HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Akay CEMAL

Akay CEMAL

27.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Geçmişin mücadelecileri nasıl bir Kıbrıs görmek ister?

Kıbrıs’ta Rumların ve Türklerin belli amaçlar uğruna yaptıkları mücadeleler tarih sayfalarında yerlerini almış bulunmaktadır. Bunlardan bazıları 1960 öncesine dayanmakta, bazıları da 1960’lı yıllardan başlayarak günümüze kadar gelmektedir.

Örneğin Vakıflar İdaresi’nin 15 Nisan 1956 tarihinde uzun bir mücadele sonucu Kıbrıs Türk idaresine devredilmesi en önemli dönüm noktalarından biridir. Bunun yanında 27-28 Ocak gösterileri, 1958 yılında gerçekleştirilen kitlesel direnişin tarihleridir. Bir diğer deyişle İngiliz sömürge idaresine karşı ‘Yeter artık’ anlamında başkaldırıdır.

Ada’yı Yunanistan’a bağlamak istemelerine karşın Rumlara gösterilen müsamaha ve Türklere karşı giderek artan baskılara karşı bir direnişti 27-28 Ocak 1958… Bu direniş sayesinde dikkatler bir anda Kıbrıs adasına çevrilmiş ve Türk gençleriyle İngiliz askerlerinin sokak çatışmaları tüm dünya kamuoyuna yansımıştı…

Özellikle iki gün içinde Lefkoşa ve Mağusa’da yer alan çatışmalarda 7 Türkün şehit edilmesi, Kıbrıs’ta bir Türk varlığı olduğu gerçeğini hatırlatmıştı… Olaylar daha sonra Leymosun ve diğer kentlere de yayılmış, Türklerin direnişi önlenemez bir hal almıştı… Türkiye’de yayınlanan gazeteler, gelişmeleri manşetlerinde verirken, adada Türklerin kanının akıtıldığından bahsediyor ve dönemin Türk hükümetinden hesap soruyorlardı…

Kısacası Türkiye’nin Kıbrıs’a ilgisi o günlerden sonra daha da artarken, buradaki Türk yetkililer de seslerini Türkiye’ye duyurmakta ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Ada’daki soydaşlarına sahip çıkması çağrısında bulunmaktaydılar. Varoluş ve Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük, burada yaşayan Türklerin, Rumlar kadar hak sahibi olduğunu sık sık vurgularken, Enosis’e karşı Taksim’in kaçınılmaz hale geldiğini dile getiriyordu…

Bizler o günlerde genç lise talebesiydik… Esasen her zaman olduğu gibi, yürüyüşte en önde liseli erkek öğrenciler, onların gerisinde de eski ismiyle ‘Viktorya Kız Lisesi’ öğrencileri vardı… Bayraklar eşliğinde gençlik bir sel gibi kabarmıştı adeta. Yürüyüşe geçildiğinde İngiliz askerleri barikatlar kurmuştu… Kalabalığın dağılması için sık sık anonslar yapılmasına rağmen, sel misali akan gençlik sloganlar atarak Sarayönü’ne doğru yol alıyordu…

İngilizler bu kez sert kayaya çarpmış, orantısız güç kullanmaya başlamışlardı… Bu nedenle de iki günde 7 şehit verilmişti…

O günlerden bu yana Kıbrıs’ta olup bitenler ve köprülerin altında geçen suların haddi hesabı yoktur. Geldiğimiz noktada müzakere süreci halen ‘umutsuz vaka’ gibi devam ediyor. Karşı taraf bildiğini okur ve bizi masaya mahkûm ederken, artık bizim de yeni bir strateji belirlememiz gerekir. Kendi işimize gücümüze bakmak, kendi sorunlarımızla ilgilenmek, onlara çözüm üretmek zorundayız.

Vatandaş gittikçe artan hayat pahalılığı karşısında bunalım geçirmektedir. Evine ekmek götürebilmek için akla karayı seçmek durumunda kalmaktadır. Fiyatlarda denetim istemektedir. Ekonomik krizlerin getirdiği yasa dışılıkların önlenebilmesi konusunda gerekli önlemlerin alınmasını beklemektedir. Buralara üniversitelere kayıt için gelip de, kayıtsız işçi olarak çalışanların durumlarının ilgili makamlarca ele alınması ve asayişi bozanlara karşı daha caydırıcı önlemlerin uygulanmasını görmek istemektedir.

Son zamanlarda yeniden artış gösteren taciz, tecavüz gibi olayların yarattığı tepki ve psikolojik gerilimden herhalde yönetim kadrolarında olanlar da farkındadır. Uyuşturucu kullanımının artması, bıçaklı, sopalı kavgaların tırmanışı ve yarttığı huzursuzluk, aileleri isyan noktasına getrmiş bulunmaktadır. Ne idüğü belirsiz kişilerin toplumun asayişini bozma hakkı olmadığı alınacak önlemlerle gösterilmeli, gerekli cezai müeyyideler uygulamaya konulmalıdır.

Kısacası bu ülkenin ve devletin sahipsiz olmadığı her vesile ile gözler önüne serilmelidir. Ülkede huzur ortamı sağlanmazsa, asayiş olmazsa, istikrar yoksa ne yatırım olur, ne de bir başka şey! Yöneticilerin artık bunlarla uğraşması, önümüzdeki sorunları çözmek için seferler olması gerekir.

Toplumumuzun tanınmış ekonomistlerinden Necdet Ergün’ün dünkü bir açıklaması çok ilginçti… Ergün “Kıbrıs sorunu Kıbrıslı Türkleri gebertiyor” dedi.

Onun için bırakın uğraşan uğraşsın Kıbrıs sorunuyla. Ama devlet olarak biz kendi işimize bakalım, halkımızın ve sektörlerin beklentileri doğrultusunda adımlar atalım.

Geçmişin mücadelecileri de böyle bir KKTC görmek istiyor.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.