HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Akay CEMAL

Akay CEMAL

05.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

İlk toplu katliamda (Ayvasıl) muhabir olmanın sıkıntıları…

Farkında mısınız Kıbrıslı Türkler olarak bizler, yılda kaç kez anma törenleri düzenler ve şehitlerimizi anıyoruz? Elbette bunun nedenleri vardır. Niye bu adada mağduriyete uğrayan, saldırıya maruz kalan hep Türkler oldu? Niye Rumlarda bu kadar anma günü mevcut değildir?

Sadece İngiliz İdaresince idam edilen, öldürülen EOKA’cılar ve de 15 Temmuz 1974 darbesinde Makarios taraftarlarıyla darbe yanlılarının birbirlerini öldürmesi ve nihayet 20 Temmuz 1974’te ölenler için düzenlenen anma törenleri vardır. Bir de Derinya’da asla tasvip etmediğim dikenli teller içinde linç edilen ve Türk bayrağını indirmeye çalışırken vurularak öldürülen Solomu için düzenlenen anma törenleri… Bunların dışında bir şey yoktur.

Buna karşın Kıbrıs Türk toplumu 1 Nisan 1955’ten 20 Temmuz 1974 tarihine kadar uzayıp giden süreçte nice saldırılara, nice toplu katliamlara maruz kaldığı için hep şehit veren, mağduriyete uğrayan, çile çeken, göç eden taraf oldu. Bu ülkeye Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri, hatta 1960’da Türk Alayı bile daha gelmeden 1950’li yıllarda katliamlara tanık olundu. Örneğin Sinde katliamı…

Saldırıların en yoğun olduğu dönem ise 21 Aralık 1963 ile 20 Temmuz 1974 arasındaydı… Ayvasıl’da ilk toplu katliamı yaşadık. Bu arada Küçük Kaymaklı, Kumsal, Alaminyo, Atlılar, Muratağa, Sandallar, Taşkent, Terazi, Tuzla, Geçitkale-Boğaziçi… Hangisini sayalım?

Var oluş mücadelesinde ilk toplu katliamın gerçekleştirildiği köy Ayvasıl (Türkeli) idi. Önceki gün orada anma töreni düzenlenirken, aynı günde Küçük Kaymaklı Şehitleri ve Kaymaklı direnişinin efsaneleşmiş isimlerinden Şehit Hüseyin Ruso da anıldı. Bu insanların Türk olmak dışında ne suçları vardı? Kıbrıs’ı Yunanistan’la birleştirmek, böylelikle Enosis’i gerçekleştirmek için hazırlanan Akritas Planı’na göre, her Türk Enosis’in önünde bir engeldi ve ortadan kaldırılmalıydı…

Kıbrıs’ı kana bulayanlar, yollardan topladıkları Türkleri öldürerek kör kuyulara atanlar, şimdilerde masum pozuna bürünerek, Ada’da Türk askeri varlığını ve Türkiye’nin garantörlüğünü istememekte, Avrupa’yı ve dünyayı kandırma gayretkeşliğini sürdürmektedirler. Bir de Türklere sorsunlar bakalım geçmişte çektiklerini?

Ayvasıl katliamına merhum foto muhabiri Mustafa Özünlü ile birlikte gitmiştik… Henüz birkaç yıllık bir gazeteciydim… BM Barış Gücü gözetiminde çamurlara bulanmış vaziyette tam 19 ceset çıkarılmıştı çukurdan… Suçları, günahları neydi? Hangi Rum’un tavuğuna kış demişlerdi?

Bazı BM askerlerinin tavsiyesi üzerine, etrafı saran dayanılmaz bir kokudan etkilenmemek için burunlarımızı mendille kapatmıştık… Çok soğuk bir kış günüydü ve Mustafa Dayı’nın deklanşöre dokunurken elleri titriyordu…

Daha 3 yıllık meslek yaşamımda muhabir olarak, böyle bir manzara ile karşılaşmam beni son derece etkilemişti… Hele toplu mezardan çıkarılanların çocukları, eşleri, ailelerinin çığlıkları kulak zarlarını yırtar derecedeydi… Her birinin ocağına ateş düşmüştü… Anlaşılan o ki, kör olası Enosis hayali uğruna bu adada ilerleyen günlerde daha çok toplu katliam çukurlarına tanık olacaktık. Nitekim de tahminlerimiz bizi haklı çıkardı. Keşke çıkarmasaydı…

‘Halkın Sesi’ gazetesine döndüğümüzde, Dr. Küçük’e durumu anlattım, Mustafa Dayı da karanlık odada filmi yıkamış, az sonra da siyah-beyaz fotoğrafları getirmişti… Yürekler acısıydı… Dr. Küçük’ün gözünden yaş gelmiş, Türkiye’nin müdahalesinden söz ederken, “Aksi halde kurtuluş yok. Girit’te de böyle yapmışlardı” diye mırıldanmıştı…

BM’nin Ayvasıl’daki görevi sadece not tutmak, toplu mezardan çıkarılan soydaşlarımızın isimlerini bir kâğıda yazmaktı… Atlılar’da, Muratağa’da, Sandallar’da, Geçitkale ve tüm diğer yerlerde de aynı rolü üstlenmediler mi? İstedikten sonra önleyemezler miydi? Pek ala da önleyebilirlerdi. Ama kime ne? Yıllar sonra Bosna’da olup bitenleri görmedik mi?

Kıbrıs gerçekleri böyle iken, bu gerçekleri ısmarlama bir ajanda yaparak değiştirmeye ve masumu zalim yerine koymaya kalkışan ne KTÖS’ün sendika ağalarının gücü yeter, ne de başkalarının! Daha öncesi bir yana, ama 21 Aralık 1963!’ten günümüze kadar cereyan eden olaylar, adadaki gerçekler tarih sayfalarında, arşivlerde yerini almaktadır. Hem de BM belgesi olarak…

Şimdi anlıyor musunuz Kıbrıs’ta Türk askeri varlığının önemini ve de Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünü?

***

Rahat uyu Başöğretmen Osman Yücel Hoca

Başöğretmen Osman Yücel olarak sen, KTÖS’te oturan bazı sendika ağalarının icraatlarını hiçbir zaman tasvip etmezdin. Bu yüzden vicdanen huzur içindesin. Nice değerli öğrenciler yetiştirdin. Serdarlı ve civar köyler tarafından çok sevilir, sayılırdın. Kıbrıs Türk halkının haklı mücadelesini her zaman savunanlardandı…   Allah’tan rahmet dileriz. Nur içinde yat. Ailesi ve tüm sevenlerinin başı sağ olsun.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.