Akacan Holding
Akay CEMAL

Akay CEMAL

16.02.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Hani balık yemeyi değil de, balık tutmayı öğrenecektik?

Barınak dendi mi; aklımıza sokağa bırakılan, ya da sokakta büyüyen kedi-köpek cinsi hayvanların sığınak yerleri gelmektedir. Başta belediyeler olmak üzere; nice hayvan sever kuruluşlar bu konuda çaba harcamaktadır. Amaç o hayvanları tehlikelerden korumak, yemini, suyunu temin ederek, itilmeden, kakılmadan yaşamlarını sürdürmelerine yardımcı olmak…

Yazın kavurucu sıcağı, kışın dondurucu soğuklarında bu hayvanlara ilgi göstermek, onları korumak ve ihtiyaçlarını gidermek sevaptır, insanlık borcudur. Son günlerde televizyon ekranlarında gördüğümüz ibret verici olaylar, hayvan sevgisinin en güzel örnekleridir.

Karla kaplı bir kentte bir dükkânın önünde soğuktan büzüşmüş vaziyette yatan bir köpeğin üzerine üşümesin diye bir kişinin ceketini çıkarıp da koyması… Karadeniz bölgesinde, Rize’de yine karla kaplı bir bölgede yeni doğum yapan bir keçinin yavrusu oğlağın bir ilkokul çocuğu tarafından alınarak okul çantasına konulması ve bakımı için evine götürülmesi… Ya da sondaj kuyusuna düşen bir yavru köpeğin uzun çabalardan sonra kurtarılması… Dereye düşen bir ineğin oradan çıkarılması için insanların seferber olması…

Hayvanlar insanların dostlarıdır. Hani ‘Hayvanı sevmeyen insanı da sevmez’ derler ya…

Son günlerde KIBRIS Gazetesi’nde bu konularda sıkça haberlere rastlıyoruz. Dünkü haberde sokak hayvanları gönüllüleri, sokaklardaki köpekleri toplayıp barınağa kapatmanın çözüm olmadığını belirtti. ‘Altın Patiler Derneği’nden Hatice Azizoğlu, barınakların sanıldığı kadar güvenli ve iyi yerler olmadığını söyledi, Mağusa Barınağı’nda sorunların çözümü için herhangi bir adım atılmadığını kaydetti.

Bu mesajlardan sonra yine de bu konuda önümüzdeki günlerde olumlu haberler alacağımıza inanıyoruz.

Barınaklar derken, üzerinde durmak istediğimiz bir husus da, balıkçı barınaklarıdır. Bu konu maalesef ülkemizin öteden beri kanayan yarasıdır. Zaman zaman bu konuda Karpaz’dan Yeşilırmak’a kadar yoğun şikâyetler almaktayız. Yenierenköy Balıkçılar Birliği yakın geçmişte az mı şikâyette bulunmuştu? Ülkemizin belirli bölgelerinde kullanılmakta olan balıkçı barınakları vardır. Arada bir şiddetli fırtınalardan, kuvvetli dalgalardan etkilenmektedirler. Çağdaş bir şekilde donatıldıkları iddia edilemez. Ancak yine de olanaklar çerçevesinde idare ediliyor.

Son olarak KKTC Balıkçılar Birliği Başkanı Kemal Atakan, Gazimağusa Limanı’nda balıkçıların ‘sığıntı’ konumunda olduğuna dikkat çekti ve yetkililerin barınak sorunlarına çözüm üretmelerini istedi.

Bir Ada ülkesi olmamıza rağmen, balıkçılığın gelişmediğini herkes kabul etmektedir. Evet; son dönemlerde bu yönde bir takım adımların atıldığını biliyoruz. Ancak biz gelmiş geçmiş yönetimlerden söz ediyoruz. Bu alanda etkili önlemler alınmış ve de yatırımlar yapılmış, teşvik ve destek sağlanmış olsaydı, balıkçılık yerlerde sürünmez, halk da balığa hasret kalmazdı!

Bu konuda 1974 öncesini kesinlikle anımsatmak istemiyoruz. O dönemlerde toplumlararası çatışmalar vardı ve Türk bölgeleri abluka altındaydı. Sonra denetimimizde olan sahil şeridi neydi ki! Sahillerin en az yüzde 90’ına Rum Yönetimi hakimdi… Ancak 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı’ndan sonra durum değişti. Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis bile Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya “Nüfus oranına göre elinizde tuttuğunuz sahil şeridi fazladır, azaltmak lazım” diyebiliyor.

Kıbrıs Türk tarafı olarak, 21 Aralık 1963’ten 20 Temmuz 1974’e kadar, Rum Yönetimi’ne aynı şeyleri söyleyebiliyor muyduk? “Kıyıların yüzde 95’ini elinizde bulunduruyorsunuz. Biraz da bize bırakınız” diyebiliyor muyduk? Herkesin canı ile uğraştığı o günlerde böyle bir şey diyebilecek şartlar var mıydı?

Ancak bu günkü koşullar farklıdır. Resmi rakamlara göre; kıyı şeridinin ‘üç aşağı beş yukarı’ yüzde 50’si KKTC’nin, yüzde 40’ı Rum Yönetimi’nin, yüzde 10’u da İngilizlerin (İngiliz Egemen Üsleri) elinde ve kontrolündedir.

Aradan 43 yıl geçmiş olmasına ve elimizde bu kadar sahil şeridi olmasına rağmen, balıkçılığın neden gelişmediğini çıkıp da birileri izah edebilir mi? Bu ülkede balık tüketiminin niye az olduğunun elbette bazı nedenleri vardır. Bunlar arasında teşvik, destek ve balıkçı barınaklarının yeterli sayıda ve çağdaş bir şekilde donatılmamasıdır. Amatör balıkçılık giderek gelişirken, profesyonel balıkçılığın, ekmeğini denizden çıkaranların yerinde sayması kabul edilebilir değildir.

Balıkçılar Birliği Başkanı Kemal Atakan, “Gazimağusa balıkçısı adeta çile çekiyor. Yetkililer ilgisiz, kimse çözüm üretmiyor. Varlık içinde yokluk yaşıyoruz” diyerek, isyanları oynuyor.

Kısacası sorunların çözümsüz kalmasından ötürü balıkçılar mağduriyet içinde.

Evet; Kuzey Kıbrıs’ta ihmal edilen sektörlerden biri de balıkçılık… Çünkü gerekli ilgi gösterilmedi, sorunlar günübirlik politikalarla, yollara yapılan yama misali geçiştirildi, ya da askıya alındı. Türkiye’de balıkçılığa verilen önemi gıptayla izlerken, bizdeki duruma bakarak, ‘vay halimize’ diyoruz.

Atakan ne güzel söylemiş: “Varlık içinde yokluk yaşıyoruz.”

Hani de Kıbrıs Türk toplumu olarak; biz, balık yemeyi değil de, balık tutmayı öğrenecektik?..

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.