Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Akay CEMAL

Akay CEMAL

11.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Son gün gelip çatarken, bir de AB Komisyonu’na bakalım…

İsviçre’nin Mont Pelerin kasabasında Kıbrıs için bugün son gün… Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu, “Dört başlıkta hatırı sayılır ilerlemeler var” derken, DİSİ Genel Başkanı Averof Neofidu, “Savaşta kaybettiğim toprağımı geri almak milli bir yatırımdır” şeklinde görüş beyan etti. Anastasiadis’in Mont Pelerin’de milli bir savaş verdiğini kaydeden Neofidu’nun şu sözleri oldukça dikkat çekici:

“Rum tarafı, kıyı şeritleri konusunda ‘orantılı ve adil’ bir düzenlemeyi de dikkate alarak, 100 bin Rum’un geri dönmesine olanak tanıyacak, önemli oranda toprağın Rum idaresine verilmesi ve kutsal yerleri de kullanma hakkı ile bu yerlerin her iki toplumca yönetilmesini istiyor.”

Bunlar güzel laflar… Türklerin Güney’de, Hala Sultan Tekkesi dışında kaç tane kutsal yeri kaldı ki!.. Rumlarınsa Kuzey’deki ‘kutsal yerlerini’ saymaya kalksak, ipin ucu uzadıkça uzar gider. Son birkaç yıldan bu yana Kuzey’de dini ayinlerin giderek yaygınlaşması boşuna mıydı sanıyorsunuz? Herkesin dini inancına saygı duymak gerek. Ancak dini istismar ederek, başka emeller peşinde koşmak, yayılmacı zihniyete dini örtü olarak kullanmak neyin nesi oluyor?

Bir de son zamanlarda sıkça gündeme gelen ‘kıyı şeritleri’ konusu var. Neofidu’ya göre; 100 bin Rum’un geri dönmesine olanak sağlayabilmek için Türklerin elindeki kıyı şeritlerini kısıtlamak, azaltmak gerek. “Oralardan da verin ki, bu 100 bin Rum geri dönebilsin” anlamında mesajlar, daha doğrusu öneriler birbiri ardına sıralanıyor.

Bu arada Rum Dışişleri Bakanı Yoannis Kasulidis, Güzelyurt’un iadesi gerektiğini yine ısrarla vurgularken, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşen Başbakan Hüseyin Özgürgün de, toprakta yüzde 30’un altına düşülmeyeceğini ve Güzelyurt’un verilmeyeceğini dile getirdi.

Kutuplaşmalar bu merkezde seyrederken, kolay değil Mont Pelerin’deki çetin pazarlıklar… Anastasiadis milli bir savaş veriyorsa, elbette Akıncı da milli bir savaş vermektedir. Kahve molasında herhalde ABD’deki seçim sonuçlarını da değerlendirme fırsatı bulduklarına kesin gözüyle bakılabilir.

İsviçre görüşmelerinde sona doğru adım atılırken, ‘ya hat ya bat’ veya ‘ya sırtı ya karnı’ demektense, gönlümüzün uzlaşıdan yana olduğunu yinelemek isteriz.

Vaziyet bu merkezde iken, Avrupa Komisyonu’nun, Türkiye ile ilgili ilerleme raporu, İsviçre müzakerelerine taş koymaz mı? AB her zaman bunu yapar. Ondan sonra da ‘biz Kıbrıs görüşmelerini destekliyoruz’ türünde sadece propaganda amacına yönelik bildiriler yayınlar. Avrupa Komisyonu’nun raporu, İsviçre görüşmelerinden sonraya kalsaydı kadı günah mı yazacaktı? İlla ki Türkiye’yi suçlamak veya köşeye sıkıştırmak gibi hamlelerin Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına zerre kadar yararı yoktur. Sadece Rum tarafı ile Yunanistan ve destekçilerine ‘manevi haz’ sağlar.

Türkiye raportörü Kati Piri’nin hazırlamış olduğu raporda, ifade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve demokrasinin uygulanması gibi konularda gerilemeye dikkat çekildi. Avrupa Birliği’nin (AB) yürütme organı olan Avrupa Komisyonu uyarılarında haklı da olabilir. Dünyadaki her ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de her şey dört dörtlük değildir. Fransa’da terörden ötürü nasıl ki olağanüstü hal (OHAL) uygulaması varsa, Türkiye’de de darbe girişiminden ötürü vardır. Kaldı ki, Türkiye’nin sınırlarında savaş devam etmektedir. Mezhep ayrılıklarını körükleyerek gelinen çatışma ortamında Türkiye’nin ödemek zorunda olduğu faturaların bedelini AB de, raporu hazırlayan Kati Piri de bilmektedir. Böyle olmasına rağmen, Türkiye’de ifade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve diğer konularda uygulamalar dört dörtlük olsa da, onlar yine de olumsuzluk tablosu çizmekte mahirdirler, kulp bulmaktan vazgeçmezler. Misyonlarının gereği budur!

Bu ortamda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Türkiye’nin üyelik müzakerelerini eleştirenlere ‘nihai kararınızı verin’ diye çağrıda bulunması, ilişkilerin hangi düzeyde olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin AB Bakanı Ömer Çelik de, ‘İlerleme Raporu’ndaki eleştirilere değinerek, AB’nin sadece bildiri yayınlayan bir kurum olduğunu belirtti. Çelik, raporun yapıcı ve yol gösterici olmadığını kaydetti.

Son raporla, adına ‘İlerleme Raporu’ denilen, aslında ‘Gerileme Raporu’ olması gereken raporda, baştan aşağı her şey yanlıştır demiyoruz. Ancak Ömer Çelik’in de ifade ettiği gibi, en azından yapıcı ve yol gösterici olması gerekirdi… Ankara ile Brüksel arasındaki köprüleri atan cinsten olmamalıydı diye düşünüyoruz.

Burada bir soru sormadan da kendimizi alamıyoruz: “Acaba AB bu nedenlerle mi her geçen gün kan kaybına uğramaktadır?”

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.