KıbrısFm
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ali BATURAY

Ali BATURAY

13.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Beklemek, bekletmek, bekletilmek

Beklemek, bekletmek, bekletilmek pek sevilen şeyler değildir.

Beklemek, sonunda iyi bir şeye kapı açıyorsa kıymetlidir de sonuçsuz olduğunda hayal kırıklığı yaratır.

Acı tatlı neleri beklemedik ki?

Zaten bu ülkede yaşayanlar Kıbrıs sorununun çözülmesini beklemek gibi bir derde sahip ki bundan daha büyük bir bekleyiş olabilir mi?

Mesleğim nedeniyle hayatım beklemek ve bekletmekle geçti.

Beklemek payıma bir “dert”, bekletmek hep bana “eksi” olarak yazıldı...

Bekletmek belki de benimle ilgili en olumsuz yanlardan birisi...

Mesleğimle ilgili beklerken, sevdiklerimi de bekletiyorum.

Kalbimde bir ağrıdır bekletmek ve sevdiklerimi ihmal etmek...

Ancak bu gazetecilik de bakkal dükkanı değil ki kapıyı kapatasın da istediğin yere gidesin…

Hiç beklemediğin anda beklemediğin şey oluyor ve başlıyor beklemek, bekletmek…

Yukarıdaki cümleye bakın içinde ne kadar “bekleme” kelimesi var değil mi? Meselenin ruhuna uygun.

Tam kapıyı çıkarken gelen bir telefon, tam gidecekken patlak veren bir olay, tahmin edemeyeceğiniz kadar zamanınızı alır…

“Müdürsün sen, niye bekliyorsun?” derler size. Gazeteci müdürler, normal bir şirket müdürü gibi değildir.

Bir şirketteki müdürün işe dahil olmasıyla gazeteci müdürünki aynı değildir.

Önemli bir habere giden muhabirini beklemeyen, o heyecanı duymayan bir yönetici gazeteci bana göre o işi yapmamalı.

Beklemek de yetmez bazen, kalkıp olay yerine de gitmelidir gazeteci müdür.

Zorunlu olarak gideceğiniz davette yer alsanız bile, eliniz de kulağınız da hep telefonda olur.

Aklınız bulunduğunuz yere uyum sağlayamaz ki önemli bir haber varsa...

Gazetecinin yaptığı plan, verdiği randevu, bulunacağı arkadaş toplantısı, aniden patlak veren önemli haberle hemen iptal olur. Plan yapma özürlüdür gazeteciler.

Derler ki “İşini ailenden arkadaşlarından daha fazla mı seviyorsun?” diye...

Kişi olarak biraz abarttığım oluyor, biraz işkoliklik var bende, evet farkındayım ama işimi, ailemden ve arkadaşlarımdan daha fazla sevmiyorum.

Aynı kefeye koymuyorum ki kıyas yapayım.

Sorumluluğun içinde mutlaka sevgi de vardır ama insanın ailesini sevmesi ile işini sevmesi, bir tutulur mu?

Ya da insan, arkadaşları, dostları ile işini tercih sırasına koyar mı?

Ben de koymuyorum, uzaktan bakan öyle görmese de gerçek bu...

“Ailen mi işin mi?” diye bir soru anlamsız aslında, bu sorunun cevabı bile yok…

“Gazetecilik zor meslektir” denirken aslında öyle çok da olağanüstü büyük zorluklardan falan söz edilmiyor...

Evet kendine özgü birçok zorlukları da vardır ama işin ruhuyla ilgili o büyük zorluktur kastedilen.

İşte bu da anlatılamaz, anlatmak için seçilen kelimeler, sözler yetersiz kalır…

Ne söyleseniz duymak istenilen cevabın karşılığı olmaz, çünkü gazetecilik zorluğu anlatılan bir şey değil, yaşanılandır...

Günah çıkarmak için yazmıyorum bunları...

Mesleğe başladığım günden beridir, yaklaşık 30 yıldır “mesleğin zorluğunu” ve “benim niye bu işe tutkun olduğumu” anlatmaya çalışıyorum ama bu konuda pek başarılı olduğum söylenemez.

Önceki gün gazetede çok bekledik arkadaşlarla. Beklerken bunlar geldi aklıma…

Mont Pelerin’den gelecek haberin gecikeceğini tahmin ediyorduk da hayvancıların eyleminin bizi saat 03.00’e kadar bekleteceğini doğrusu düşünmemiştik.

Olayın saat 03.00’te bitmesiyle bitmez ki bu iş, yazılması, redakte edilmesi, gazeteye yerleştirilmesi de var...

Mont Pelerin’deki arkadaşımız Emine Davut Yitmen, “Sizi fazla beklettik galiba” dedi.

Halbuki bizi daha fazla bekleten hayvancılarla hükümetin uzlaşma arayışıydı…

Koca gün hesaplamalar yapmayı akıl edemeyen hükümet, gecenin bir vakti hayvancılara ne verebileceğinin hesabını yapmaya başladı ve saatler 02.45’i buldu.

Saatlerce bekledik, ne Mont Pelerin’den “anlaşma” haberi geldi, ne de hayvancılarla hükümetin uzlaşı arayışından…

Kapıdaki bekçiden, şoföre, muhabirden düzeltmene, baskıcıya, dağıtımdaki arkadaşlara kadar bir dolu insan sabahladı gazetede…

Bu insanlar çoğu kez tam evlerine gidecekken gelen bir telefonla bir günü diğerine bağlayıp işyerine hapsolabiliyorlar.

Tümü de ailesini çok seviyor, işleri zor ama ne tuhaf ki o işi ihmal ettikleri aileleri için yapıyorlar...

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.