Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Akay CEMAL

Akay CEMAL

18.02.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Koptuğu yerde kalsın, biz işimize bakalım!..

Kıbrıs sorununun bir çözüme kavuşması için yarım yüzyıldır bekliyoruz. Her iki tarafı da tatmin edecek, kalıcı bir çözümü ‘yakaladık, yakalıyoruz’ derken, ip yine kopuverdi…

Mübarek ‘İngiliz ipi’ değil ki!

Hani ‘Asılacaksan İngiliz ipiyle asıl’ derler ya…

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, olup biteni tüm açıklığıyla ortaya koydu. “Anastasiadis kapıyı sert bir şekilde çarptı ve gitti” dedi. Rum lider ise, yağ gibi suyun üstüne çıkarak, masayı Akıncı’nın terk ettiğini öne sürdü. Kendisi sigara için dışarı çıkmış, ancak döndüğünde Akıncı’nın BM binasını terk ettiğini görmüş…

Bu taktikler görüşmelerin başladığı 1968 yılından beri sürüyor. Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, kendisinden ‘Yüzde 29 +’ yazılı kâğıdı alan ve apar topar “Ben Atina’ya gidiyorum, bana müsaade’ diyen dönemin Rum Yönetimi Başkanı Spiros Kiprianu’yu az mı beklemişti?.. Bir gün, üç gün, beş gün derken aradan 1 hafta geçmiş, ama Kiprianu New York’a dönmemişti… Bunun üzerine Denktaş da, dönemin BM Genel Sekreteri’ne “daha fazla bekleyecek halim yok, ben de gidiyorum” demek zorunda kalmıştı…

Peki, bundan önce Eroğlu-Anastasiadis görüşmesinde, yine öfkelenen Rum lider gözlüğünü ve çantasını masaya fırlatarak, görüşmeden ayrılmamış mıydı?

Çünkü ortada niyet yok. “Biz nasıl olsa, BM üyesi dünyaca tanınmış bir devletiz. Ayrıca AB üyesi de olduk. Bunca avantajlara sahipken, neden Türkleri kendimize ortak edelim?” düşüncesi her zaman hakim kılındı, Kıbrıs Türk halkı da ‘azınlık statüsüne’ layık görüldü.

Anastasiadis, Akıncı’ya okuduğu gerekçelerde 15 Kasım’lara, 20 Temmuz’lara ek olarak ‘Asrın Projesi’ diye bilinen Anamur Suyunu da eklemesin mi? ‘Ne alaka’ diye sormadan edemiyoruz. Kendileri, elinde imkân olsa Güney Kıbrıs’a suyu çoktan getireceklerdi… Bir defa Yunanistan’dan getirmeye kalkıştılar, olmadı… Su Limasol’a gelene kadar koktu! Ondan sonra da ne yapacaklarını şaşırdılar.

Şimdilerde İsrail’den deniz altından kablo ile elektrik enerjisi alımı için anlaşma imzaladılar. Güney Kıbrıs’a gelecek, oradan da Yunanistan’a nakledilecek.

Şimdi Kıbrıs Türk tarafı olarak, kalkıp “Siz bizi Türkiye’den su getirdik diye suçluyorsunuz. Peki siz İsrail’den niye elektrik getiriyorsunuz” diye sorar mıyız? Böyle bir hakkı kendimizde bulmayız herhalde. Ama onlar Allah’ın suyunu bile ‘tahrik unsuru’ sayıyorlar. Kaldı ki, siz 15 Temmuz 1974’te ENOSİS için son adımı atmasaydınız, 20 Temmuz Barış Harekâtı gerçekleşir miydi? Siz müzakere masasında zamana oynamayaydınız, Kıbrıs Türk tarafı ile alay etmeseydiniz KKTC ilan edilir miydi?

Tüm bunlar tarihi gerçeklerdir.

Bu halk her şeye rağmen 24 Nisan 2004 tarihinde yapılan referandumda Annan Planı’na ‘evet’ dediği halde çözüm istemi ve iradesini ortaya koydu. Siz hayır dediniz ve de haksız yere, üstelik AB ilkeleri de çiğnenerek, AB üyeliğine alındınız. Sözler verildiği halde ne ambargolar kalktı, ne de izolasyonlar!.. Kıbrıs Türk tarafı yine de iyi niyetini göstererek müzakere masasına oturdu.

Her zaman ifade ettiğim gibi, o dönemde yarım yüzyıllık müzakere sürecinde şartsız şurtsuz yeniden masaya oturmak, hem KKTC’nin, hem de Ankara’nın en büyük yanlışıydı… Yeri geldikçe bunu vurgulamaktan geri kalmıyorum.

Her neyse; ‘kırılan testi ne kadar özenerek yapıştırılsa da, eskisi gibi olmaz’ derler ya; şimdilerde görüşme masası da öyle! Anastasiadis’in partisi DİSİ, ELAM’ın, ENOSİS Plebisiti’nin okullarda kutlanması önerisine ‘hayır’ diyemedi ve çekimser kalarak, kararın Rum Meclisi’nden geçmesine çanak tuttu.

Bundan sonra ne olur? Gene birileri devreye girer ve müzakereler ‘umutsuz vaka’ misali sürebilir. Ancak sonuca varabilmek olasılığı bu raddeden sonra çok zayıf, hatta yok gibidir.

Gelinen noktada, biz de işimize gücümüze bakmalı, devletimizi daha da güçlendirmeli, vatandaşı sıkboğaz eden sorunları ortadan kaldırmanın yollarını arayıp bulmalıyız. Sorunların üzerine ciddiyetle gidildiği takdirde çözümlenmemesi mümkün değildir.

En basiti geçen gün KKTC’de balıkçılığın niye gelişmediğini yazmıştık. İlgililer bu konuda ve her konuda çalışsalar, halkın geçim derdine çare üretseler razıyız. Para konusunda yakınmasınlar. Proje geliştirdiler de, Türkiye hayır mı dedi? Biraz daha kendilerini sıksınlar, kabuller, törenler bir tarafa, sektörlerin ve vatandaşların sorunlarıyla ilgilensinler, çare üretsinler.

Hükümetler çare üretmek için var olduğuna göre…

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.