Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Akay CEMAL

Akay CEMAL

18.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Güney’de atılan sloganlar temkinli olmayı gerektirir

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kuruluşunun 33’üncü yıldönümüne ilişkin kutlamaların yankıları süredursun, tepkileri de göz ardı etmemek gerek.

Bazı Rum öğrenci birliklerinin, KKTC’nin kuruluş yıldönümünü kınarken, devam eden müzakere sürecine destek beyan etmeleri ne anlama gelmektedir? Hele “Kıbrıs’ın sınırları Girne’dedir” şeklinde de slogan atılmasından güdülen amaç nedir?

Yapılan konuşmalarda, ‘vatanın kurtuluşu’ ve ‘yeniden birleşme için mücadeleye devam edileceği’ kaydedilirken, Türk askerinin doğrudan adadan ayrılmasının öngörülmesi, eğer mümkünse bunun çözümden önce olması gerektiği savunuldu. Ayrı bir etkinlik düzenleyen ırkçı ELAM ve gençlik örgütü ise ırkçı sloganlar attı, KKTC’nin kuruluşu bir yana, federasyona dayalı çözüme de karşı olunduğunu ifade etti.

İsviçre görüşmelerinin ikinci turu arifesinde karamsar bir tablo çizmek istemiyoruz. Gönlümüz her iki tarafın da kabul edebileceği adil ve kalıcı bir çözümden yana… Ama Güney’deki eğitim sisteminden kaynaklanan ruh hali ve özellikle Rum gençlerinin fanatizmi, ırkçılığı tırmandıran eylemleri bizleri temkinli olmaya sevk etmektedir. Zaten Cumhurbaşkanı dahil, siyasi partilerin başkanları da bir süreden beri ‘temkinli iyimserlik’ içinde değil mi?

KKTC karşıtı eylemlerde, Kıbrıs’ın sınırlarının Girne’de olduğunun vurgulanması, Türk askerinin mümkünse çözümden önce Ada’dan ayrılması istemi ve özellikle federasyona dayalı bir çözüme karşı çıkılması, olası bir çözümde Kıbrıslı Türkleri nelerin beklediğinin işareti değil midir?

“KKTC’ye ‘hayır’, ‘çözüme ‘evet” sloganı da son derece anlamlıdır. Bir uzlaşma durumunda KKTC’nin ortadan kalkacağı, Kıbrıs Türk halkının da, Rumların kendi egemenliklerindeki ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yama olacağı şeklinde algılanmaz mı? “Siz bu devleti feshedin, gelin bize katılın, ortak formül de zaten bulundu; daha ne beklersiniz?” anlamında bir mesajdır. Çünkü kendileri (eylem yapan öğrenci ve gençler) ortaklıktan öyle anlamakta, kendilerine o şekilde anlatılmaktadır.

Halbuki adanın etrafına bir göz gezdirdiğimizde, bölge coğrafyasının ne halde olduğu görülmektedir. Suriye ve Irak’taki gelişmelerde Türkiye’nin önemli bir oyuncu olduğunu dünyanın iki süper gücü ABD ve Rusya da kabul etmektedir. Bunların dışında AB kabul etse de olur, etmese de! Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi, bu gibi hallerde AB’nin esamesi mi okunur? Ya da Türkiye’yi yaptırım uygulamakla tehdit eden Avrupa Parlamentosu yaptırım uygulasa ne yazar, uygulamasa kaç yazar?

Ancak bu noktada sadece AB’nin değil, büyük güçlerin de Kıbrıs Türk halkına karşı mükellefiyetlerini yerine getirmediğini unutmamak gerek. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz, Annan Planı referandumundan sonraki süreçte AB’nin hiçbir sözünü tutmadığını, Rum kesimine karşı ABD’nin baskı uygulamadığını, Rusya’nın ve diğer ülkelerin herhangi bir yaptırıma gitmediğini, KKTC’ye herhangi bir kolaylık sağlanmadığını belirtti.

Bu gerçekleri daha önceleri de çok kez dile getirdik. 2004’te ‘evet’ demesine rağmen, Kıbrıs Türk halkı, Türkiye’nin dışında hiçbir ülkeden anlayış, destek ve katkı görmedi. Bir yerlere gelebildiyse, kendi çabası ve Türkiye’nin desteğiyle geldi.

Tüm bu gerçekler karşısında, Türk askerinin bir an önce Ada’dan gitmesini, garantilerin kalkmasını isteyenlerin, dillerine doladıkları ‘yeniden birleşme’ olabilir mi, sağlıklı bir yapıya oturtulabilir mi? Federal çözüme bile karşı çıkılması konusunda bir takım çevreler, ‘onlara kulak vermeyiniz, onlar azınlıktır’ diye her zamanki gibi bahane uydurabilir. Ama gerçek olan şu ki, ELAM bugün bir azınlık değildir ve daha birkaç yıl önce bir örgüt iken, Mecliste temsil edilen bir siyasi partiye dönüşmüş bulunmaktadır. Oylarını kat be kat artırdı da!

İşte Kıbrıs Türk halkı, Türkiye’nin garantörlüğü ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin buradaki varlığının devam etmesinde yukarıda dile getirmeye çalıştığımız kaygılardan dolayı ısrar etmektedir. Esasen Türk yetkililer de bu konuda taviz verilemeyeceğini defalarca, son olarak da KKTC’nin kuruluş yıldönümünde dile getirdiler. Etrafımız ateş çemberinde iken, Türkiye’nin buradaki askeri gücünü geri çekmesi ve garantörlükten vazgeçmesinin akıl kârı olmadığını Rum tarafının kafasına iyice yerleştirmesi gerekir.

Güney’de gerçekleştirilen son eylemlerin verdiği mesaj, “Türkiye aradan çekilsin, biz Kıbrıslı Türkleri idare ederiz, zaman içinde de nihai hedefimize ulaşırız” şeklindedir.

Bu adada yarım yüzyıla yakın bir süre sonra, yeniden bir ortaklık kurma çabalarının yoğun olarak devam etmekte olduğu şu zor virajda, kritik dönemeçteki arayışlara yardımcı olunacağına, takoz koymak, tuz-biber ekme çabaları kimselere bir şey kazandırmaz. Sadece Lefkoşa’nın ‘Eleftheria’ (Özgürlük) Meydanı’ndan dünyaya bakarak ahkâm kesmek ve “Türkler elimize göredir de, ah şu Türkiye olmasa” gibi değerlendirmeler yapmanın iyi niyetle, samimiyetle bağdaştırılamayacağı bilinmelidir!

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.