HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Akay CEMAL

Akay CEMAL

24.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Pelerin’i bırakın, Lefke’ye bakın!

Mont Pelerin sonrası herkes bir şeyler söylüyor, söyleyecek de! Herkes fikrini söylemekte, görüşünü ortaya koymakta özgürdür. Ama en önemlisi, müzakerelerde Kıbrıs Türk halkını temsil eden başta Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı olmak üzere; ilgili ve yetkili makamların değerlendirmeleridir.

Örneğin Akıncı, Rum tarafının haksız ve adil olmayan tavrından vazgeçmesini isterken, “İsviçre’de önemli adımlar attık. Ne yazık ki karşılığını görmedik. Müzakereden kaçacak değiliz, ama böyle de müzakere olmaz” dedi. 3’üncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, “Artık Rumları müzakere masasında beklemenin bir anlamı yok” ifadesini kullandı, geçen akşam yapılan liderlere destek mitinginin sönük geçmesinin de, Türk ve Rum tarafında artık müzakerelere ilgi kalmadığının bir göstergesi olduğunu belirtti.

Eroğlu ile birlikte müzakere sürecinde dirsek çürüten Kudret Özersay’ın partisi HP ise yaptığı açıklamada, herkesin şapkasını önüne koyması ve durumu sorgulaması gerektiğini vurguladı.

Dün de bu köşede yazdığımız gibi, biz sonucun böyle olacağını geçen Pazar günü dile getirmiştik… Madem ki Anastasiadis, İsviçre’de bir haftalık izin talebinde bulunarak, “Atina’ya bir danışayım” demişti, o andan itibaren çöküş başlamıştı… Toprağı kendi lehlerine göre parselleme bir yana, Yunanistan Başbakanı Çipras’ın öteden beri Türkiye’nin garantörlüğüne ve Ada’daki Türk askeri varlığına karşı çıkması ve bu tavrından milim dahi geri adım atmaması, daha açık bir ifadeyle Kıbrıs Türk halkının güvenliğini hiçe sayması, süreci tıkayan nedenlerin başında gelmektedir.

Çipras’ın, hem Yunanistan’ın, hem de Güney Kıbrıs’ın AB üyesi olmasını avantaj sayarak, bunu koz olarak kullanmak istemesi, kendi ve Rum tarafı adına haklı görülebilir. Ancak Türkiye’nin ve de KKTC’nin üye olmaması, Kıbrıs Türk halkının güvencesinden yosun kalmasını gerektirmez. Çünkü bu halk AB’ye güven duymamaktadır.

Kıbrıs’ın garantörlerinden biri olarak Yunanistan’ın 15 Temmuz 1974’te Ada’da darbe gerçekleştirdiğinde Çipras belki de anasının karnındaydı… Ama bir başbakan olarak, Kıbrıs’ta olup bitenleri ileriki yıllarda herhalde öğrenmişti… Tamamen Kıbrıs Rum tarafının görüşleri doğrultusunda öğrenmişse yazık olur. Çünkü Kıbrıs Rum Yönetimi, 15 Temmuz’u bile hatıralardan silmeye ve Kıbrıs sorununun 20 Temmuz 1974’te başladığı algısını yaratmaya çalışmaktadır. Yeni nesil Rumların beyinleri de bu yönde yıkanmaktadır.

Türk askeri buraya durup dururken gelmedi. Elbette nedenleri vardı. Yunanistan, garantör olduğunu unutarak, burada bir darbe gerçekleştirdiyse, buna dur diyecek olan bir başka garantör vardı,  o da Türkiye idi… Üçüncü garantör ülke İngiltere, ‘etliye sütlüye’ dokunmayabilir. Ama Türkiye, Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etme sürecine son nokta konulmak üzereyken, müdahale etmek ve buradaki soydaşlarının güvenliğini sağlamakla mükellefti ve bu görevi de yerine getirmiş oldu.

O günlerde Yunan subaylarının, Rum Milli Muhafız Ordusu askerleriyle birlikte Türklere toplu mezarlar kazdıklarını, bugün oldu hala onların kemiklerinin bulunmakta olduğunu Çipras biliyor mu?

Sonuçta Mont Pelerin’deki ikinci tur görüşmelerin sonucunu tahmin etmiştik ve dediklerimiz de çıktı. Nedenlerini de yukarıda ifade etmeye çalıştık. Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın New York’ta zamanın Rum Yönetimi Başkanı Spiros Kiprianu’ya toprak konusunda ‘Yüzde 29 +’ önerisiyle “Atina ile görüşmem lazım’ diyerek apar topar Yunanistan’a uçtuğu ve bir daha geri dönmediği unutulmuş değildir.

Yıllar geçse de oynan oyunlarda pek de fazla bir değişiklik yoktur. En önemlisi niyette herhangi bir değişiklik yoktur. Bizi peşlerine taktılar, sürükleyip gidiyorlar. Hem de yarım yüzyıla yakın bir süreden beri…

Her şeye karşın Akıncı’nın şu sözleri uyarı ve ciddi bir mesaj niteliği taşıyor:

“Brexit’in yaşandığı, İskoçya’nın Birleşik Krallık’tan ayrılma planları yaptığı, Katalanların bağımsızlık yolunda çaba harcadıkları, eski Yugoslavya’nın parça parça başka devletlere bölündüğü, Çeklerin, Slovakların ayrıldığı bir dünyada biz Kıbrıs’ta iki topumu tek çatı altında birleştirme, iki kurucu devletli bir federal yapı kurmaya çalışıyoruz.”

Acaba ‘hata mı yapıyoruz?’ diye de sormadan edemiyoruz. Çünkü karşı taraftaki zihniyet, bizi kendi hakimiyet ve idareleri altındaki yönetime yamalamak, tüm Ada üzerinde egemenlik kurmak, böylelikle zaman içinde Türkiye ile bağlarımızı koparmak hedefine göre ince ayara tabi tutulmuş bulunmaktadır. Bu zihniyet maalesef değişmiş değildir.

Bu gerçekleri dikkate alarak ve 1968 yılından beri süregelen müzakere süreçlerinin niye başarısız olduğunu iyice değerlendirerek, Ankara ile de istişarelerde bulunarak, ne yapılması gerektiğini belirlemek gerek. Sonuçta hangi istikamette gideceğimize dair karar vermekle karşı karşıyayız.

Yazıyı “Pelerin’i bırakın, Lefke’ye bakın” diye noktalarken, Lefke konusunu da yarın irdelemeye çalışacağız.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.