HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Akay CEMAL

Akay CEMAL

04.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Hepimizin yakından tanıdığı sima: ‘Dedem Ahmet Gürses’

Arkadaşımız ve Ahmet Gürses Hoca’nın torunu Serkan Soyalan tarafından kaleme alınan ‘Dedem Ahmet Gürses’ adlı kitapta yer alanlar, bir döneme damgasını vuruyor.

Ahmet Gürses’i kim tanımaz ki! Hakikaten o gür sesiyle Selimiye Camii’nin minarelerinde okuduğu ezanların sesi hâlâ kulaklarda çınlıyor… Önsözde, “Kolay kolay sığdırılamazdı elbet bir ömür satırlara… Ele aldığınız kişi dedenizse, üstelik aydın kimliği, renkli kişiliği ve mücadeleciliğiyle yaşayan bir tarihse… Kıbrıs’ın Ahmet Gürses Hocasıysa” diyen Cemal Onalt Müezzin, kitabı okurken, Kıbrıs’ın sosyal, kültürel ve tarihi belleğiyle ilgili tanıklıklarla da yüz yüze gelineceğini kaydediyor. 

Soyalan, ‘Giriş bölümünde’, Kıbrıs’ın en tanınmış din insanlarından biri olan Ahmet Gürses’in hayatında bilinmeyen birçok sorunun yanıtının bulunacağını ifade ederken, özetle şunları aktarıyor:

“1931’de Kasaba’da (Baf) doğan Ahmet Gürses, imamlık mesleğinde on binleri son yolculuğuna uğurlarken, bu kutsal görevle de yüz binlerin acılarına ortak olmuştur. Tek imam maaşıyla büyüttüğü 8 evladından şimdi 21 torunu, 5 de torun çocuğu var.”

Ahmet Gürses ise, babasının vefatı üzerine küçük yaşta Lefkoşa’ya taşındıklarını ifadeyle şunları anlatıyor:

“1936’da Filistin’den Araplar gelirdi ve parayla kızları alırdı. Simsar Pembe isminde bir kadın vardı ve Lefkoşa’dan kalkar, köyleri karış karış gezip kız arardı. Rahmetli amcam da Hediye ablamı bu Simsar Pembe’ye verir. Bir akşam İskele’den akrabalarla yolcu ettik ablamı. Gemi yavaş yavaş hareket edince annemle beraber iskelenin üstünde hıçkıra hıçkıra ağladık. O anı hiçbir zaman unutmam. Yıllar sonra annem gidip Kudüs’te görüştüydü ablamla. Sonra ben de gittim.

Baf Limanı’nda hamal başı olarak çalışan ve güçlü kuvvetli olan babam Veli Kaptan’dan herkes çekinirdi… Hayatta olsaydı, ablamın evliliğini asla onaylamazdı.”

Lefkoşa’ya geldiğinde Yenicami İlkokulu’na kaydolduğunu anlatan Ahmet Gürses, o yıllarda fakirliğin çok ileri boyutlarda olduğunu, Arabahmet’te Garip Usta denilen kunduracının her bayram çocuklara bedava ayakkabı verdiğini hatırlatıyor ve başından geçenleri şöyle anlatıyor:

“Arife günü öğretmenler, öğrencileri Garip Usta’ya götürmüştü. Ama beni unutmuşlardı. Yalınayak okula giderdim. Ayakkabı alamayınca çok bozuldum ve gözlerim doldu. Öğretmenim ağladığımı gördü, o da Kasabalıydı. Veli Kaptan’ın oğlu olduğumu öğrenince o da ağladı. İyi durumda olduğunu bildiği ailenin ne şartlarda yaşamaya çalıştığını öğrenmek onu çok üzmüştü… Bu sırada Müdür Ramadan Bey, bizi ağlarken gördü ve neler olduğunu öğretmenimden öğrendi. Öğretmenimin beni Garip Usta’ya götürüp ayakkabı, giysiler ve daha başka şeyler satın alması beni çok duygulandırdı.

18-20 yaşlarında Poli’ye akrabalarımın yanına gittim ve orada bir süre kaldım. Burada hayatım boyunca hiç unutamayacağım bir olayla karşılaştım. Dizlikli bir Rum bana ‘Nerelisin?’ diye sordu. Ben de ‘Baflıyım’ dedim. Sonra, ‘kimin oğlusun?’ diye sordu. ‘Veli Kaptan’ın deyince, Allah’ın ismine yemin ederim, Rum karşımda hüngür hüngür ağlamaya başladı. Biraz sakinleşince ‘Ben Türk’üm, sen Rum’sun, babam için neden ağlıyorsun?’ diye sorduğumda, cevap olarak bana ‘Ben babanın ekmeğini çok yedim. Babanı çok seviyorum’ dedi. Poli’nin Laçça diye bir limanı vardı… Babam gemisiyle Baf’tan Laçça’ya sık sık yük götürürmüş. Bu yük taşıma işini yaparken de yanında çok kişi çalışırmış. Onlara ekmek kapısı sağlarmış. Meğer bu Rum da babamın yanında çok çalışmış ve çok para kazanmış.”

Ahmet Gürses, şimdi Rum kesiminde kalan ve bir zamanlar genelde Türklerin yaşadığı bölge olan ‘Tahtakala’da 1956 yılında bir dost ziyareti ortamında kendisine gösterilen bir fotoğrafta gördüğü Neriman Hanım’a gönlünü kaptırır. Bu evlilikten 8 evlat sahibi olurlar. Ahmet Gürses Hoca, “Londra’da ve Ürdün’de doğan torunlarımın ve torun çocuklarının kulaklarına ezanı okuyamadığım için üzgünüm. Kıbrıs’ta doğanların hepsinin kulağına ezanı ben okudum. Şimdi toplam 25 torunum oldu” diyor.

Soyalan, sabahın erken saatlerinde Selimiye Camii’ne dedesini götürdüğünde, orada Necat Dayı ile karşılaştıklarını ve hemen tuvaletlerin giriş bölümünde bulunan çay ocağına geçtiklerini, çayın ardından da camiye diğer görevli müezzinler, imamlar ve eski dostların geldiğini güzel bir üslupla anlatmaya çalışıyor. Siyah – beyaz çeşitli fotoğrafların da süslediği 267 sayfa tutarındaki eserde Ahmet Gürses ‘Neden Müezzinlik?’ sorusuna şu yanıtı veriyor: “Ezan okumaya çok meraklıydım. Çocukken ezan okuyan hocaları dikkatlice dinlerdim. Ezanları, makamları derhal, duyar duymaz kavrardım. 1950’de Sarayönü Camii’ne müezzin oldum. Orada hocam İpsillatlı Salih Efendi idi. Herkesin ona saygısı vardı…”

Dr. Küçük’le, Denktaş’la ve daha niceleriyle anılar da var kitapta. Mutlaka okumak gerek. Eline sağlık Serkan.

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.