HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Akay CEMAL

Akay CEMAL

10.12.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Olası bir çözümde ekonominin durumu tartışılırken…

Artık dikkatler 12 Ocak’ta Cenevre’de yapılacak ve Kıbrıs’ın kaderini belirleyebilecek olan konferansa çevrilmiş bulunuyor. Biz ‘Beşli’, Rum tarafı da ‘Çoklu’ diyor…

Cenevre konferansına Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katılacak. Burgenstock’a katıldığı gibi… Gerçi o dönemde Başbakan idi, ama söyleyeceğini söylemiş, sonrasında da, Rum ve Yunan taraflarının referandumda Annan Planı’na ‘hayır’ demesiyle hayal kırıklığına uğramıştı…

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın dediği gibi, beşli konferans tarihinin önceden belirlenmiş olması, sürecin sonuna gelindiğinin bir göstergesi… Taraflar Cenevre’de çetin bir sınavdan geçecek. ‘Ya sırtı ya karnı’ mı denilir, ne denilir bilemeyiz.

Bu arada Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun’un, Cumhuriyet Meclisi’nde Cumhurbaşkanlığı bütçesi görüşülürken yaptığı konuşmaya ve milletvekillerinin sorularına verdiği yanıtlara değinmek gerek. Bakan, olası bir çözümün ekonomide birçok fırsatlar yaratacağını, ancak zorluklara da neden olacağına dikkat çekti. Atun, ekonomiler arasındaki dengesiz pozisyon, mevcut konjonktürdeki modelleme ve geçiş sürecinin önemine işaret etti. Dahası Türkiye ile yapılan ekonomik anlaşmaların olduğu gibi federal çatıya taşınması gerektiğini dile getiren Atun, aksi takdirde mevcut durumun büyük sıkıntılar yaratacağını kaydetti.

Bunların yanı sıra Kıbrıs’ın kuzeyinde gelir vergisinin artırılması zorunluluğuyla karşı karşıya kalınacağını ve bu durumda Kıbrıs’ın kuzeyinin artık yaşanılabilir bir yer olmaktan çıkabileceği endişesini taşıdığını söyledi.

Ekonomist değiliz, ancak daha önceleri de çeşitli ekonomistler, iş çevreleri benzeri görüşler veya karşı görüşleri ortaya koymuşlardı… Öyle anlaşılıyor ki, olası bir çözümde federe kanatlardan birini oluşturacak olan Kıbrıs Türk tarafının, ekonomik alanda Türkiye ile ekonomik anlaşmalar yanında, ilişkilerini daha da geliştirmesi zorunluluk arz edecek. En azından Kıbrıs Türk tarafı için uzunca bir geçiş dönemine gereksinim vardır ve bu önemli hususun mutlaka varılabilecek uzlaşıda yerini alması gerekir.

Kabul etmek lazım ki, Güney’in ekonomisi ile Kuzey’in ekonomisi aynı değildir. Genelde Rum tarafının şu anki ekonomik yapısı,  son krizden bu yana eskisi kadar güçlü olmasa da, yine de Kıbrıs Türk ekonomisine göre daha avantajlı ve güçlü konumdadır.

Bunca yıllık deneyim ve AB sürecine ayak uydurabilme çabalarında 2004’ten bu yana oldukça mesafe almış bulunmaktadırlar. 1974 Barış Harekâtı’ndan sonra Kıbrıslı Türkler de didindi, uğraştı ve bir deneyim sahibi oldular. Hatta bazı sektörlerde Rumlara fark bile attılar. Örneğin üniversite sektörü bunun başında gelmektedir.

Ancak her şeye karşın iki taraf arasında gözle görülür fark vardır ve ekonomi dengelenmiş değildir. Bunun da başlıca nedeni Kıbrıs Türk tarafına yıllardan beri uygulanmakta olan insanlık dışı ve utanç verici ambargolarla izolasyonlardır.

Nitekim Türkiye’nin Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, geçen günkü konuşmasında bu konuya da değinmiş ve Kıbrıslı Rumların baskısı ve dünyanın da meşru hakları görmezden gelmesiyle Kıbrıs Türklerine uygulanan ambargolara, haksız tecride rağmen, Türkiye olarak KKTC’ye desteklerini sürdürdüklerini vurgulamıştı…

Türkeş aynı konuşmasında, “Türkiye, İngiltere gibi sadece kuzeyin değil, adanın tümünün garantörüdür. Sadece Kıbrıs Türkünün garantörü değiliz, adanın tümünün, bütün topraklarının ve adada yaşayan tüm ahalinin garantörüyüz, bu anlaşma değişmemiştir” demişti…

Olası bir çözümde ekonomi büyük rol oynamaktadır. Bu açıdan Türkiye ile ekonomik ilişkilerin artarak devam ettirilmesi, Kıbrıs Türkünün bu topraklarda var olabilmesi için yaşamsal önem arz etmektedir. Hatta anlaşmanın bir yerine, “Bir taraf, diğer tarafı ekonomik bakımdan egemenliği altına almaya çalışırsa, garantör ülkenin bu haksız girişime müdahale hakkı doğabilir” diye not düşülmesinde yarar vardır.

Çünkü karşı taraf, kilise kanalıyla bu oyunu yıllardan beri oynadı ve Türkleri rekabet edebilir durumdan alıkoymak için, zor durumda kalan veya bırakılan Türklerin mallarını satın almak için her türlü yönteme başvurdu ve parayı akıttı.

Bu nedenlerle ve geçmişten edindiğimiz deneyimleri de dikkate alarak, Kıbrıs Türkü’nün kiliseye zerre kadar güveni yoktur.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.