Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Akay CEMAL

Akay CEMAL

22.04.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Zamane çocukları, kanayan yaralarımıza parmak bastı…

‘Çocuk deyip de geçme’ diye bir söz vardır. Maşallah cin gibidirler. Hele de bu çağda… Her türlü olanağa sahipler. Her gün televizyon karşısındalar. Bilgisayarda, internette… Ya akıllı cep telefonları, sosyal medya olayı?..

Büyüklerden daha maharetlidirler. Dedik ya, teknolojik gelişmeye daha iyi ayak uydurabilmekte, Olayları kendi pencerelerinden daha sağlıklı değerlendirmektedirler.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, 23 Nisan’ı Türk çocuklarına olduğu kadar, dünya çocuklarına da armağan etmişti… Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) de adını ‘Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ koymuştu... Çocuklara bir günü armağan eden dünyada başka bir lider var mıdır?

Atatürk, dünyadaki savaşların insanlığı, özellikle de çocukları olumsuz etkilediğini, yaşamdan kopardığını, bu nedenle de barış ve dostluğun pekişmesinin küçük yaşlardan başlamasının önemini anlatmaya çalışmıştı… ‘Yurtta Barış Dünyada Barış’ sözünü boşuna söylememişti…

Her neyse; 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları çerçevesinde çocuklar, Cumhurbaşkanlığı, Meclis Başkanlığı, Başbakanlık, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı, ayrıca Gazimağusa Belediyesi ve Polis Genel Müdürlüğü makamlarına oturdular, görüş, düşünce ve önerilerini aktardılar. Bakanlar Kurulu’nu topladılar ve bir dizi kararlar aldılar. O kadar ki, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, kendilerine Kıbrıs sorununa ilişkin bilgi bile verdi. Tabii ki anlayabildikleri lisandan… Eşitlik üzerinde dururken, daha iyi bir gelecekten, barış içinde yaşamaktan söz etti.

Meclis Başkanı Sibel Siber, tüm çocukların büyüdüklerinde siyasi, sosyal ve sivil toplumda ülke için çalışan birer birey olmalarını diledi. Başbakan Hüseyin Özgürgün, çocuklara “Derslerinizin yanında, spor, sanat ve kültüre önem veriniz” dedi. Gazimağusa Belediye Başkanı İsmail Arter, “Onlar geleceğin yetişkinleri; görüş ve önerileri çok ilginç” şeklinde konuştu. Polis Genel Müdürü Süleyman Manavoğlu ise, öğrencileri kabulünde, cep telefonu ile konuşmamalarını, mutlaka kemer takmalarını ve bu konularda aileleri üzerinde de denetimci olmalarını istedi.

Peki, çocuklar ne istedi, önemli olan da bu.

Her şeyden önce büyüklerin beceremediği temiz bir çevre. Yine büyüklerin başaramadığı yeşil bir ülke… Daha

başka? Toplu taşımacılığın uygulanması, çok daha fazla fidan dikimi, asgari ücretin artırılmasını, daha fazla park alanı ve spor tesisi, kansere karşı daha etkili mücadele ve önlemler, kolej sınavlarının kaldırılması, organik tarıma ve güneş enerjisine geçilmesi…

Bunlar belli başlı sorunlar değil midir? Akıllarına geleni vurguladılar ve büyüklere, yöneticilere mesajlar vererek, sorunların çözümü konusunda çaba harcamalarını, çözüm getirmelerini istediler. Makam koltuklarında kaldıkları kısacık sürede daha ne diyeceklerdi? Herhalde narenciye sektörüne, hayvancılığa, turizme, sağlığa ve benzeri konulara değinecek halleri yoktu ya!

Gerek yöneticilerin onlara tavsiyeleri, gerekse çocukların büyüklere verdikleri mesajlar bu ülkenin kanayan yaralarıdır. Bu yaraları sarmak, tedavisini yapmak elbette büyükleri olduğu kadar, o minikleri de sevindirecektir. Çünkü onlar, her Allahın günü evlerinde anne-babalarından, büyüklerinden dert dinlemekten daha bu yaşta yoruldular. Geleceği sağlam temeller üzerine oturtabilmek, huzur dolu bir yaşam ortamı yaratabilmek için onları yormaktan vazgeçelim ve sorunsuz bir ülke yaratmanın yollarına bakalım. Çocukları sevindirmek istiyorsak, dediklerini yapmak zorundayız. Çünkü onlar, yarının idarecileridirler.

 

***

 

Çağlar gitti, İnönü Meydanı öksüz kaldı…

 

Dünyanın neresinde olursa olsun, her semtin belirli karakterleri vardır. Çağlar da Lefkoşa’da İnönü Meydanı’nın simgelerindendi… Taksicisinden sandviççisine, bakkalından tatlıcısına, makinist Ali Usta’dan, oto elektrikçi Hasan Kazım’a varıncaya kadar herkesle haşir neşirdi… Rahmetli Fırıncı Rifat’ın oğlu Özel, babadan kalma bakkaliyeyi çalıştırırken, demirbaş müşterisi Çağlar Burçaklı’ydı… Hani Arasta’da meşhur ‘Düğmeciler’ dedikleri Munise ve Aysel hanımlar var ya, onların kardeşleri…

Çok iyi bir insandı, kendinden başka kimseye zararı yoktu. Mücahit emeklisiydi ve merhum Halil Kaymaklılı gibi o da sabahtan başlardı… Bir dönem inzibat olarak görev yapmıştı…

Allah gani gani rahmet eylesin. Ailesi ve sevenlerinin başı sağ olsun.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.