HUNKAR SAG GIYDIRME
Akay CEMAL

Akay CEMAL

12.12.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Kıbrıs’la ilgili gelişmelerde sular durgun değildir!..

Kıbrıs konusuna girmeden önce, bir bilgi aktarmak isteriz. Yunanistan’ın nasıl bir yayılmacı politika izlediğini göstermesi bakımından ilginçtir.

‘Sözcü’ gazetesine göre; Ege Denizi’nde Yunanistan tarafından işgal edilen 18’nci ada olan Marathi Adası’nın 1933’te CHP tarafından Milletler Cemiyeti’ne Türk adası olarak ve ismen tescil ettirildiği ortaya çıktı. Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım’ın ulaştığı belgede kayıt numaraları ile genel sekreterin imzası da var.

Aydın’ın sınırları içinde bulunan ve Türkiye’ye bağlı olan Marathi Adası’nın 2004’ten beri Yunan işgali altında olduğu, adaya Yunan vatandaşlarının yerleştirildiği ve Yunan bayrakları asıldığı belirtiliyor. Adanın işgalini Ege’de Türkiye’ye ait 17 ada ve 1 kayalığın işgal edildiğini de gündeme getiren Ümit Yalım durumu kamuoyuna açıklarken, işgal altındaki 18’nci adanın tescil belgesini istedi. Ofis yetkilileri de Marathi Adası’nın tescil belgesini Yalım’a iletti.

Yerimiz yeterli olmadığından ilgili belgeleri koymadık. Ancak gerçek olan şu ki, Kıbrıs konusunda milyonlarca kez Türkiye’yi işgalcilikle suçlayan Yunanistan’ın, 2004 yılında, Annan Planı’nın tartışıldığı günlerde bir adayı daha kendi topraklarına katması ve oraya Yunan vatandaşlarını yerleştirmiş olmasıdır.

Türkiye, kendi iç meseleleriyle uğraşırken, daha doğrusu terörle uğraştırılırken, Yunanistan saman altından su yürüterek, Türkiye’nin sahibi olduğu, burnunun dibindeki adaları, kayalıkları teker teker sahiplenmektedir. Başka ülkeler arasında benzeri bir durum savaş nedeni sayılmaktadır.

Ve şimdi İsviçre’nin Cenevre kentinde 11 Ocak’ta başlayacak olan konferans için de nice ‘Ali Cengiz oyunları’ oynanıyor… Nice tezgâhlar kuruluyor, hinlikler düşünülüyor… İlla ki Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’nin dediği ve aslında BM’nin de kabul ettiği ‘Beşli’ olmasın da, ‘Çoklu’ olsun.

BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesini de katmak istiyorlar işin içine. ABD’yi, Rusya’yı, Çin ve Fransa’yı da… Zaten İngiltere, ABD ile birlikte işin içinde de, diğerlerini de katmak elbette Rum tarafının politik çıkarlarına uygun… Hatta BM’nin yanı sıra, AB de bir süreden beri dolaylı da olsa görüşmelere müdahil konumda.

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in amacı, sorunu Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasında bir sorun olmaktan çıkarıp, dünya sorunu, uluslararası sorun haline dönüştürmek ve onlardan medet ummak! Ve yine amacı Türkiye’nin garantisine gerek olmadığını, Türk askerinin Ada’dan çıkması gerektiğini anlatmak ve destek sağlamak… Bir başka deyişle ‘AB garantisi’ diye diye Türkiye’nin Kıbrıs’la bağlarını kesmek, AB kriterlerini kullanarak, kısa zaman içinde Kuzeyin de egemeni olmak…

Rum tarafı, bu tür oyunları Yunanistan’la birlikte öteden beri sahnede canlandırırken, beri yandan da, her zamanki gibi Yunanistan’ı da yanına alarak, Mısır’la, İsrail ile savunma işbirliği anlaşmalarını kime ya da kimlere karşı imzalıyor? Dahası İngiltere ve Fransa ile, diğer ülkelerle yaptığı anlaşmalar, gerçekleştirdiği tatbikatlar, herhalde Kıbrıslı Türklerin kara gözü kara kaşı için değildir.

Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye, Ada’da adil, kapsamlı, kalıcı bir barış ve çözüm için iyi niyetle ve samimi bir şekilde uğraş verirken, karşımızda sergilenmekte olan Bizans entrikaları düşündürücü olduğu kadar, tehlikelidir de! Acaba barış derken, adanın yeni bir çatışma ortamına sürüklenmesi mi hedeflenmektedir?

Örneğin Rum Yönetimi Sözcüsü Nikos Hristodulidis, “Serbest yerleşimde sınırlama yoktur ve olamaz” diyor.

Yüzde 20 sınırlamanın oy vermekle ilgili olduğunu belirten Rum Sözcü Hristodulidis, şunları ifade ediyor:

“Bir Avrupa ülkesindeki temel haklar konusunda anlaşma vardır ve yerleşim hakkında hiçbir kısıtlama yoktur. Bu konuda bir uzlaşı vardır.”

Buna göre; Türkiye’nin garantörlüğü olsa da, Türk askeri varlığı bulunsa da, AB kriterlerine göre dileyen Rum bu tarafa gelecek ve yerleşme hakkını kullanacaktır. O zaman Kıbrıs müzakerelerinin esas ana parametrelerinden olan ve zamanında Denktaş’la Makarios ve sonra da Denktaş’la Kiprianu arasında imzalanan iki kesimlilik ne işe yarayacaktır? Sulandırılır ve ortadan kalkarsa ne olacaktır?

Birincil hukuk olmadığı takdirde, AB kriterleri kullanılarak, iki bölgelilik ve iki toplumluluk anlamını yitirecek değil midir?

Rum Yönetimi Sözcüsü bu konuda kesin bir dil kullanmış bulunmaktadır. O bakımdan diyoruz ki, Kıbrıs konusundaki gelişmelerde sular durgun değildir. Tehlikeli sularda bir gidişat mı vardır, bunların halkımıza açıklanması, izah edilmesi gerektiği inancındayız.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.