ile birlikte ‘ucu açık’ maskaralığına karşı kendi seçeneklerimizi ortaya koyabilmeliyiz. Bazı hallerde kararlı tavırlar sonuç sağlayıcı niteliktedir. Örneğin ‘Kardak Kayalıkları’na Yunan bayrağı çekilmesi olayında dönemin Başbakanı Tansu Çiller, yumruğunu masaya vurmuş, Yunan bayrağı ve askerlerini kastederek “O bayrak inecek, o asker gidecek” demiş ve direktifi de aynen uygulanmıştı…

Diyeceğimiz; Kıbrıs Türk halkının yarım yüzyıldan fazla zamanını öyle bir çaldılar ki!.. Yalnız BM değil, aynı zamanda AB ve süreçte Rum tarafının arkasını sıvazlayanlar da!.. Çalınan zamanın faturasını çıkarıp da önlerine koymak gerekmez mi?

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.