Akacan Holding
Akay CEMAL

Akay CEMAL

07.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

İstanbul panelinden mesaj: “Türk ordusu çıkmayacak!”

Cenevre görüşmelerine geri sayım başlarken, geçen gün İstanbul’da çok önemli bir panel vardı… Tarihçi Profesör Dr. İlber Ortaylı’nın açış konuşmasının ardından, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, TBMM eski Başkanı Hüsamettin Cindoruk, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ ve Milli Düşünce Merkezi Genel Başkanı Sadi Somuncuoğlu konuşma yaparak, görüşlerini, önerilerini ortaya koydular.

“Kıbrıs’ta Son Söz! Kim Söyleyecek?” konulu panelde, Ada’nın Türkiye için önemine vurgu yapıldı, “Kıbrıs olmadığı takdirde Türkiye boğulur. İnsanlar burnunuzun dibinde İsrail ile birlikte petrol arıyorsa, Rusya, Suriye’ye yerleşiyorsa, insanların uyanması gerekmektedir” denildi.

KKTC’ye hizmetin bir lütuf değil, asli görev olduğunun ifade edildiği panelde, öne çıkan ifadeler şöyle özetlenebilir:

“Türk toplumu yaşanan gelişmelerden habersizdir. Konu, sadece Doğu Akdeniz’i kimlerin kontrol edeceği konusu değildir. Kıbrıs, yavru vatan değil, anavatandır. Coğrafya açısından bakıldığında Anadolu’nun devamıdır. Milli olan bir meseleye Türk milletinin sahip çıkması gerek. Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere bakıldığında ve bu şartlarda Kıbrıs, Türkiye için çok büyük önem taşır. O halde Türk ordusu Kıbrıs’tan çıkmayacaktır, garantörlük haklarımız asla taviz konusu yapılmayacaktır.”

Evet; Rum ve Yunan tarafının ağzına sakız gibi doladığı garantörlük ve Türk ordusuna ilişkin çığırtkanlığı karşısında, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğü güne tesadüf eden panelde söylenenler, Kıbrıs Türkünün sahipsiz olmadığı ve Rum tarafının doymak bilmez aşırı taleplerine evet diyerek bir yere varılamayacağı anlamındadır. Daha çok Ada’nın stratejik önemine dikkat çekilirken, Kıbrıs elden gittiği takdirde, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de nefes borusunun tıkanacağı ve boğulacağına vurgu yapıldı. Özellikle son Suriye’de ve genelde bölgedeki gelişmeler, Kıbrıs’ın Türkiye için önemini bir o kadar daha artırdığına parmak basıldı.

Bunların çözüm karşıtlığıyla bir ilgisi yoktur. Meseleye sadece Rum ve Yunan açısından bakarak, KKTC ve Türkiye’yi suçlamak veya yargılamak da insafsızlıktır. Çünkü bu adada, geçmişte yaşanan bunca acılardan sonra sapasağlam bir anlaşmaya ihtiyaç vardır. Aksi halde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da dediği gibi, varılabilecek bir anlaşma birincil hukuk olmazsa, kalıcı derogasyonlar konulmazsa kıymeti harbiyeden yoksundur.

Rum lider Nikos Anastasiadis’in ‘Dört özgürlüğü kabul ettirdik’ diye övündüğü hususlar çok önemlidir ve herhangi bir durumda Rumların alışık oldukları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giderek, kendi lehlerinde, Türkler aleyhinde kararlar aldırabilecekleri hesaba katılmalıdır. Böyle bir durumda dost iken düşman olunur ve çatışma ortamı yaratılır.

Öteden beri bu sütunda birincil hukuk ve derogasyonlar üzerinde ısrarla dururken, Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun, Cenevre görüşmeleri arifesinde bu konuya dikkat çekmesi önemli bir mesajdır. Dediklerimizi içermeyen bir uzlaşma kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm olduğu gibi, Ada’da 42 yıldır süregelen barışı da olumsuz etkileyebilir. Bu gerçekleri kafadan atarak yazmıyoruz. 1960 anlaşmalarında da yaşamıştık. Üç yıl içinde Ada Türkleri, kendilerini azınlık statüsüne düşüren anayasa değişiklik önerilerini kabul etmediğinden, silah zoruyla devletin ortaklığından atılmıştı… Velhasıl Kıbrıs Türkünün bu topraklarda en az kendileri kadar hak sahibi olduğu gerçeğini bir türlü kabullenemediler, hazmedemediler. İşte bütün mesele bu!

Bu nedenlerle halkımızın, Rumlara güveni kalmadı. İki taraf arasındaki güven bunalımına kimse de çare bulamadı. Bu amaçla akıtılan dolar ve Euro’lar da heba oldu gitti. Çünkü Rum yöneticileri samimi ve iyi niyet sahibi olmadı. Dostluk yerine, kin ve düşmanlığı körükleyen kilisenin sözünden çıkamadılar…

Yazıyı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu sözleri ile noktalayalım:

“Şunu bir an olsun aklımızdan çıkarmamalıyız. Türkiye’nin güvenliği Gaziantep’te değil Halep’te, Hatay’da değil İdlib’de, Kars’ta değil Nahçıvan’da, Artvin’de değil Batum’da, Trakya’da değil Balkanlar’da, Mersin’de değil Kıbrıs’ta başlar. Bunu böyle bilelim.”

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.