Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Akay CEMAL

Akay CEMAL

26.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Geleceğimizi, güvenliğimizi sağlama aldıktan sonraki işler

Mont Pelerin ve Cenevre görüşmeleri, bir kez daha gösterdi ki, garanti ve asker konusunda ahkâm kesenler, Kıbrıs Türk halkının bu topraklardaki geleceği ve güvenliğini hesaba katmayanlardır. BM ya da Uluslararası Polis Gücü, nerde başarılı olabildi de, burada da olacak? Kaldı ki, Kıbrıs Türkü bu filmi 1960 ve 70’li yıllarda defalarca izlemişti…

Yunanistan Başbakanı Çipras ile Dışişleri Bakanı Kocas, güvenlik ve garantiler konusu gündeme geldiğinde, nedense kendilerini tutamıyor ve asabileşiyorlar. Örneğin Güvenlik Konseyi veya AB garantisinden söz ediyorlar. Halbuki üyesi oldukları AB’nin öldüğünün onlar da farkında.

Bu arada TC Lefkoşa Büyükelçisi Derya Kanbay, Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras’ın, Kıbrıs meselesini Türkiye’nin adayı işgali olarak tanımlaması üzerine, Ada’da geçmişte meydana gelen olayları anımsattı ve “Çipras o yıllarda herhalde hayatta bile yoktu. Belki minnacık bir bebekti. Kendi ülkesinden buraya gelen bir katilin daha 50’li yıllardan itibaren adada nasıl cinayetler işlediğini hatırlamıyor” dedi.

Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Cephe’nin lideri Marine Le Pen de, AB’nin öldüğünü, ama bunu kendisinin henüz bilmediğini söyledi. Le Pen “AB tüm branşlarda başarısızlığa uğradı. Ekonomik olarak büyüme oldukça yavaş. Sosyal olarak işsizlik ve yoksulluk çok yüksek. Güvenlik konusunda AB kendi sınırlarını korumaktan aciz… Terörizme karşı bile bizi koruyamıyor” dedi. Le Pen ayrıca sınırlar, para, ekonomi ve yargıdan oluşan konulardaki egemenliklerini AB’den geri isteyeceklerini kaydetti.

Marine Le Pen’in kim olduğunu, ne olduğunu biliyoruz. Ancak her şeye karşın sözlerinde gerçeklik payı yok mudur? “Güvenlik konusunda AB kendi sınırlarını korumaktan aciz” sözlerinde gerçeklik payı yüzde yüz değil midir? Bu sözler Rum tarafına ve Çipras’la Kocas’ın asker ve garantiler konularındaki sözlerine yanıt niteliği taşımıyor mu? Daha doğrusu ikide bir ‘AB güvencesi en iyi güvencedir, AB güvencesi yeterlidir’ diyerek, başkalarını da inandırma çabası içinde olanlar, Le Pen’in bu açıklamasını okuduktan sonra neler diyecekler?

Kendi sınırlarını korumaktan aciz AB, adada Kıbrıslı Türklerin güvenliğini mi sağlayacak?

Fransa’da bir partinin başkanı olan Le Pen’in açıklamasını kasıtlı olarak verdim. Görmeyenler görsün, okumayanlar okusun diye.

Bu konularda Kıbrıs Türk tarafını daha fazla oyalamaya, avutmaya kalkışmasınlar. Gördüğümüz kadarıyla Türkiye bu konularda kararlı. O bakımdan Kıbrıs sorununa fazla da takılmadan yolumuza devam etmekten başka seçenek olmadığı ortadadır. Görüşmelerin ne merkezde olduğunu Rumlar da biliyor ve Türkiye’nin kuzeye verdiği önemi de vurgulamaktan geri kalmıyorlar.

Örneğin değerli dostumuz Erkan Eğmez’in, Güney Kıbrıs’ta ‘Vatandaşlar İttifakı’ partisi başkanı Yorgos Lillikas’la yaptığı mülakatta, Lillikas, Akıncı ve Anastasiadis için “sadece konuşuyorlar. İlk önce 2015, sonra 2016 tarihini ortaya attılar. Şimdi 2017 ortalarında referandum var diyorlar. Artık inandırıcı olmaktan çıktı” dedi. Lillikas, müzakere masasının devamıyla ilgili de ‘Oksijene bağlı bir hasta’ benzetmesi yaptı ve bu şekilde devam etmenin Rum tarafının da, Kıbrıslı Türklerin de lehine olmadığını kaydetti.

Lillikas ayrıca Türkiye’nin adaya suyu getirdikten sonra, şimdi de elektriği getireceğine dikkat çekti.

Eminim bunları söylerken, içinden “Keşke bize de böyle olanaklar sağlanabilse” demeden edemedi. Bir yerde Kıbrıslı Türkler bu yönlerden şanslı addedilir. Filistin lideri merhum Yaser Arafat’ın, Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş’la her karşılaştıklarında kendisine ‘Sizin gibi, bizim de bir anavatanımız olsaydı’ diye ah çekmesi boşuna mıydı?

Rum halkı da bunun farkında ve bilincinde… 20 Temmuz 1974’e kadar farkında değillerdi… Daha doğrusu kendilerini adanın tek hâkimi sanıyorlardı… Pahalıya da mal olsa, Kıbrıs gerçeğiyle tanışmak durumunda kaldılar.

Bir Rum siyasi partisinin başkanı, Türkiye’den Kuzey Kıbrıs topraklarına akıtılan su ve elektrik konusuna değinirken, bunların büyük projeler olduğunu ifade etmesi ve serzenişte bulunması normaldir.

Bu gerçekleri bilerek, geleceğimizin ve güvencemizin Türkiye tarafından korunup kollandığını idrak ederek, karşı karşıya bulunduğumuz sorunların çözümüne odaklanalım. Küçük ülkelerde sorunlar çoğu kez abartılır, ama büyük ülkelerin sorunlarına bir bakıldığında, bunların çözümü hiç de zor olmayan sorunlar olduğu anlaşılır. İncir çekirdeğini doldurmayan dedikodulardan uzak kalarak, iktidar ve muhalefet olarak, sivil toplum örgütleri olarak, sorunların çözümüne yönelik akılcı politikalar uygulamak esastır.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.