Akacan Holding
Akay CEMAL

Akay CEMAL

25.03.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Yemek buluşması ve ötesi

Rum Meclisi’nin ENOSİS (Adanın Yunanistan’a bağlanması, ilhak edilmesi, Yunanistan’la birleşmesi) plebisitine ilişkin kararından sonra, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın gösterdiği tepki yerindeydi… ‘Bu kararı geri alın, ya da değiştirin’ türü yaklaşım sergileyen Akıncı’ya bazı çevreler hariç, genelde herkes destek çıktı.

Çünkü Akıncı haklıydı ve sağduyu bunu öngörüyordu…

“Ben, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulabilmek için dirsek çürüteceğim, ama sen Kıbrıs sorununu yaratan ve kötülüklerin anası olan ENOSİS’i yeniden canlandıracaksın. Böyle bir şey kabul edilebilir değildir” düşüncesiyle Akıncı tepki koyunca, Anastasiadis de kapıyı kırarcasına çekip gitti ve müzakere masası da devrilmiş oldu.

Bunu yapan Rum lider, hiçbir şey olmamış gibi, ABD ve Avrupa turuna çıktı. Herhangi bir ülke kendisini kınayabildi mi? Hayır. Ya Akıncı yapsaydı, benzeri bir davranışta bulunsa ve kapıyı çekip gitseydi neler olmazdı? Rum tarafı dünyayı ayağa kaldırır, kıyametleri koparırdı…

O nedenle Kıbrıs sorununa her iki tarafın onay verebileceği bir çözüm kolay kolay zor bulunur. Çünkü ortada çifte ölçü var, ayrımcılık, kayırmacılık var. Dahası Rum tarafı doğal gaz derdinde… Türkiye’yi bu işlerden uzak tutma çabalarında. Esasında Kıbrıs’tan uzak tutma sevdasında! Bunun için şeytanla bile işbirliği yapmaktan kaçınmıyor. “Türkiye’nin düşmanı benim dostumdur” ilkesinden hareketle, Türkiye’nin ilişkilerinin bozulduğu ülkelerin kucağına balıklama atlıyor ve yeni dostluklar oluşturuyor, anlaşmalar imzalıyor, askeri tatbikatlar yapıyor.

Türkiye de bunun farkında, KKTC de!

Bu koşullar altında müzakerelerin devamı bile Türk tarafının iyi niyetinden ve hoşgörüsünden kaynaklanıyor. Kaldı ki, Avrupalı, ABD’li otoriteler, sonuç alınmazsa dahi görüşmelerin devamını istiyor ve bunun için de sık sık memnuniyetlerini dile getiriyorlar. Neden mi? Zaten bölgede ve dünyada karmakarışık bir durum var. Bundan dolayı “Bir de sizinle uğraşmayalım. Oturun oturduğunuz yerde. Nasıl olsa bir şey çıkacağı yok, ama gene de siz görüşmeleri sürdürün” havalarında…

Esasında ay sonu yemek buluşması bulutları dağıtabilir. Her şeye karşın karşılıklı iyi niyeti sergilemek gerek. Türk tarafının bu konulardaki hassasiyetini algılamak lazım… Çünkü Enosis’in şakası yoktur. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın da ifade ettiği gibi, Enosis, Kıbrıs’ta kötülüklerin anasıdır, adeta baş belasıdır. Enosis tutkusu olmasaydı, bu ülkede ne Türk’ün kanı akardı, ne Rum’un, ne de İngiliz’in!

Bal gibi de geçinip giderdik bu adada. Her iki halkı da rahatlıkla barındıracak büyüklüktedir. Ama o Enosis hülyası yok mu, işte bu adayı cehenneme çevirmeye yetti de arttı bile!

Ancak Enosis uğruna mücadele edenleri biraz da çekirgeye benzetmek lazım. Çekirge Enosis’i gerçekleştirebilmek için 1 Nisan 1955’te sıçramıştı… Olmadı, başaramadı. Bu kez 21 Aralık 1963’te öyle bir sıçrama yaptı ki, Kıbrıs Türküne cehennemi yaşattı, çok acılar çektirdi… Ama ikinci kez de başaramadılar. En nihayet ‘Çekilin oradan, bu kez başaracağız’ diyerek çekirge 3’üncü kez sıçradı. Hem de tüm gücüyle! Yunan Cuntası, buradaki EOKA ‘B’, Rum Milli Muhafız Ordusu, Yunan Alayı ve silahlı diğer gruplar hep birden Makarios’a çullandılar, darbeyi gerçekleştirerek alaşağı ettiler.

Makarios’un Türkleri ekonomik bakımdan sıkboğaz ederek, ablukaya alarak, Enosis’i gerçekleştireceği sözü vardı. Bir yerde ‘Silahsız Enosis.’ Ve birkaç yıl daha sürmüş olsaydı, belki de Makarios başaracak, amacına ulaşacaktı… Ancak zamanın çok uzadığını ifade edenler, darbeyi 15 Temmuz 1974’te yaptılar. Bir diğer deyişle çekirge 3’ncü kez sıçramıştı… İşin şakaya gelir yanı yoktu…  Birkaç gün sonra sıra Türklere de gelecekti, zaten hedef ve amaç oydu. O günlerde Liderimiz Dr. Fazıl Küçük, bana “Bu kez de gelmezlerse işimiz borudur” demiş ve tek umudunun Türkiye’nin müdahalesi olduğunu söylemişti…

Haklıydı, çünkü Kıbrıs’ta, ikinci bir Girit faciası yaşanacak, bir gecede Türkler Girit’te olduğu gibi ortadan kaldırılacaktı… Plan oydu.

Her neyse; önemli olan Rum liderliğinin bunları bilerek ve gerçekleri halkına aktararak, iki halkın da bu adada barış içinde yaşayabileceği bir uzlaşıya varabilmek, bunun için de gerekli iyi niyeti kanıtlamak, 1974 öncesine dönüşü hayal etmemek ve gereğini yerine getirmek..

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu, “Rum Meclisi’nin adımlarından memnunuz” diyor. Öyle de arkası ne gelecek? Kıbrıs Türk tarafının ağzına çalınacak bir parmak bal olmasın da… Aldatmaca olmasın da! Çünkü biz Türkler, genelde yapılanları erken unuturuz. İyi niyetliyiz, hoş görülüyüz. Sanırım biraz da saflık var. Her hal ve kârda Rum tarafına, “Batı istese de, ilelebet müzakere masasında oyalama taktiklerine boyun eğmeyeceğimizi, daha fazla tahammülümüzün kalmadığını” vurgulamak ve bu yöndeki gerekli mesajları iletmek durumundayız.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.