Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Akay CEMAL

Akay CEMAL

29.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Kıbrıs müzakere süreci ve AP’nin tavsiye kararı…

Kıbrıs’ın esas sahibi kimlerdir? Türkler ve Rumlar… Bunun yanında Kıbrıs’la birinci derecede ilgili olan ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’dir…

İngiltere tarih boyunca ‘Tavşana kaç tazıya tut’ politikası izlemektedir. Ada’da kendi çıkarlarını koruyabilme açısından Kıbrıs’ta olup bitenleri mercek altında tutmakta ve yakından izlemektedir. İngiliz üsleri, öteden beri Ortadoğu, Kuzey Afrika ve hatta Kafkaslar’ı dinlemek, izlemek, gerektiğinde müdahale edebilmek açısından yaşamsal önem arz etmektedir.

Yunanistan’ın amacı Ada’yı tümüyle ilhak etmektir. Uzun süreden beri bu konuda uğraş vermekle kalmayıp, darbeye varıncaya kadar işi ileri götürmüştü… Türkiye ise, İngiltere ve Yunanistan gibi, Kıbrıs’ın garantörlerinden biridir ve ada ile tarihi bağları vardır. Kıbrıs Türk halkının güvenliğini sağlamaktadır.

Ada’da bir çözüm bulabilmek umuduyla müzakereler 48 yıldan beri sürüyor. Kâh koparak, kâh ara verilerek… Yarım yüzyıla yakın bir süreden beri süregelen müzakere masasında bazen ‘ha oldu, ha oluyor’ noktasına kadar gelinmesine rağmen bir türlü başarı sağlanmış değildir. Yan çizen taraf, hep Rumlar ve Yunanistan oldu. İsviçre’de de öyle!

Bir Rum gazetesi olan ‘Politis’, Mont Pelerin zirvesini Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kocas’ın belgesinin çökerttiğini yazdı. Gazete, Kocas’ın beşli konferans yapılmadan, garantilerin peşinen kaldırılmasını talep ettiği, ‘ültimatom’ nitelikli belge sonrasında İsviçre müzakerelerinin sonuçsuz kaldığını kaydetti.

Bunlar bilinmekteydi, ancak bizzat Rum gazeteleri tarafından da açıklanması ayrı bir önem taşımaktadır.

Peki; Kıbrıs sorunu bu denli kritik bir süreçte iken, Avrupa Parlamentosu’nun (AP), AB’nin Türkiye ile ilişkilerini dondurma kararı almasına ne demeli?

Biz Avrupa Parlamentosu’nun işine karışmayız. Ne haddimize!.. Türkiye konusunda ilk kez karar almış değil ya…

Ancak nedense Türkiye hakkında alınan kararlar, hep de Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin müzakerelerin en kritik aşamasına rast geliyor. Bu bilinçli midir, değil midir? Biliyoruz, Rum tarafı ile Yunanistan ve destekçileri, Türkiye’nin uluslararası platformlarda Türkiye aleyhinde kararlar üretilmesinden dolayı memnun olurlar, ellerini ovuştururlar, hatta mum bile yakarlar… Türkiye’nin ‘köşeye sıkıştırılmasından’ medet umarlar, zevk alırlar… Beklentileri daha da artar.

Nihayet bu kararların yaptırım gücü olmasa da, Türkiye için dolaylı bir ‘baskı unsuru’ olarak değerlendirilir. Belki de baskılar sonucunda Türkiye’nin Kıbrıs konusunda geri adım atacağı, taviz vereceği umuduna yatılır. Malum; Makarios’tan başlayarak, gelmiş geçmiş tüm Rum liderlerin, her fırsatta başta ABD olmak üzere; çeşitli ülkelerin kapılarını aşındırarak, Ankara’ya baskı uygulamalarını talep etmeleri boşuna mıdır? Dolayısıyla Avrupa Parlamentosu’nun kararını da aynı şekilde değerlendirmektedirler.

Halbuki madalyonun bir de öteki yüzü vardır. Her tarafı kapalı ve kaçacak yeri olmayan bir odada köşeye sıkıştırılan herhangi bir hayvan bile dövülmeye başladı mı can havliyle kendisini dövenin üzerine saldırır. Çünkü başka seçeneği yoktur!

Ban Ki-Moon gibi, Joe Biden gibi yarın, öbür gün görevi devredecek olan Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz da, AB’den, Kıbrıs sorununun çözümü öncesinde Türkiye’ye açık kapı bırakmasını istedi ve AB ile Türkiye’nin ilişkilerinin donmasından Kıbrıs görüşmelerinin olumsuz etkilenebileceğini ifade etti. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini de, Türkiye’ye AB kapısının mülteci sorunu ve Kıbrıs sorunu nedeniyle kapanmamasını istedi. Mogherini, Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin donmasının kimseye bir faydası olmayacağını söyledi.

Peki; daha önce akılları nerdeydi veya niye seslerini yükseltmediler de, ciddi şekilde uyarmadılar? Yumurta kapıya geldikten sonra bunları söylemek marifet değil. Mogherini’nin dediği gibi, ortada hem Kıbrıs sorununda kritik bir süreç var, hem de çok ciddi bir mülteci sorunu… Türkiye halen 3 buçuk milyon Suriyeli mülteciyi barındırmaktadır.

Türkiye bu insanlık görevini yerine getirirken, Batılı dostlarından elbette anlayış ve katkı beklemektedir. Kıbrıs konusunda da aynı şekilde beklenti içindedir. Hele komşuları olan Irak ve Suriye’deki durumlar dikkate alındığında, Türkiye’nin Ada’daki varlığına ve duruşuna hak vermezlik edilebilir mi?

Acaba Avrupa Parlamentosu’nun söz konusu tavsiye kararı, kasıtlı olarak Kıbrıs müzakere sürecini sabote etmeyi mi amaçlamaktadır. Doğrusu araştırmaya değer.

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

  • Vedat Batu
    29.11.2016

    Sayin Akay Cemal, Kibris Rumlari oncelikle sinirlardaki duzenlemeler ve Turk Askerinin Ada'dan cekilmesi konusunun kararlastirilmasini istediler.  Turk gorusmeciler, Rumlarin bu isteklerini red ettikleri icin gorusmeler kesildi. Bunlar, benim Turkiye ve Kuzey Kibris Turk Cumhuriyeti basinlarindan ogrendigime dayaniyor.Bu beni hic sasirtmadi. Rumlarin temel amaci Kibris'i Yunanistan'a baglamaktir. Bu, dun ne idi ise bugun de odur. Kibris Turkleri'nin yasadigi acilari 1960'li yillardaki lise ve universite ogrenciligim siralarindan dun gibi animsarim. Universitede iken Kibris'li sinif arkadaslarim vardi. Onlarin endiseleri bizim endiselerimizdi. Kibris Turk gazetelerini zaman zaman izliyorum. Ozellikle bazi genc kose yazarlari sanki Rumlarin Turklere karsi yaptiklari vahsetleri goz ardi ediyorlar gibi geliyor bana. Konuya, sadece Rumlarla birlesip AB den yararlanma acisindan bakiyorlar. Bu tur davranislariyle, Turk Dunyasi'nin buyuk devlet adamlarindan Kahraman Rauf Denktas ile Kahraman Dr. Fazil Kucuk'un kemiklerini sizlatiyorlar. Turk Ordusu'nun Kibris'tan degil cekilmesi, bu konunun tartisilmasinin bile olmamasi gerekir. Ben sunu anlamakta zorluk cekiyorum: Efendim bu bolunmus adayi birlestirelim, diyorlar. Bunu buradaki (ABD) Yunanli arkadaslarimdan da hep duyarim. Turk ve Rum toplumlari birbirlerinden nefret ediyorlar. Bu nefretin baslangici ta 1571 lere dayaniyor. Etnik origin, dil, din, kultur, ve daha niceleri farkli olan ve birbirlerinden nefret eden iki toplum var. Bunu herkes biliyor. Ama yine, de "Let us unify the divided island" diyorlar. Turkler ile Rumlarin iki ayri devlet olarak yasamalarindan baska care olmadigini aslinda herkes biliyor. 1974 harekati sirasinda ABD dis isleri bakani olan Henry Kissinger de bu fikirdeydi. 1974 den bu yana gecen sure icinde tek bir kursunun atilmamasinin temel nedeni oradaki Turk Kolordusu'nun varligidir. Selam ve saygilarimla, Vedat Batu - Chicago

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.