Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Akay CEMAL

Akay CEMAL

17.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Takvim ve hakemliğe alerji olduğu sürece…

Kıbrıs sorununa ilişkin gelinen süreç konusunda açıklama üstüne açıklamalar yer alıyor. Her siyasi parti, hatta her yayın organı kendi işine geleni ön plana çıkarıyor… Gelişmeleri elbette okuyucuya gerçekçi açıdan ve objektif biçimde yansıtanlar da var.

Rum gazeteleri ise bir bardak suda fırtına koparmada usta mı, usta!..

Son liderler görüşmesinden sonra, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin yaptığı açıklamayı da gördük, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in de!

Fazla bir şey yoktu, ancak satır aralarında çok şeyler vardı. Geçen gün de vurguladığımız gibi, gözler New York’a çevrilirken, Genel Sekreter Ban Ki Moon’un da katılımıyla gerçekleştirilecek ‘Üçlü Zirve’den ne çıkacak? Ne çıkabilir ki! Kırk beş dakikalık görüşmenin bir çeyreği kahve faslıyla geçer, gelinen nokta birinci elden aktarılır, Genel Sekreter de, “aman biraz daha hızlanın ki, ben emekliye ayrılmadan adada çözüme ulaşalım, tadına varalım” diyecek.

Kısacası New York sonrası liderler adaya döndükten sonra da yoğunlaştırılmış müzakerelere devam edecekler. Amaç aradaki görüş ayrılıklarını gidermek veya azaltmak… Azalmazsa ne olur? Anastasiadis, önemli gelişme kaydedilmemesi durumunda, bizim ‘beşli’, Rum tarafının da ‘çoklu’ dediği konferans gerçekleşmez! Rum lider, özlü konularda önemli ilerleme kaydedildiği, ancak diğer konularda yine önemli uzlaşmazlıkların bulunduğunu dile getirdi.

Anastasiadis, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıslı Türklerin endişelerine anlayış gösterdiğini, Kıbrıs Türk tarafının da kendilerinin endişelerine aynı anlayışı göstermeleri durumunda tüm ‘Kıbrıs halkının’ istediği şey olan çözüme ulaşma perspektifinin olduğunu söyleyebileceğini ifade etti.

Bu sözlerin altında öyle anlamlar yatıyor ki, nereye çekseniz oraya gider. Ancak kimse bizi “Kıbrıs Rum tarafının endişelerine anlayış göstermiyoruz” diye suçlamasın. Cumhurbaşkanı Akıncı bu konuda çok kez açıklama yaptı, empatide bulundu. Ama Kıbrıs Türk halkının gelecek güvencesini Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinde gördüğünü de belirtti. Rum tarafının da buna anlayış göstermesini beklemek, Kıbrıs Türk tarafının hakkı değil midir?

Onların endişelerini anlamakla birlikte, bizim endişelerimizin de anlaşılması ve anlayışla karşılanması gerekmez mi?

Halk lisanıyla kendileri 15 Temmuz 1974’te ‘densizlik’ yapmasalardı, tüm adayı Yunanistan’a bağlamak, yani Enosis’i gerçekleştirmek amacıyla darbe girişiminde bulunmasalardı, bu günkü duruma düşerler miydi? Böyle

davranmakla Türkiye’yi müdahaleye kendileri davet etmedi mi? Darbe sonucu Ada’dan kaçan ve New York’a giderek, BM Güvenlik Konseyi kürsüsünden “Daha ne duruyorsun Türkiye; garantör ülke olarak müdahale etsene, mükellefiyetlerini yerine getirsene, darbe ile bozulan düzeni yeniden tesis etsene” diye çağrıda bulunan dönemin Rum lideri, ‘Cumhurbaşkanı’ Başpiskopos Makarios değil miydi?

Toplumların güvenlik konusu mutlaka önemlidir ve endişelerin giderilmesi esastır. Birinin kaygılarını giderirken, ötekinin kaygılarına neden olmak çözüm değildir! Geçmişin acı deneyimlerini ve de gerçekleri dikkate almaksızın gelecek güvencesini sağlayabilmek mümkün değildir!

İki taraf arasında ortaya çıkan bir farklı anlayış daha var ki, o da takvim ve zaman olayıdır. Kıbrıs Türk tarafı, Denktaş zamanından beri müzakere sürecinin, daha fazla oyalamaya meydan vermemek için bir takvime bağlanmasını ısrarla isteyen, savunan taraftır. Akıncı’nın sık sık 2016 yılı sonuna kadar bir çözüm hedefiyle çalışıldığını zikretmesi de bu anlamda önemlidir. Her ne kadar Rum lider Anastasiadis de, arada bir aynı ifadeleri terennüm etse de, ne denli samimidir?

Niye takvime ve BM’nin hakemlik müessesesine karşı çıkılmaktadır? Mesela AB, hakemlik rolü üstlenecek olsa, AB üyesi olan Rum tarafının lideri olarak Anastasiadis’in o öneriyi seve seve, koşa koşa kabul edeceğine kuşku olabilir mi? Genelde müzakereleri BM’nin hakemliği önünde takvime bağlamak, Rum tarafı için ‘ayaktaki nasır’ anlamındadır. Bastın mı kıyamet kopar!

Akıncı da, Rum tarafının hakemlik ve takvime olan alerjisini mutlaka biliyor ki, takvim yerine hedef olarak, sık sık 2016’nın sonunu işaret ediyor. Bir başka deyişle uyarıyor.

Daha ne diyelim yani; olursa olur, olmazsa da dünyanın sonu gelmez!

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.