Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Akay CEMAL

Akay CEMAL

05.02.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Nasrettin Hoca ve Anadolu Hikâyeleri

Bugün de Türkay Ilıcak’ın derlediği ‘Nasrettin Hoca ve Anadolu Hikâyeleri’ adlı kitabından söz edeceğiz.

Tuncay Tanyer’in çizdiği kitabın ön kapağında Nasrettin Hoca’nın eşeğe ters binmiş bir resmi yer alıyor. İkinci baskısı yapılan 104 sayfalık kitabın önsözünde Türkay Ilıcak özetle şöyle diyor:

“Nasrettin Hoca büyük bir Türk düşünürü ve güldürü ustasıdır. Sivrihisar’ın Horto köyünde doğmakla birlikte, babasından kalma köy imamlığını başkasına devrederek, Akşehir’e yerleşmiş ve daha sonra evlenerek ölene kadar orada kalmıştır. Bazı kaynaklara göre, Nasrettin, Konya’da medrese öğrenimi görmüş, aynı zamanda Arabistan’a gidip geldiği, bir müddet de Kadılık ve Müderrislik yaptığı tahmin edilmektedir.

Nasrettin Hoca’nın fıkraları birçok dile çevrilmiştir. Neredeyse onu dünyanın yarısından çoğu – başka isimler altında da olsa – duymuş veya okumuştur. Mesela Hindistan ve Çin’de birçok bölgelerde Hoca’ya halk arasında ‘Afendi’ veya ‘Efendi’ denilmektedir. Genç yaşlardaki birçok Hintli ve Çinli bile Nasrettin Hoca’dan birkaç fıkra bilmektedir. Yunanlılar Hoca’ya ‘Arslani Hoca’ demektedir. Balkan ülkelerinde de tanınan bir kişidir.

Nasrettin Hoca fıkraları dünya halk fıkraları arasında o kadar tanınmıştır ki, insanlar kökenini ve kaynağını bilmediği birçok fıkrayı ona mal etmişlerdir. Bu kitabın Melburun’da basım aşamasında matbaa işleri için yazıhanemize gelen bir Çinli müşteri, kitabın kapağını görünce Nasrettin Hoca’nın bazı fıkralarını anlattığı, yaşadığım ilginç olaylardandır.”

Ilıcak ilginç anılarında şunları da kaydediyor:

“Yine Melburun’da Moorabbin Kolej’de mesleki lisan eğitimi gördüğüm 90’lı yıllarda kullandığım özel 1948 model klasik arabanın etrafında toplanan öğretim üyeleri görmüştüm. İlk anda araba ile ilgilendiklerini sanmıştım. Yanlarına gittiğimde arabanın arka koltuğunda bulunan Nasrettin Hoca kitabının ön kapağını gördüklerini ve onun hakkında konuştuklarını anlatmışlardı. Kapakta yine Hoca’nın eşeğe ters binmiş resmi vardı. İçlerinden birisi ‘He who pays, blows the pipe’ yani ‘O parayı veren düdüğü çalar’ sözünün Hocaya ait olduğunu ve kendisinin bunu büyük dedesinden işittiğini anlatmıştı…

Nasrettin Hoca fıkralarının 250 kadar olduğu konusunda fikir birliği vardır. Ancak bazı fıkralarında Timurlenk’in de adı geçmektedir. Bu ne yazık ki halkın yakıştırmasıdır. Çünkü Timurlenk ile Nasrettin Hoca’nın yaşam dönemleri arasında en az 150 yıl fark vardır. Fıkralarda geçen Timurlenk, herhalde yörede hüküm süren Moğol yöneticilerinden biri olmalıdır.”

Yazarın da ifade ettiği gibi, zamanımızda Nasrettin Hoca’nın fıkraları bugünkü insan yaşamında bile hala yol gösterici ve ibret vericidir. Kitapta zevkle okunacak Anadolu fıkraları yer alıyor. 1996 Yılı UNESCO tarafından ‘Nasrettin Hoca Yılı’ olarak ilan edilmişti… Hoca Çin dahil, tüm Asya’da, Balkanlarda, Kafkas ülkelerinde tanınır. Hazır cevaplığı ve esprileri ile dünya insanı tarafından bugün de takdirle anılmakta ve zevkle okunmaktadır.

Kardeşim olan Türkay Ilıcak, Serdarlı’da doğdu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde coğrafya tahsili aldı. Kıbrıs Cumhuriyeti ve daha sonra KKTC Su İşleri Dairesi’nde topoğrafi olarak çalıştı. 1984’te Avustralya’ya göç etti. Orada bir matbaa kurdu. Melburun’da ‘Toplum Radyosu’nda 15 yıl kadar program yaptı, ‘Türk Dünyası’ dergisini yayınladı. Daha sonraları ‘Özün Sözü’, ‘Özlemler ve Gölgeler’, ‘Bir Avuç Şiir’ ‘Bademler Eylülde Açar’, ‘Avustralya’dan Serpintiler’ adlı şiir kitapları ve ‘İki Türkün Avustralya’ya Savaş İlani’ kitabını yayınladı. 2003 yılında ‘Yeni Zelanda 1’inci Uluslararası Şiir Festivali’nde Türkiye’yi temsil etti. Melburun’da birçok kez resim ve heykel sergileri açan Ilıcak, 2010 yılında emekli olarak Kıbrıs’a dönüş yaptı.    Müzikle de uğraşan Türkay Ilıcak profesyonel olarak keman, tambur, kemençe, kabak kemane, piyano gibi müzik aletleri çalmaktadır. Son birkaç yıldan beri de ahşap oymacılığı ile meşgul olmaktadır.

Zevkle okuyacağınız bu kitaptan bahsettikten sonra, bir Nasrettin Hoca fıkrası gider, değil mi?:

Kayserili ve Yahudi

Kayserilinin anadan doğma topal bir eşeği varmış… Bu eşeği satabilmek için bir hile düşünmüş ve

eşeğin ayağına büyük bir çivi çakmış.

Pazarda bir Yahudi eşekle ilgilenmiş. Ve eşeğin ayağındaki çiviyi görmüş. Eşeğin topallaması herhalde bu çividendir demiş ve biraz ucuza hayvanı satın almış. Etrafındakilere de Kayseriliyi aldattığını anlatmış.

Durumu öğrenen Kayserili: “Yahudi boşuna umutlanıyor, o çiviyi kasten ben çaktım. Eşek anadan doğma topal” demiş.

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.