Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Akay CEMAL

Akay CEMAL

27.04.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Kapılar ve pencereler

İki kapı var sırada bekleyen. Biri Derinya, öteki de Aplıç… Derinya, Gazimağusa’da; Aplıç da Lefke’de. Gel gör ki, her ikisinin de açılması bir yerde yılan hikâyesine döndü.  İşler uzadıkça uzuyor.

Lefke ve yöresi sivil toplum örgütleri, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’dan, 6 yıldır açılamayan Aplıç Kapısı’nın açılışının süratlendirilmesi için aracı olmasını istedi. Gazimağusa’dan Serdar Atai de, turizm sezonunda Gazimağusa’nın Güney’den gelecek turların sağlayacağı gelirden mahrum bırakılmamasını istedi.

Talepler böyle. Ve bunları bilen Rum tarafı, adımlarını süratlendirir mi, yoksa daha da kısar mı? Ama Akıncı’nın bu konuda iyi niyetini bir kez daha ortaya koyarak, gerek BM, gerekse Anastasiadis nezdinde girişimlerde bulunacağına inanıyoruz.

Akıncı, ENOSİS plebisitinin orta dereceli Rum okullarında kutlanmasına ilişkin meclis kararına tepki göstermiş, Anastasiadis de kapıyı çarpıp gitmiş, müzakereler de kesilmişti…

Tabii ki, ENOSİS kararı, müzakere sürecine indirilen ağır bir darbeydi… Ve aynı zamanda iki toplum arasında olması gereken güveni daha da sarsmaktaydı… İki halk arasındaki güven bunalımını daha da körüklemekte ve derinleştirmekteydi… Halbuki olası bir çözümde ortaklık söz konusu olduğuna göre, tarafların birbirine tam olarak güvenmesi gerekirdi…

Bir ortaklığın sağlıklı bir şekilde yürütülmesinde en önemli unsurun karşılıklı güven olduğunu Akıncı’nın yeri geldikçe vurgulaması ve sık sık dile getirmesi akılcı bir yaklaşımdır.

BM yetkilileri yıllar öncesinden bu hassas konuya dikkat çekmiş, hatta dönemin BM Genel Sekreteri Butros Gali, kendi adını taşıyan ‘Gali Fikirler Dizisini’ taraflara sunmuş, Türk tarafı bunun yüzde 95’ini kabul etmişti…

Geçtiğimiz günlerde kutlanan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, aynı zamanda Kıbrıs’ta kapların açılmasının 14’üncü yıldönümü idi. Bu tarihi karara öncülük eden Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş, “Karar önemli ve tarihi idi. Büyük bir adımdı, hatta devrim niteliğindeydi. Hiç pişman olmadım” dedi.

Serdar Denktaş, kapıların açılmasının 14’üncü yıldönümünde değerlendirmelerde bulunurken, “Öncelikle iki toplum arasında ilişkileri güçlendirecek ortamı yaratmalıydık. Kapıların açılması da bunun en önemli bacağını oluşturacaktı. O günden bu güne iki toplum arasındaki ilişkilerin nasıl geliştiğine tabii şimdi yeniden bakmak gerekiyor” dedi.

Evet; 14 sene sonra kapıların açılması olayına bir baktığımızda, Rum tarafının bu konuda hiç de istekli olmadığını, katkıyı esirgediğini görüyoruz. Böyle bir durumda iki halk nasıl anlaşabilir, güven nasıl sağlanabilir, güven bunalımı nasıl ve ne şekilde bertaraf edilebilir? Demek oluyor ki, komşunun yeni bir ortaklığa niyeti yok. Tek istek ve beklentileri Kıbrıslı Türklerin, kendilerine muhtaç duruma gelmesi, yama edilmesi…

Bunca iyi niyete ve de bunca kapıların, pencerelerin açılmasına rağmen iki taraf arasında güvenin pekişeceğine, ayrılığın derinleşmesi tamamen Rum tarafının ırkçı politikalarından kaynaklanmaktadır. Herhalde bunları BM tarafı da bilmektedir.

Her şeye karşın Kıbrıs Türk tarafı olarak önümüze bakalım, kendi sorunlarımızın çözümüne yönelelim. Çünkü bu zihniyetle Rumlardan ne köy olur, ne de kasaba!

***

“Aynı devlet çatısı altında yaşamaya zorlamak abes”

Nisan ayı ortalarında elektronik posta ile kısa bir mesaj gönderen bir okurumuz da bu konuya değindiğinden aynen bilgilerinize getirmeyi uygun buldum.

“Yazınızda belirttiğiniz gibi, Kıbrıs Türkü, EOKA başlamazdan önce bile şehirlerde ve köylerde Rumlardan ayrı mahallelerde yaşarlardı, yani Rumlara itimatları yoktu. 1963’ten sonra güvensizlik daha da derinleşti.

1974’ten sonra ise Türklerin Güney’den Kuzey’e taşınmaları gerektiği duyuruldu ve Güney’deki Türkler Kuzey’e taşındı. O tarihlerden bu güne ayrı yaşıyorlar. Bunları aynı devlet çatısı altında yaşamaya zorlamak abes. İşte kurulmuş iki ayrı devlet, kendi güvenliklerini sağlayarak ve bütün devletler gibi işbirliği yaparak yaşasınlar. Gerçek budur.” (Ahmet Hüseyin Uluçay)

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.