HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Akay CEMAL

Akay CEMAL

07.12.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Sonu meçhul maceralara sürüklenmeden, toparlanalım

Girne-Değirmenlik dağ yolundaki feci kazada yaşamını yitiren öğrencilerimizden İlayda’nın acılı annesi Münevver Şahin:

“Benim kızım öldü. Ancak başka İlayda’lar, Sude’ler ve diğer canlar yanmasın diye en önce yollardaki emniyeti sağlamaları lazım. Asfaltlarda kedigözü ve denetim yok. Kamyonlar denetlenmiyor. Yolda polis bile yok. Yağmur yağdığı zaman oralarda yollara kayalar düşüyor. Buna bir önlem alınması gerekir. Verdiğimiz vergiler nereye gidiyor? Biz çocuklarla bunların hesabını soruyoruz. Arkasını bırakmayacağız. Bu, burada kapanmaz. Her şeyin takipçisi olacağız. En önde ben varım. Canım yanıyor. Söyleyecek ve anlatacak çok şeyim var, ama şu an gücüm yok. Yollar düzelmedikçe yine bu yürüyüşleri yapacağım. Bu çocukların hepsi benim çocuğum. Hepsi İlayda ve Sude benim için…”

Acı ve öfkesinden bağrını döven acılı annenin söyledikleri bunlar…

İlayda’nın babası da konuştu ve eylemlerin amacından saptırıldığını, siyasete döküldüğünü ifade etti.

Allah kimseye evlat acısı vermesin…

Başbakanlık Müsteşarı Metin Beyoğlu da, “Birbirimiz ile sarılma ve birbirimiz ile kucaklaşma günüdür. Bağırıp çağrışma günü değildir. Acıları hafifletmek için gerekeni yapacağız” şeklinde konuştu.

Trafik kazasıyla birlikte gündeme gelen çalışma saatleri konusunda bir uzlaşmaya varabilmek bu kadar mı zordur? Ülke, bazı çevrelerin arzu ettiği karmaşa ortamına dönüştü… Geçen gün ‘Kurt dumanlı havayı sever’ benzetmesi, birilerinin hoşuna gitmese de, işin gerçeği bu yöndedir. Tepkiden, öfkeden herkes bir şeyler tırtıklama peşindedir. Kıbrıs Türk halkını içte bu gibi meselelerle meşgul ederek, dışta aleyhe tecelli edebilecek bir takım planlardan, girişimlerden uzak tutabilme çabaları sezinlenmektedir.

Esasında söz konusu çevrelerin amacının üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olduğu geniş halk kitleleri tarafından olduğu kadar, bizzat evlatlarını yitiren acılı aileler tarafından bile dile getirilmektedir. Daha önce de işaret ettik, kan üzerinden siyaset yapılamayacağı, böyle bir şeyin kabulünün mümkün olmadığını anlatmaya çalıştık. Kitleleri kullanarak ya da alet ederek, olayları başka yönlere saptırmadan medet umanlar varsa, yanlışta olduklarını yinelemek isteriz.

Feci kaza herkesi üzdü, toplum adeta karalar bağladı. En başta da ailelerin yüreği yandı ve yanmaktadır da! Gerekli soruşturmalar elbette yapılmalı, suçlular cezalandırılmalı, eksiklikler, aksaklıklar hızla giderilmelidir.  Ancak “Kıbrıslı Türkler şu anda iç sorunlarla boğuşmaktadır ve darmadağınık durumdalar. Önlerine ne konsa kabullenecekler” şeklinde bir izlenime yol açılmasın, neden olunmasın!

Annan Planı referandumu günlerinde de dağınıklık vardı. Dıştan dayatılmıştı plan. Halkın yüzde kaçı okumuştu? Bir yerlerden nemalanan ve ortalıkta dolaşan siyaset simsarları, karıyı kocaya, evladı da ana babaya ters düşürerek, kavga ettirecek noktaya getirmişlerdi…

Son günlerdeki gidişat biraz da ona benzemektedir. Öğrencilerle, velileriyle oynanmakta, kendi hedeflerine giden yolda alet olarak kullanmaya çalışmaktadırlar. Kaza ile ya da saat düzenlemeleriyle hiç ilgisi olmayan pankartlar ortaya çıkarılmakta, amacın ne olduğu dolaylı da olsa itiraf edilmektedir.

Bu tür fırsatları kullanarak, Kıbrıs Türkünü sonu meçhul maceralara sürüklemek isteyenlerin elbette beklentileri vardır. Ama onların kişisel beklentileriyle Kıbrıs Türk halkının ezici çoğunluğunun beklentileri birbiriyle örtüşmemektedir.

Olaylarla ilgili olarak bir gazete gelişmeleri ‘Sendikal kalkışma’ başlığıyla verirken, bazı sendikaların, devletin koyduğu kuralları hiçe sayıp, örgütlü oldukları kamu kurum ve kuruluşlarında kendi kurallarını uygulamasıyla KKTC’nin tam anlamıyla bir sendikal kalkışmaya sahne olduğunu yazdı.

Aslında İstanbul Taksim’de ‘Gezi Parkı’ olayları da öyle başlamadı mıydı? Dıştan güdümlüydü ve organize edenlerdi ellerini ovuşturanlar… Avrupa ve ABD medyaları da mal bulmuş mağrubi misali olayları ballandıra ballandıra vermişlerdi… Ölünceye kadar Kıbrıs Türk halkının haklı davasını savunmayı milli bir görev bilen Rauf Demnktaş’a Girne Kapısı’nda ‘barra’ çekildiğinde, Kıbrıslı Türkleri çok seven (!) bazı ülkelerin diplamatları da zevkten dört köşe değiller miydi?

Velhasıl zor ve tehlikeli günlerden geçiyoruz. Bir an önce toparlanmamız ve oyunlara karşı uyanık olmamız gerek!

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.